Tuncay Özkan Entrikalar Savaşı

G.W.Bush başkan seçilmesinden sonra Irak ABD’de ilk gündem maddesi oluşturdu. ABD 1991 Körfez Savaşında başaramadığı (yarım bıraktığı işi) şahinler iktidarı sayesinde tamamlamak istiyordu. Ortadoğu’da tüm devletlerin iktidarları değişmiş bu arada ABD’de 1 nci Bush dönemi sona ermiş yerine Clinton geçmişti. Clinton döneminde Iraklı muhaliflerle iletişime geçildi ve Saddam yönetimi savaşsız devrilmeye çalışıldı. Ancak bu darbe hiç bir zaman gelmedi. Saddam Hüseyin gelirlerinden mahrum kalsın, kitle imha silahları yapılmasın, ordu beslenmesin diye konulan BM yaptırımları ve çevreleme siyaseti yıllarca devam etti. Bunun acısını en çok Irak halkı çekti.
Ortadoğu, dünya petrol rezervinin %65’inde sahipti ve ABD politikasının temel unsuru bu bölgedeki petrol kaynaklarının güvenliğinin sağlanmasıdır. Clinton döneminin çifte çevreleme politikasına şahinlerin rejim değişikliği politikasını da ekledi. Irak, iktidarın ilk günlerinde ilk gündem maddelerinden biriydi. Ancak 11 Eylül saldırıları ABD’nin hedef ve önceliklerini değiştirdi. Taliban harekatından sonra Irak yine gündemdeydi. BM Güvenlik Konseyi kitle imha silahları hakkındaki BM kararlarına uymadığı gerekçesi ile 1441 sayılı kararı ile silah denetimlerini yeniden başlattı.
ABD’nin Irak’a karşı bir askeri harekat düzenlemesi olasılığı bölgede endişe yarattı. Irak’ta bulunan etnik farklılığının yanı sıra Sünni – Şii farklılığı, savaş sonrası Irak’ın parçalanmış ve kargaşa içinde bir devlet olacağını düşündürüyordu. Saddam sonrası Irak sorunu 3 ana nokta üzerinde yoğunlaşıyordu;
1.Irak’ın parçalanması önlenebilecek mi ?
2.Irak’ta istikrar tesis edilecek mi?
3.Ne tür bir rejimle yönetim yapısı kurulacak ?
Türkiye bir yandan PKK terörüyle uğraşırken diğer yandan 1 nci Körfez Savaşında yapılan hataların bedelini ödemek zorunda kaldı. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL Talabani ve Barzani ile görüşmüş, bu da Ankara’da rahatsızlık yaratmıştı.Çünkü bu görüşmelerin yapıldığı kişiler Kürt lider statüsüne geçiyorlardı. 1995’te Ankara’da kaygı veren bir olayda Kuzey Irakta Barzani ve Talabani arasında yaşanan çatışmalardı. 1996’da Talabani ile Barzani daha önce Paris’te varılan mutabakatta benzeri yeni bir anlaşmaya vardılar.
PKK 1996’da kendisine bir kurtarılmış bölge edinmeye girişince Türkiye Barzaniye destek oldu. PKK’nın elinden Barzani’yi Türkiye kurtardı. ABD’nin Irak’a düzenleyeceği askeri operasyonun başlıca gizli nedeninin petrol olduğu yaygın bir kanıydı. Irak, S.Arabistan’dan sonra kanıtlanmış petrol rezervleri açısından dünyanın 2 nci ülkesidir ve petrolünün kalitesi çok yüksektir. ABD bugün dünya G.S.Y.M.H.’sının 1/3’üne sahiptir ve dünya petrolünün ¼’ini tüketmektedir. Tükettiği petrolün %52’sini ithal etmektedir. Bu durum, ABD’nin enerji güvenliğini, üretici ülkelerin siyasi ve ekonomik güvenliğine bağlı kılmaktadır. ABD’nin toplam petrol ithalatının %25’i körfez ülkelerinden yapılmakta ve petrol tüketimi günden güne artmaktadır.
ABD, Clinton iktidarı ile çifte çevreleme siyaseti izlemekteydi. Bu siyasetin askeri boyutu 36 ve 33 ncü paralelleri arasının uçuşa yasak bölge ilan edilmesidir. ABD uçuşa yasak bölge uygulamalarını BM güvenlik konseyinin 688 sayılı kararına dayandırdı. Bu siyaset 1995’e kadar başarıyla uygulandı. 1995’e gelindiğinde, Clinton yönetimi içinde çevreleme siyasetinin daha ne kadar sürdürebileceği tartışmaları başladı. Tartışmalar sonunda Clinton yönetimi bir yandan çevreleme siyasetini sürdürme, diğer yandan da rejim değişikliğine matuf, örtülü operasyonlara devam etme kararı aldı. Bu arada BM Güvenlik konseyinin 986 sayılı kararı ile petrol karşılığı gıda programı yürürlüğe girdi. Bu, sertlik yanlıları için bir ikilemdi. 1996’da gelindiğinde darbe planları da desteğini ve umudunu yitirecekti. ABD Savunma Bakanı Perry’nin bölge ülkeleri ziyareti, ABD’nin olası bir operasyonda destek bulmadığını ortaya çıkardı. 1996’daki seçimlerden Clinton yeniden başkan olarak çıktı. Ancak kabinede önemli değişikler yaparak sertlik yanlıları yanına almıştı. Körfez Savaşı’nda ABD, Bağdat’a kadar ilerleyemedi. Başkan Bush’un çağrısı ile Irak’taki halklar, bir diktatör olan Saddam Hüseyin’i kenara çekilmek zorunda bırakmaya çağrıldı. Birkaç gün zarfında kuzeyde Kürtler, güneyde Şii’ler ayaklandı ve 18 ilden 14’ü Saddam karşıtı güçlerin kontrolüne girdi. ABD, bu ayaklanmalara destek vermedi. Saddam kısa sürede ayaklanmaları bastırdı. Bu ayaklanmalardan sonra Saddam yüzbinlerce Şii’yi ve binlerce Sünni Kürt’ü öldürdü. Türkiye’ye doğru bir mülteci akını başladı. Ankara’nın beklemediği mülteci akınına karşın, yine Ankara’nın ısrarı üzerine Türkiye’ye yardımcı olmak amacıyla Çekiç Güç kuruldu. Çekiç Güç, başlangıçta masum amacından zamanla uzaklaştı.
Saddam Hüseyin, Kürtlere ekonomik ambargo başlattı. Bu taktik hamle stratejik bir mağlubiyetle sonuçlandı ve Kürtler birkaç yıl içerisinde bölgenin denetimini ele geçirdi. KDP ve KYP bir Kürt Ulusal Meclisi oluşturulması için anlaştılar. Yapılan seçimler her iki partinin, meclisteki sandalye sayısı 50-50 olarak tespit edildi. 5 üyelik ise Süryanilere ayrıldı. Bu seçime; “yalnızca Kürdistan vatandaşları katılabilir” koşulu bulunduğundan, Türkmenler seçime katılmadı. KDP ve KYP 10.000 Kürt’ten oluşan “Kürt Ordusu” oluşturma kararı aldılar. KDP ve KYB arasında ilk çatışma 1994’te çıktı. Eylül 1995’te ABD’nin arabuluculuğu ile taraflar Dublin’de biraraya gelerek geçici bir ateşkes imzalandı. Bu anlaşmayı müteakiben KDP ve KYB arasında çatışmalar devam etti ve ikili anlaşmalar imzalandı.
Clinton yönetiminden sonra iktidara gelen G.W.Bush’un yeni doktorini “Önleyici Savaş”tı. ABD Kongresi Temsilciler Meclisi kanadı, 10 Ekim 2002’de Başkana Irak’a karşı askeri güç kullanma izni verdi. Rusya ve Fransa’nın Irak’tan önemli çıkarları bulunmaktaydı. BM Güvenlik Konseyi’nin iki daimi üyesi olan bu ülkelerinin ikna edilmesi güç görünüyordu. BM 08 Kasım 1441 sayılı kararı ile Irak’ta son bir şans verilmesini kabul etti. Bu karar uluslar arası kamuoyunda tepki yarattı. Irak tüm bu tepkileri rağmen 1441 sayılı kararı uygulayacağını ve Denetçileri kabul edeceğini açıkladı.
ABD askeri operasyon dışında suikast ve darbe gibi örtülü operasyonları gündemine almıştı. Ancak bu iki operasyon çeşitleri de bir süre sonra ABD açısından cazip ve makul bir seçenek olma niteliğini kaybetmiştir. ABD askeri harekat beklendiği şekilde devam ederse ilk önemli hedefine ulaşacak ve ulusal güvenliğini ve dünya barışını tehdit ettiğini ileri sürdüğü çok önemli bir başağrısından kurtulacaktı. Irak muhalefeti, Saddam Hüseyin sonrası dönemde, ne denli uzlaşma kültürü sergileyecektir? Bu gruplar birbirinden farklı demokrasi ve federalizm anlayışları sergilemektedirler. Dolayısıyla nasıl bir sistem olacağı ve nedenli oturacağı belirsizdi. ABD’nin önündeki temel mesele bölgedeki farklı etnik ve dini grupların çıkarıyla kendi hedef ve çıkarları arasındaki dengeyi kurmak olacaktır.
Saddam sonrası rejimin demokrasi, federalizm, merkeziyetçi hükümetten hangisi olacağı belirsizdi. ABD’nin girişeceği ulus inşasının ne ölçüde başarılı olacağı, ayrıca Irak halkının dokusuna ne ölçüde uyacağı da belirsizdir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>