Maeve Binchy Ateş Böceklerinin Mevsimi

Eğik gelen güneş ışınları, bar tezgahının üstündeki, halka halindeki izleri aydınlatıyordu. Kate Ryan bir yandan ayakkabılarını fırlatıp ayaklarına lastik çizmelerini geçirirken, bir yandan da eline bir bez alıp onları sildi. El çantasını tezgahın altına sıkıştırırken, neredeyse aynı hamle ile mutfak kapısını açıp Eddie ile Declan’ın yeni gelen kıza eziyet etmediklerinden, emin olmak isterler. Yeni kızın yüzü hüzünlü, gözleri kıpkırmızıydı ve çiftlikteki evini özlüyordu. Eddie ile Declan kızın üzerine çok giderlerse kaçıp gidebilirdi.Ancak,neyse ki üç hafta geçmesine rağmen evdeki kaplumbağa onlar için hala çekiciydi.Çocuklar yüzü koyun uzanmış lahana sapı veriyor,o yiyince de sevinç çığlıkları atıyorlardı.
Michael ile Dora buruşuk okul giysilerini üstlerini başlarını temizlemek için yavaşça banyoya girdiler.Tamda bugün anneleri neden gelmişti sanki?Kendilerine çeki düzen vermek için en azından bir saatleri olacağını hesaplamışlardı. Okulu ilk kez kırıyorlardı. Dora, rahibe Lauraya karnının ağrıdığını söylemişti. Rahibe Laura, Doranın ilk aybaşı olabileceğini düşünerek, anlayışlı davranmış, peder Kevinde olayı umursamamış ve barda büyüyen bir çocuktan önüne paketlerle konan her türlü çerçöpü yemekten başka bir şey beklenemeyeceğini söylemişti. Ancak, o gün okula gitmeleri fazla tehlikeliydi. Eğer adam gecenin bir yarısında Fernscourt’ta dolaşıyorsa, gidip eşyalarını almaları gerekiyordu.Her nasılsa ikisi de bunu aynı anda düşündüler ve ne yapmaları gerektiğini fark ettiler.Adamın kendileriyle karşılaşacaklarını hiç hayal bile etmemişlerdi.John hep barda olduğundan,Ryan’lar öğle yemeklerini hiçbir zaman ailecek yemezlerdi. Evin bir numaralı kuralı çocukların barda hiç ama hiç görünmemeleriydi. John müşterilerinin çoğunu oraya evde çocukların çığlık çığlığa koşuşturmacısından kaçmak için geldiğini, Ray’da da aynı durumla karşılaşmalarına izin verilmeyeceğini söylüyordu.Bu nedenle,Dora ile Michael yemeğe otururlarken barda kimlerin olduğunu bilemezlerdi. Eddie ile Declan her zaman ki saatte eve döndüler.
Bayan Hayes, Kate Ryan’ın vermiş olduğu menekşeleri dikiyorlardı. Bayan Ryan her tür çiçekten anlıyordu. Bayan Hayes Judy Byrne’in hakkındaki bazı küçümseyen sözlerini duymuştu. Bayan Hayes bizzat alınmıştı. Ryanlara da sadece akıl danışmak için uğramıştı. Bayan Ryan ona menekşeleri vermiş ve geçen Bir müşterinin otomobiliyle gitmesini sağlamıştı. Güneşin altında yürümek için çok uzun bir yol demişti. Olivie Hayes tembih edildiği gibi çiçekleri güzelce suladı.
Çay saatinde peynirli makarna yapacaktı. Bu akşam Ryanların küçük kızı geliyordu. O ve Greece O’Neall çok samimiydiler.
Durmadan konuşup gülüşüyorlardı. Onları seyretmek insana iyi geliyordu. O’Neall ailesine bir şeyler olduğunu biliyorlardı. Her neyse, Greece’te bir şey anlatmıyordu.
Tomy Leonard işi Bay O’Neill’in sinirli olmasına bağlıyordu. Gecikmeler ve beceriksizlikler yüzünden insanlara bağırıp çağırdığını duymuştu. Zaten Tomy Leonarda göre bütün babalar sinirliydi. Çünkü kendisininki başlı başına bir iblisti.
Jaciate ile Liam White birinin hastalanmış olabileceğini düşündüler. Bir akşam babaları eve çağrılmıştı. Dolayısıyla belkide bir hastalıktı. Dr. White onlara bir şey söylemedi; hastalarından asla söz etmezdi. Ancak kızamık yada kaba kulak gibi basit bir şey olsa söylerdi, demek ki ölümcül bir hastalıktı.
Kitty Daly sürekli Maggi’ye Grace’nin neden artık oynamaya gelmediğini ve Kerry’nin yatılı okuldan dönüp dönmediğini soruyordu. Küçük kız, kardeşi bilmiyor gibi görünse de inanmıyordu. Dora Kerry’nin okuldan döndüğünü biliyordu. Çünkü Bay O’Neill’in onu almaya gittiği akşam oradaydı. Ancak ertesi gün Grace telefon edip kimseye bir şey söylememesini rica etmişti.
Kerry uzun bir tatil için eve geldi. Diğerleri tam olarak anlayamadılar ama , bu sanki herkes için durumu değiştirdi. Onunda katılması her şeyi değiştiriyor bir şekilde daha yetişkin bir hale getiriyordu. Bazen ırmağın yukarısında yüzmeye gittiklerinde Kerry’de geliyordu. Bazen de gelmiyordu. Orada olup olmayacağını hiç bilemiyorlardı. Grace’te bilmiyordu. Bazen onunla bisiklete biniyor başka zamanlarda farklı yöne gidiyordu. Yada odasında uzanıp kitap okuyordu. Grace Kerry’nin bugünlerde babasıyla çok daha iyi geçindiğini düşündü. Paskalyada ağabeyiyle babası savaşa tutuşup Kerry bir şey açıklamayı reddeder, babası da ısrar edip tehditler savururken kendisinin odasına kapanıp bütün gün İrlanda dili çalıştığı o korkunç günler bir daha tekrarlanmıştır.
Grace Kerry’nin ilk yatılı okulundan duvarlar rutubetli olduğu için ayrıldığına inanmıyordu. Ancak babası Grace burnunu sokup, sormaz ise çok makbule geçeceğini söylemişti. Kerry’ye sorduğunda omuz silkmekle yetinmişti. İkisi de bunu aklından çıkarmasını söylemişlerdi ve Grace de öyle yapmaya çalışmıştı. Bazı günler daha kolay oluyordu. Üçü Donegaldeki kumsala koşup oynarken, bazen üçü birden evdeyken babası gözlerini evrakından kaldırıyor, uzun uzun ve düşünceli bir şekilde Kerry’ye bakıyordu. Grace işte o zaman her ne olduysa unutulmadığını anlıyordu. Kerry onlara bakıldığında bayılıyordu. Sal yapmanın kolay olduğunu söyleyen Kerrydi. Nede olsa, insanlar yıllardır dünyayı keşfetmek yada ıssız adalardan kaçmak için sal yapıyorlardı. Yalnızca aynı boydaki tahtaları birbirine bağlamaktan ibaret değilmiydi. Birdenbire hepsi tahta arar oldular: Tomy Leonard dükkanın arkasında bakınırken, Maggie mandıranın arkasındaki kasaları kırmaya çalıştı ve yanlarında çalışan Charlie’den tahta parçaları istedi. Michael arka bahçedeki sundurmada eski kazıklar buldu. Liam White İrish colege’den kart gönderip şeytani bir yer olduğunu söyledi. Çirkin kızlar durmadan kıkırdaşıyor, dört yaşındaki çocukların gece karanlığında bile utanacakları felaket danslar yapılıyor, artık kimse hiçbir dilde konuşamıyordu. Grace’in sal dan söz eden mektubunu aldığında kıskançlıktan çıldırmıştı.
Jacinte White Dora’ya bayan Fine’in bay O’Neill’in metresi olduğunu söyledi. Amerika da yıllardır sevgili olmuşlardı. Jacinte bunu çok iyi bir kaynaktan biliyordu. Liam’ın inanmadığını, çünkü metresler ve sevgililer konusunda hiçbir şey bilmediğini söyledi.Ama doğruydu.Aslında Grace’nin bayan Fine’in üvey anneleri olmasından korktuğunu söylediği günden beri bunun böyle olduğunu bilen Dora şiddetle karşı çıktı.
Arkadaşı Grace’nin kötü bir babası olmadığını ve annesinin de kötü bir arkadaşı olmadığını savunmak için çok hayalcisiniz Jacinta dedi.Sende çok havalardasın Dora,hem Kerry O’Neill konusunda hiç umudum yok.Jacinta suratını asıp uzaklaştı.
Madam Vartin kederlerin hanımı gibi duruyordu.Uzun,beyaz bir yüzü ve sürekli ağlayacakmış gibi titreyen incecik dudakları vardı.Açık mavi gözleri keder içinde yüzüyordu.Mösyö Vartin ise çok farklıydı.Ufak tefek toparlaktı ve tıpkı bir makineli tüfek gibi sürekli tıkırtılar ve patlamalarla gülüyordu.İkisi de tek kelime İngilizce bilmiyorlardı.Madam Vartin’in kuzeni Matmazel stephinie Dora’ya görevlerini açıklamaya yetecek kadar İngilizce konuşuyordu.
Vartin’lerin üç küçük çocuğunun kahvaltısını hazırlayacak,onları yürüyüşe çıkartacak ve her gün beş cümle İngilizce öğretecekti.Sonra öğle yemeğine kadar onlarla oynayacaktı.Yemekten sonra kendi derslerini yapmakta serbestti.Akşam yemeğinde servise ve sonrada sofranın toplanmasına yardım edecekti.Haftada üç sterlin karşılığı harçlık alacaktı ve kırların ortasında,her yerde uzakta olduklarından parasını harcayacak hiç bir yer yoktu.Çocuklar korkunçtular Ve Mösyö’de ona sık sık dokunma eğilimindeydi,yanından geçerken üstüne abanıyordu.
Madam’ın gözleri öylesine kederliydi ki,Dora neredeyse onunla konuşmaya çekiniyordu.Eğer stephnie olmasa çıldırabilirdi.Stephanie’nin evde ne yaptığı bilinmiyordu.Genelde örtü katlarken yada çiçek toplarken görülüyordu.Odalardan birine perde dikme işi bütün yaz sürmüştü.Bazen öğleden sonra küçük otomobili alıp gidiyor,bazen meyve topluyordu.Dora hiçbir anlam veremiyordu.Dora nasıl apar topar Fransa’ya gönderildiğine inanamıyordu.Daha önce Londra veya Belfast’e gitmemiş olan o,Dora Rayn,arabayla Paris’ten geçmiş Zafer Takı’yla Eyfel Kulesi’ni görmüştü.Matmazel Stephanie sonra onu Fransız taşrasındaki bu ıssız,eski eve getirmişti.
Olive Hayes Mauntfern’den tam da istediği gibi,vakur ve havalı bir şekilde ama gürültü patırtı olmadan ayrıldı.Kerry onun gidişini umursamadı bile Bayan Hayes böyle olacağını biliyordu.Artık onun işine yaramayacaktı.Bir zamanlar sevimli davranırdı,ama sevimlilik geçer akçeydi;Bayan Hayes için harcamaya gerek yoktu artık.İçinde büyük bir huzur ve başarmış olma duygusu vardı,hiçbir şey için pişmanlık duymuyordu.Hep bunu planlamıştı.
O’Neill’in cömertliği eğer umduğu gibi gitmezse geri dönmesini de olası kılmıştı.Kasabadaki küçük evini,bebeği olan genç bir çifte kiralamıştı.Az bir kira ödeyecek ve onu da adına,shelia whelan’ın postanesinde yatıracaklardı.
Olive Hayes her zamanki sakinliğiyle ve nezaketiyle bardakilere veda etmeye geldiğinde Kate’de uğradı.Tazminat davasında ona şans dileyen çoğunluğun aksine,o farklı bir şey diliyordu.
”Bu konuda ne diyeceğimi çok düşündüm Bayan Ryan ve belkide ben yalnızca ihtiyar bir iş güzarım,ama eve bağlı yaşadığımızdan Kerry O’Neill’in ne kadar tehlikeli bir genç olduğundan belki farkında değilsinizdir.”
”Oh Bayan Hayes bilmem mi?”Kate iç çekti.”ne kadar dengesiz olduğunu çok iyi biliyorum.Elimden geleni yapıp kızımı Fransa’ya gönderdim,ama çocuğu sonsuza dek de kendi köyünden süremem ki.”
”Saygısızlık etmek istemem ama o dengesiz biri değil ;ne yaptığını ve ne istediğini çok iyi biliyor.Son derece bencil.Belki de Tanrı’nın izniyle kızınız onun gerçek yüzünü görür.
Kate uzun süre Olive Hayes’in elini tuttu, ardından Olive Hayes Mountfern’den ayrıldı.
Hava tahmininde güneşli olacağı, yer yer yağış yağacağı bildiriliyordu. Bayan Purcell sertçe “ Umarım yağmurlar İrlanda’nın geri kalanına dağılır ve hepsi birden burada toplanmaz” dedi.
Rahibin soğuk algınlığı bir türlü geçmiyordu. Dr.White o yaşta bir adamın üşüteceğini cereyanda durmamamsı gerektiğini söyledi. Bayan Purcell biraz daha ilgi ve daha kesin bir reçete isterdi. Rahip takdis töreninde her halde şiddetli cereyanda kalmış olacaktı.
John Ryan saat yedide uyandı. İyi uyuyamamıştı. Gece iki kez kalkıp su içmiş, boğazı kurumuş ve yatakta rahat edememişti. Eskiden Kate yanında uyurken oda uyanır, gidip bir fincan çay koyardı. Belki gece karanlığında oturup sonunda açılacak hotelden konuşur, ortak korkularının yanı sıra birinin hissedip diğerinin hissetmediği korkuları da paylaşırlardı.
Kate yan bahçe de Johnla oturuyordu. Aralarında hiçbir konuşma geçmiyordu. Ona haberi en doğal biçimde vermişti. John ellerini başının arasına alıp oturmuş, olan bitene hayıflanıyordu. Çiçeklerle dolu bahçede oturdular. John karısına sıkı sıkı sarıldı. Ona çok iyi bakacak, her şeyin yolunda gitmesini sağlayacaktı. Yeni bir yaşam, yeni bir insan, yeni bir Ryan.
Patrick’i telefona çağırdılar. Öyle çok telefon görüşmesi yapmıştı ki, Jim Castello sonunda Kate’in yeşil odasına gelip arayanlara kendi çıkmaya başlamıştı. Ama bu kez Patricki çağırdı. Uluslar arası New York arıyordu.
“Rachel, Rachel” Sesi kısıldı, ve bir şey diyemedi. Ama sonunda konuştu. Ona rüyasının sonunu anlatacak kelimeleri bulabildi. Sonra almacı yerine bırakıp camlı kapılardan çiçekler içindeki Kate ile John’un kendi dünyalarında oturdukları bahçeye çıktı.
Başlarını kaldırıp ona ; her tarafı kaplayan, hayatlarına hükmeden, bu koca adama baktılar.
“Size söylemeye geldim” dedi. “ Eve dönüyorum” .

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>