Kategori arşivi: Yeni Çıkan Kitaplar

Yeni Çıkan Kitaplar

Stephen King Christine

Arkadaşı Arnie Cunningham birden, “Aman Tanrım!” diye bağırdı.
“Ne oldu?”diye sordu. Çelik çerçeveli gözlüğünün gerisinde gözleri yuvalarından fırlamış gibiydi. Bir elini ağzına koymuş,omzunun üstünden bir şeye bakıyordu.
“Arabayı durdur, Dennis! Geri bas!”
“Sen ne diyor…”
“Geri git. Ona tekrar bakmak istiyordu.”
Arnie’nın kendine özgü bir şaka yaptığını düşünerek geri bastı. Ama bu şaka filan değildi. Arkadaşı deli gibi aşık olmuştu,

Bence o berbat bir şeydi. Arnie’nın o gün onda ne gördüğünü hiçbir zaman bilemeyecekti. Ön camın sol yanındaki çatlaklar bir örümcek ağını andırıyordu.Sağ
arka yan tümüyle içine göçmüş,boyaları dökülmüş ve paslanmıştı. Arka çamurluk
eğrilmişti. Bagaj kapağı yarı açıktı. Döşeme yer yer yırtılıp içinden pamuklar fırlamıştı.
Sanki biri bıçakla döşemeyi kesip parçalamıştı. Bir lastik patlaktı,diğerleri de kabak sayılırdı. Yani berbat haldeydiler. Daha da kötüsü motorun bulunduğu yerin altında bir yağ birikintisi vardı. Arnie 1958 model bir Plymouth Fury’e aşık olmuştu. Şu uzun kuyruğu olan büyük arabalardan biriydi. Ön camın sağ tarafında,yani çatlaklar olmayan yanda güneşten solmuş SATILIKTIR yazılı bir kağıt vardı.

Arnie, “Hatlarına bak, Dennis,” diye fısıldadı. Büyülenmiş gibi arabanın etrafında dolanıyordu. Terden ıslanmış saçları havalanıp havalanıp yüzüne yapışıyordu. Arka kapılardan birini yoklarken kapı tiz bir gıcırtı çıkararak açıldı.

“Arnie, benimle dalga geçiyorsun değil mi? Başına güneş geçti kuşkusuz. Öyle olduğunu söyle. Onu evine götürüp havalandırma aygıtının yatırırım ha? Ama bunları söylerken umutsuzdu. Arnie şaka yapmasını bilirdi fakat o anda yüzü çok ciddiydi. Gözlerindeki çılgınlık ise hiç hoşuna gitmemişti.
Ona cevap vermeye gerek bile duymadı. Eskilik, motor yağı, ilerlemiş çürümenin neden olduğu pis bir koku kapı açılınca etrafa yayıldı. Arnie bunu da fark etmişe benziyordu. İçeriye girip solmuş,yırtılmış arka koltuğa oturdu.Yirmi yıl önce kırmızı olduğunu sandığı döşeme artık soluk bir pembe olmuştu. Uzanıp döşemeden çıkan pamukları pekiştirdi.

Arnie’ya yetmişini geçmişi benzeyen yaşlı bir adam seslendi. Arnie’ya kolay kolay bir şeyden zevk almayan biri gibi gözüküyordu. İyice seyrelmiş saçları uzun ve pisti. İhtiyarlara özgü yeşilimsi bir pantolon ve basketbol ayakkabısı giymişti. Gömleği yoktu. Belini sıkan bir bel korsesi olduğunu fark etti. Korse de leş gibiydi.

“Orada ne iş karıştırıyorsunuz, çocuklar?” Sesi tiz ve hırıltılıydı.
“Arnie, “Efendim, bu araba sizin mi?” diye sordu. Bu soruya gerek yoktu. Çünkü Plymouth adamın çıktığı eski tip evin önündeki çimenliğe park edilmişti. Evin önündeki çimenlik de bakımsızdı.

Og Mandino 12. Melek

John Harding, Nev Englad da bağlı küçük bir kasaba olan Boland da doğmuştu.
Çocukluğu ve gençliğinin bir kısmı burada geçmiş ve dokuz yaşından sonra her yıl geleneksel olarak düzenlenen beyzbol maçlarında oynamaya başlar.Küçükler ligi adı verilen bu müsabakalarda gösterdiği üstün performans,profesyonel takımların iştahını kabartır.Çok gençken ulusal turnuvalarda oynamaya başladığında ona geleceğin yıldızı olarak bakılmaya başlanır.Ama bir sakatlık onun spor hayatını tamamen bitirir.En azından John öyle düşünür…..
Spor hayatı biten Jhon okuluna dört elle sarılarak, yüksek derece ile mezun oldu ve California’daki bir yüksek ileri teknoloji firmasında çalışmaya başladı. Evlendi ve bir oğlu oldu. Daha sonra bir bilgisayar şirketinin başkanı ve genel müdürü seçildi. Yurt çapında tanınan biri haline geldi ve tüm ulusal medyada boy gösterdi.
Daha sonraki yıllarda firmanın New England merkezinde bulunan Millenyum bilgisayar firmasının genel müdürü olmayı kabul etti. Bu aynı zamanda onun doğduğu yere yeni anavatanına dönmesi demekti. Concord da yeni işyerine yakın bir yerde ev almaktansa dğoduğu büyüdüğü yer olan ve işine pek fazla da uzak olmayan Boland da ev almaya karar verdi. Böylece hem eski dostlarıyla birlikte yaşayacak hem de doğa ile iç içe yaşayabilecekti.
John’un karısı Sally ve oğlu Rick’te bu kara’dan memnun olmuşlardı. Kasabada villa tipi bir ev satın alıp yerleştiler. Aradan iki ay geçince kasaba halkı onlar için bir hoş geldin partisi düzenlediler. Kasaba çok küçük olduğu için tüm herkes onları bu karnaval havasındaki partisine katılmışlardı. Bu Jhon ve ailesi için çok büyük bir onur olmuştu. Jhon ve sally birbirlerine bakarken sanki “ne iyi yaptık” der gibiydiler. Acaba iyimi yapmışlardı.Tabi bunu zaman gösterecekti…
Bu karşılama töreninden kısa bir süre sonra Jhon doğduğu kasabaya gelip geleceğine bin defa pişman oldu. Çünkü bir trafik kazası 17 yıllık eşini ve biricik oğlunu ondan alıp gitmişti. Bu dünyadaki en değerli iki varlık artık onu hiç göremeyecek; o da onlara sarılıp öpemeyecek, oğlu ile beyzbol oynamayacaktı. Onu hayata bağlayan değerler olmadıkça bu dünyada yaşamanın Jhon için hiçbir anlamı yoktu. Şan ,şöhret, para, ev ve araba ve kariyer artık onun için hiçbir şey değildi. İlk işi şirketinden istifa etmek oldu. Her ne kadar şirket yönetimi onu bu davranışından vazgeçirmeye çalışmış ve istifasını kabul etmemiş bile olsa, o bundan sonra çalışmayı düşünmüyordu. Ona verilen4 aylık ücretsiz iznin onun için hiçbir anlamı yoktu.
John karısı ve çocuğu öldükten sonra uzun süre evde kendini hapsetmişti. Bu arada yememiş içmemiş sadece düşünmüştü. Neyi mi? ölmeyi , karısına çocuğuna kavuşmayı, oturduğu masanın çekmecesini açıp, tabancayı eline aldı. John’un artık kapı falan umrun da değildi. Ama kapının ısrarla vurması ve adının ısrarla tekrarı sonucu, kalkıp pencereden bakma gereğini duydu. Orta yaşlı bir erkek kapıda duruyor ve adının Bill West olduğunu söylüyordu. Neden sonra John Bill’in kendisinin beyzboldan çocukluk arkadaşı olduğunu hatırladı. Tabancasını yerine koyup dışarı çıktı.Bill ve John birbirine sarıldılar.Bill John’a karısı ve çoçuğu için çok üzgün olduğunu ve yeni duyduğu için ancak gelebildiğini bildirdi ve mutlaka John’un yardımına ihtiyacı olduğunu, onunla gelmesi gerektiğini söyledi. John, Bill’in teklifini isteksizce kabul etti. Ama o bunun onun hayatını kurtaracağını elbette bilmiyordu.
Bill, John’a Boland’da geleneksel olarak düzenlenen beyzbol maçlarında takımlardan birini çalıştırmasını istiyordu. John önce bu teklifi şiddetle reddetti ama daha sonra eski günlerin hatırına da olsa bunu kabul etti. Dört takımlı ligde John Melekleri çalıştıracaktı. Aslında John’u hayat bağlayan beyzbol değil takımdaki Timothy Noble adındaki zayıf ve çekimsiz bir çocuktu. Timothy beyninde ur olan ve sayılı günleri olan bir çocuk olmasına rağmen ve tüm turnuva bitinceye kadar sadece final maçında sayı yapabilen bir çocuk olmasına rağmen takım arkadaşlarına ve John’a motivasyonu veren aynı zaman da takımın şampiyon olmasını sağlayan çocuk olmuştu. Nasıl mı? Asla, asla, asla vazgeçmeyerek. Timothy tüm maçlarda başarısız olmasına rağmen ve öleceğini bilmesine rağmen asla vazgeçmemiş ve John’u hayata bağlamıştır.
John,Timothy’nin bisikleti bozulduğu zaman antrenmanlara dört,beş saatlik yolu yürüyerek geldiğini görmüş onda bir gariplik olduğunu sezmiş, doktoru ve annesiyle tanışarak onun hakkında konuşmuştur.Durumu öğrenince kendi durumu ile karşılaşmıştır. Şampiyona sonunda melekler şampiyon olmuş ve Timothy bu olayı hayatının en güzel olayı olduğunu belirtmiştir Timothy fenalaşıp mezarına “Asla, Asla, Asla, Vazgeçmedim!” yazılmıştır.
Böylece John,küçük Timothy sayesinde hayata yeniden bağlanmış ve evine,işine tekrar dönmüştür.Kendisine küçük Timothy’nin felsefesini şiar edinmiştir.Ona minnet duygusunu belirmek için mezarını sık sık ziyaret etmiştir.