Mehmet Ali Birand 30 Sıcak Gün

5 Temmuz 1974 Pazartesi günü kırmızı bir kağıdın üzerinde çok gizli damgası ile, Kıbrıs Yunan Dairesi müdürü Ecmel Barutçu’ya verilen kağıt parçasında şunlar yazılıydı; << Bu gün saat 08.30 civarında Makarios’a karşı bir darbe olduğu öğrenilmiştir. Başpiskoposun sarayı etrafından silah sesleri gelmektedir. T.C. Lefkoşe Büyükelçiliği >>

 

Bu sırada dışişleri bakanı Turan Güneş ise Pekin’deydi. Başbakan Bülent Ecevit ise, yöre halkına, kaçakçılık ile mücadeleyi anlatmak için “afyon ekimini başlatma” konusunda konuşma yapmak üzere Afyon – Denizli gezisine çıkmak üzere Etimesgut havaalanında bulunuyordu. Uzun uğraşlardan sonra, Başbakana ulaşıldı ve telgraf kendisine okundu. Bu haber başta Ecevit olmak üzere, bir çok kişiyi sarsmıştı. Halbuki daha önce de Kıbrıs ile ilgili gelişmeler olmuş fakat, bunlara dikkat edilmemişti ve iyi izlenilmemişti.

 

Ecevit, bakanlar kurulu ve komutanlar ile toplantılar yaparak görüşlerini aldı ve darbenin Yunan cuntası tarafından düzenlendiğini, ileride açıkça Enosis’i hedef alan bir hareket olduğunu düşündüğünden, enerjik davranarak ordunun kullanılması ve hazırlıklara başlanması gerektiğini bildirdi.

 

Bu arada, NATO ve bazı büyük devletler soğukkanlı olmamızı nasihat ediyorlardı. Halbuki, bir harekette bulunulmadığı taktirde Yunanistan’ın, bir süre sonra güneyimize inmesi söz konusu olacak ve tehdidi artacaktır. Başbakan Ecevit, şimdiye kadar yapılan siyasette hep demeçlerle işlerin yürütüldüğünü, ikinci planda kalındığını ve bunun için de öne geçmenin gerekliliğine inanıyordu.

 

Sonuçta, kesin olarak adı konulamayan müdahale kararına varılmıştı. Fakat, uygulanacağına inanan kişi sayısı çok azdı. Buna rağmen, diğer bakanlar da Ecevit’e tam yetki verdiler. Silahlı Kuvvetler ve hükümetin aldığı ortak karar ile Cumartesi günü müdahaleye uygun gün olarak kararlaştırıldı. Bu karar tamamen siyasi bir karardı ve Silahlı Kuvvetlerin hiçbir etkisi olmamıştı.

 

16 Temmuz Salı günü, tüm dünya Yunanistan’ın aleyhindeydi. ABD ise “Bekle Gör” politikası uyguluyordu. Rauf Denktaş bile müdahale yapılabileceğine inanmıyordu. Cumartesiye kadar bir hazırlık devresi vardı. Bu devrede dünyaya gerçek niyet gösterilmeden faaliyetler sürdürülecek ve tüm diplomatik olanakların denendiği gösterilecekti. Bu amaçla Türk heyeti Londra’ya gitti.

 

Bu arada 1967 yılında yapılan planlar değiştirilerek hem karadan çıkarma, hem de havadan indirme yapılması kararlaştırıldı. Harekat baskın tarzında başlayacaktı.

 

17 Temmuz Çarşamba günü Başbakan Bülent Ecevit, İngiltere Başbakanı Wilson ve Dış İşleri Bakanı Callaghan ile görüştü. Fakat oluşan hava olumsuzdu. Görüşmenin bir sonuca varmayacağı anlaşılmıştı. İngiltere garantörlük görevini üzerine almadan, aradan sıyrılarak, yerini ABD’ne bırakmaya çalışıyordu. Gerçekten de devreye Kissinger’in temsilcisi Sisco girmişti. Bu arada Başbakan Bülent Ecevit Türkiye’yi arayarak, Perşembe günü yapılması gereken meclis toplantısının Cumartesi günü yapılmasını istedi. Bu bir aldatma taktiği idi. Bu arada Sisco, Yunanistan’a giderek isteklerimizi bildirecekti.

 

18 Temmuz Perşembe günü Türkiye’de diğer partiler başkanları nezdinde müdahale hakkında görüşmek üzere toplanmışlardı. Sonuçta alınan kararla hükümetin izlediği politika desteklendi. Londra’da bir sonuca varamayan Başbakan Bülent Ecevit ise, Türkiye’ye döndü.

 

19 Temmuz Cuma günü Başbakan Ecevit, Genelkurmay’a giderek son hazırlıklar hakkında bilgi aldı. Harekatının amacının, Kıbrıs’ta Türk toplumuna çıkış sağlayacak bir bölge tutmak olduğunu tekrarladı. Her şey hazırdı. Saat 11.30’da 5 muhrip, 31 çıkarma gemisi, yaklaşık 3000 asker Mersin’den yola çıktı. Yunanlılar da Türkiye’nin müdahalede bulunacağına inanmıyorlardı. Sisco Türkiye’ye gelmiş fakat bir sonuca ulaşamamıştı. Kendisine artık çok geç kalındığı belirtilmişti.

 

20 Temmuz Cumartesi sabah saatler 05.05’i gösterdiğinde savaşın soluğu ilk uçağın havalanması ile duyulmaya başlanmıştı. Ardında Başbakan Ecevit, dünyaya harekatın barışçı niyetlerle yapıldığını duyurdu. Uçaklar hedefleri devamlı olarak bombalarken çıkarma da başlamıştı. Bu arada Türkiye’de halk coşku içerisinde, tekrardan kendine gelen güven ile sokaklara dökülmüştü. Yunanistan’da ise korku ve sessizlik hakimdi. Genel seferberlik ilan edilmişti. Türkiye’ye karşı bir savaş havası esiyordu. Fakat ABD, böyle bir savaşa müsaade etmemekte kararlı idi.

 

Diğer ülkeler de Türkiye’yi hareketinde haklı buluyordu. İlk dalga Kıbrıs’a çıkmıştı, fakat havanın kararması ile birlikte Yunanlılar ve Rumlar baskılarını artırmışlardı. Bu baskı sabaha kadar sürdü. Oldukça tehlikeli anlar geçirilmişti.

 

21 Temmuz Pazar sabahı havanın aydınlanması ile birlikte yeniden Türk uçakları Kıbrıs semalarında görülmeye başladı. Alınan bir keşif raporundan, bir Yunan konvoyunun görüldüğü bildirildi. Hava ve Deniz Kuvvetleri arasında yapılan bilgi teatisi sonunda, bu gemilere taarruz etmek üzere savaş uçakları kaldırıldı. Sonuçta Kocatepe Muhribi battı.

 

22 Temmuz Pazartesi Başbakan Ecevit, komutanlar ile yaptığı toplantıda ateşkes zamanını saptayarak ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’e bildirdi. Yunanistan’da yönetim tamamen karışmış, ateşkes konusunda konuşulabilecek bir yetkili bulunmakta zorluk çekiliyordu. Başbakan Ecevit, saat 17.00’dan itibaren ateşkese uyulduğunu belirtmiştir. Fakat karşı taraf bu karara uymadığından dolayı Kara Kuvvetleri ilerlemelerine devam etmiştir. Bu ilerleme hedeflenen sınıra kadar sürmüştür.

 

23 Temmuz Salı günü harekatın durması ile TBMM toplanmıştı. Harekatın gidişi ve sonucu hakkında konuşuldu. Orduya şükran ve Başbakan Ecevit’e tebrik mesajları yağıyordu. Yunanistan’da yönetim sivillere geçmiş ve başbakanlığa Karamanlis getirilmişti. Durumdan Türk hükümeti de, memnun kalmıştı. Yunanistan, tarafından, siyasi nedenlerden dolayı Cenevre Konferansı’nın ayın 25’ine ertelenmesi istendi. Türkiye de bunu kabul etti.

 

24 Temmuz Çarşamba günü Lefkoşe Havaalanının etrafı Türk birliklerince sarılmıştı ve alan ele geçirilecekti. Fakat Barış Gücünün Komutanı kendi kendine alanı Rumlardan teslim almıştı. Bu durumda Türk Kuvvetleri ile Barış Gücü karşı karşıya kalmış oluyordu. Sonunda alanın alınmasından vazgeçildi. Sıra Cenevre Konferansına gelmişti. Türkiye moral bakımından çok iyi düzeydeydi ve Kıbrıs’ta bir köprü başı tutmuştu. Yunanistan ise hala karışık durumdaydı. İngiltere geri planda kalmaya devam ediyordu. ABD Türkiye’nin hareketine taraftar görünürken, Rusya Atina’ya doğru kaymaya başlamıştı.

 

Daha önce yapılan hatalardan dolayı dili yanan Türkiye’de basın “Davamızı masa başında kaybetmeyelim” başlıkları ile yankılanıyordu.

 

25 Temmuz Perşembe günü yeterli hazırlığa sahip olmadan, taraflar Cenevre Konferansı hazırlığı için apar topar yola çıktılar. Akşam saatlerinde başlayan toplantıda bir sonuç alınamayınca, ertesi gün buluşmak üzere toplantıya ara verildi.

 

26/27 Temmuz günleri toplantıda Yunan heyeti devamlı olarak Türkiye’nin ateşkese uymadığından bahsediyor ve anlaşma maddelerinin konuşulması eksperlere bırakılıyordu.

 

28 Temmuz Pazar günü Cenevre Konferansı’na Dışişleri Bakanları da katıldı. Turan Güneş, anlaşmada yer alan “Askerlerin Çekilmesi” maddesi üzerinde mutabakata varmıştı. Fakat Başbakan Bülent Ecevit, anlaşmada böyle bir maddenin bulunmasını istemiyordu.

 

29/30 Temmuz günleri defalarca yapılan telefon konuşmalarında Başbakan Bülent Ecevit ikna edilememişti. Kissinger sonunda Ecevit ile telefonla görüşmüş ancak o zaman bir görüşmeye varılmıştı. Bu anlaşmaya göre oluşturulan metinde Türk askerinin çekilmesi olayı ileri bir tarihe kaydırılmış oluyordu.

 

Fakat bu olayın ardından, Türk askerleri ile Rumlar ve Yunanlılar arasındaki emniyet hattının genişliği sorun olarak ortaya çıkmıştı. Yunan tarafı 600 metre, Türk tarafı ise 10 kilometre olmasını istemiş, sonunda 2 kilometre olarak karara bağlanmıştır.

 

1/7 Ağustos’da Atina’da halk ve eski cunta üyeleri hükümeti eleştiriyorlardı. Türk heyeti ise büyük bir coşku ile karşılanmıştı. Fakat diğer ülkelerin iyi tutumu, yavaş yavaş Yunanistan’a doğru kayıyordu. ABD’nin baskısı ile Cenevre’de ikinci bir konferans yapılması kararlaştırıldı. Bunun üzerine ekipler yola çıktı. Eğer anlaşma sağlanamaz ise ikinci harekat için parola “ Ayşe Tatile Çıksın” olacaktı.

 

8/9/10 ve 11 Ağustos’da konferans komisyonlar tarafından sürdürüldü. 10 Ağustos günü Rauf Denktaş ve Klerides’de konferansa katıldılar. Konferans gittikçe çıkmaz bir hal alırken, konferans ve başkentteki hava da gittikçe elektrikleniyordu.

 

12/13 Ağustos’da Türkiye iyi niyetini göstermek amacı ile altı kantonlu ve iki bölgeli olan tekliflerini verdi. Kıbrıs’ın ikiye ayrılması Klerides tarafından kesinlikle reddedildi. Devam eden görüşmelerde, diğer teklife de olumlu cevap verilmedi.

 

Son olarak 14 Ağustos Çarşamba, Türk heyeti tekrar anlaşma yolu için uğraştı fakat, yine bir sonuca ulaşılamadı. Saat 02.35’i gösterdiğinde parola gönderilmiş ve İkinci Kıbrıs Barış Harekatı başlamıştı. Bu arada Yunanistan sürpriz bir kararla NATO’dan ayrıldığını bildirmişti.

 

ANA FİKİR VE BAŞLICA ESAS FİKİRLER:

Bir savaşa karar vermede uluslar arası desteğin önemi ve yapılan harekatla ülkemizin soydaşlarımıza ve tüm ada halkına getirdiği barış vurgulanmaktadır.

Savaşın devam eden heyecanı ve baskısı içerisinde, yönetimdeki kişilerin ve komutanların nasıl bir psikolojik ortam içerisinde karar vermek zorunda kaldıkları gözler önüne serilmektedir.

 

 

 

KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER:

Kitap, yaşanan savaşın başından sonuna kadar bir gazetecinin tarafsız bir bakış açısıyla incelenebileceğini göstermesi açısından önemlidir.

Komşumuz Yunanistan’ın eline geçirebildiği her fırsatta “Megali İdea” rüyasını gerçekleştirmek için her türlü gayreti sarf edebileceği bir kez daha anlaşılmıştır.

Ülkemizin haklı olduğu bir davada olsa dahi uluslar arası platformlarda yalnız kalabileceği bu harekatta yürütülen politikalarda görülmüştür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>