Kategori arşivi: Seçmece

Seçmece

Kamuran inan Dış Politika

DIŞ POLİTİKA FAKTÖRLERİ

Değişmeyen Faktörler: Vatan Türkiye’nin stratejik önemi

Komşularımız

Komşularımızın kendine göre hedefleri vardır. Suriye, Irak, Yunanistan, Rusya.

Tarih, kültür, din ve etnik yakınlık dış politika hedeflerinin tespitinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’daki Türk ve Müslümanlarla çok rahat bağ kurabilecek avantajlara sahiptir. Oysa bu ülkelerle ilgili malumat için Dış işlerinde bir arşiv bulmak mümkün değildir. Böyle bir potansiyel milli bir hedef haline getirilememiş. Üzülerek söylüyoruz ki, tarihi fırsat değerlendirilememiştir. Oysa, dış politikada tarih bilgisi, tarih analizi çok önemlidir. Komşu devletlerden başlayarak , dünyadaki önemli güçler, dış ilişkiler tarihini, milli hedef ve motiflerini iyi bilmek iyi tespit etmek gerekir. Ayrıca diğer memleketlerin, yalnız hükümet olarak değil, millet olarak da Türkiye’ye karşı duygu ve tutumlarını iyi takip ve analiz etmek lazımdır.

Dış politikayı yönlendiren bir faktör de rejimin şeklidir. Türkiye 1950’de demokrasiye girmekle demokratik memleketler ailesine ve bunların kendi aralarında geliştirdiği kuruluşlara katılmıştır. NATO gibi.

Ekonomik menfaat ve ilişkiler de dış politikayı etkileyen faktörler arasına girmiştir. Büyük denilen devletlerin menfaat, zenginlik kaynakları hakkında geniş araştırma, değerlendirme bilgileri vardı. III. Dünya devletlerinde memleket menfaatlerinin bunu koruyacak elemanların eksikliğinden dolayı korunamadığı görünmektedir. Oysa ki ekonomik güç bugün dış politikada askeri güçten dahi daha etkilidir. Milletler arası ilişkilerde kuvvet gösterisinin de zaman zaman gündeme geldiğini görmekteyiz. Yapılan askeri harcamalar ve uygulanan tatbikatlar bir manada diğer devlere karşı caydırıcılık içindir.

Kamuoyu da dış politikayı etkileyen bir diğer dış faktördür. Bir meselenin kamuoyuna mal edilmesi desteğinin sağlanması, dışarıda kabul görme, etkili olma imkanını artırır. Bu da şüphesiz anlatmaya, toplumun bilinçlenmesine ve milli davalar arasında mobilize olmasına bağlıdır. A.T. örnek veriliyor. Ciddi bir kamuoyu yapılmadığından ses getirmemiştir. Portekiz ise başarılı olmuştur. Batı Avrupa da 2 milyonu aşkın Türk olmasına rağmen henüz teşkilatlanamamış , demokratik bir şekilde kendi haklarını ve milli menfaatlerini savunur hale gelmemiştir. Dış temsilciliklerimiz ise bunun lüzumuna bile inanmamışlardır. Diplomatlarımız az istisna ile bilindikleri memleketlerin etkili çevreleri, basın-yayın organları ile temas etmekten çekinirler. Türkiye’ye tanıtma, meselelerimizi anlatma ilgili çevrelere bilgi verme yoluna gitmezler Bizim anlatamadığımız durumda aleyhimize propagandalarla Türkiye hakkında yanlış bilgiler verilmektedir.

Kamuoyu oluşturmada başvurulan bir yol da menfi propagandadır. Eskiden bir maksatla bir çok memlekette bakanlık kurulmuştur. Şimdi adı Enformasyon-Tanıtma Bakanlığı olmuştur. Aynı vazifeyi devam ettiriyor. Türkiye’nin bu konuda başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Dışarıda propaganda faaliyeti yürütemediğimiz gibi milli dayanışma ve birlik de dış politikanın önemli faktörüdür.

Salıklı bilgi sahibi olmak dış politikanın önemli faktörüdür. Amerika, İngiltere, Sovyetler Birliği gibi devletlerde dünya devletlerine ait detaya giren bilgiler vardır. Dış ilişkilerde ikili temaslarda devletler ve şahıslarla ilgili ön bilginin olması savunulacak olan görüşlerde kararlı olmayı sağlar. Bizim diplomasimizde bu konuda eksiklikler görülmektedir. Bilgisayar çağında halen bilgi bankamız gelişmemiştir.

İstihbarat: Bilgi sahibi olmak için bunları toplamak gerekir. Tarih boyunca gizli bilgiler toplamak için çeşitli metot ve araçlar kullanılmıştır. Dış istihbaratımız da yeterli değildir. Önceden alınmış yeterli güvenilir istihbarat milletlerarası ilişkiler bakımından olduğu kadar,savunma bakımından da önemlidir. İsrail gibi bir devlet dünyanın neresinde hangi silah üretiliyor , kimlerin eline geçiyor takip etmektedir. Türkiye bu konuda zayıf olduğu gibi başka devletler tarafından malumat alınan bir ülkedir.

Dış Politika- İç Politika İlişkisi: Bunlar birbirine bağlı birbirini etkileyen faktörlerdir. Dış politikanın iç politikayı etkilemek için kullanıldığı görülmektedir. Bazen iç ekonomik ve sosyal sıkıntı karşısında, kamuoyunun dikkatlerini çevirmek düşüncesiyle dış ihtilaf ve gerginlikleri tahrik eder ve yüksek seviyeli temasları yoğunlaştırarak gösterişe ağırlık verirler. Diplomasi iç siyasi açığa yama olarak kullanılmamalıdır. Papandreau “ Türk tehdidi iddia ve propagandası ile muhalefeti susturmaya, kendi etrafında milli birliği sağlamaya çalıştı. “

Politika Tespiti: Milletler arası önemli meselelerde politika tespiti ve kararlara varmak kolay bir iş değildir. Türkiye’nin ani gelişmeler karşısında tutum tesbit ettiği, zamanında tepki gösterdiği nadirdi. Oysa ideal olan dış politikanın devamlı olması, sık değişmemesi, milletlerarası ilişkilerde güven verme çok önemlidir. Diplomatın artık aldatanı değil, güven vereni başarılı olmaktadır. Diplomatik temaslarda şahsi dostluklar kurmak devlet menfaati açısından kazanç getirmektedir. Bu tür dostluklar karşı tarafın tekliflere açık olmasını sağlayabilir. Türkiye’de ilgili bakanlıkların süresinin az olması tecrübe birikiminin kesintiye uğramasına sebep olmaktadır. Bilhassa dış işleri uzun yıllar tecrübe neticesi iyi bir dış işleri yetkilisi olmayı sağlamaktadır. Tecrübe birikim istemektedir.

Menfaat Sahası: Bir devletin dış politikası ve dünyadaki yeri iç ve dış potansiyeli toplamına eşittir. Büyük devletler menfaat sahaları oluşturur. Amerika, Sovyetler Birliği. Bunun için askeri ve ekonomik güç gerekir. İngiltere ve Fransa gibi eski imparatorluklar, dillerini konuşan, tarihi bağları bulunan memleketlerle topluluk oluşturmuşlardır. İngiliz Milletler Topluluğu gibi.

Dış politika dinamiktir. Dış politikada krizlerin kontrolü önemlidir. Büyük devletlerin “kriz kontrol merkezleri” vardır. Amaç ani baş gösteren bunalımlara hazırlıklı olmak, gelişmesini önlemek.

Her şey dış politikada insanlar içindir ve insan eliyle yürütülür. Başarısı, yürüten insanların seviyesi ve başarısına bağlıdır. Dış politikayı yönlendiren siyasi liderlerin güçlü olması önemlidir. Demokratik iktidarların hükümetleri dışişleri idaresini en güçlü üyelere verirler. Demokrasinin oturmadığı bazı Akdeniz memleketlerinde ise “zayıf ” elemanı bu makama getirirler; her şey başbakanda toplansın diye.

Dış Politika Hedefleri: Dış politika milli hedeflere göre tesbit edilir. Aktif milli hedefler vardır. Bir devleti büyük hedeflere götürmek, dünyadaki yer ve rolünü takdim etmek, geleceğini sağlam esaslar üzerine oturtmak gibi. Pasif milli hedefler statükocudur. Durumu olduğu gibi muhafaza etmek, her türlü oluşum ve ihtilafın dışında kalmak. Türkiye Atatürk döneminde aktif milli hedefe sahipti. Daha sonra pasif döneme geçilmiştir. Dış politikanın onurlu olması şarttır. Tavizkar “ ver- kurtul ” şeklinde dış politika yanlış ve tehlikelidir. 1938 Münih gibi.

TÜRK DIŞ POLİTİKASI

Türk dış politikasının bir imparatorluk dönemi,bir de Cumhuriyet dönemi vardır. İmparatorluk dış politikasının ciddi bazı yanlışlıklara,çöküş döneminin onur kırıcı tablolarına rağmen,muhteşem bir geçmiş vardır. Bu politikada devlet daima büyük görülmüş,gösterilmiş ve temsil edilmiştir.

 

Cumhuriyet Dönemi Dış Politikası: Bu dönem aktif,dinamik dış politika dönemidir. Türkiye bu dönemde aranan,sayılan,sözü dinlenen bir devlettir. Hatay anavatana katılmış, 1936Montreux Anlaşması ile boğazlar statüsü değişmiştir. Atatürk’ten sonra diplomaside pasif dönem yaşanmıştır. Yine bu dönemde Türkiye Türk dünyasına sırtını çevirmiş bunların ümit ve bekleyişlerini cevapsız bırakmıştır. II. Dünya savaşı sonra 12 adanın Yunanistan’a verilmesinde sessiz kalmıştır. Ayrıca Sovyetler Birliği savaş sonrası Kars, Ardahan, Boğazlar üzerinde hak istemiş, bunun üzerine Türkiye Amerika tarafından Truman Doktrini ile toprak bütünlüğü teminat altına alınmıştır. 1950 Zorlu dönemi Türkiye’nin menfaatlerinin korunduğu dönemdir.

 

Kıbrıs Meselesi: Yunanistan 1963’ten başlayarak Kıbrıs ve Ege’de anlaşmalara aykırı davranmış, Türkiye buna karşılık haklara sahip çıkmamış, nihayet 15 Temmuz 1974’te darbe teşebbüsüne girmiş ve Enosis ilan etmiştir. II. Dünya savaşından sonra Kıbrıs Rumları Atina’nın desteğiyle baş kaldırdılar. 1950’lerde Türkiye “Türkiye’nin Kıbrıs diye bir meselesi yoktur “demiştir. Zorlu döneminde teşebbüsler olmuş, 1959’da Zürich anlaşması yapılmıştır. 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ilan edilmiştir. 1974’te ise Türkiye Rumların Sampson darbesi ve Enosisi ilan etmeleri üzerine çıkartma yapmıştır. Kıbrıs meselesi gündemde iken koalisyonunu istifa etmesi ve 6 aylık hükümet boşluğu esnasında Kıbrıs’la ilgili aleyhimize Rum lobi faaliyetleri propaganda yapmış, yanlış bilgi vermişlerdir.

15 Kasım 1983’te KKTC ilan edilmiştir. Bu milli davada en büyük güç kaynağı ve savunma hattı sayın başbakan Denktaş olmuştur. Yapılan bir hata da Maraş’ın ölü şehir ilan edilmesidir. Batılıların bu meselede az istisna ile Rumların yanında yer almasında tarih, kültür ve Yunan diplomasisinin rolü kadar din faktörü de etkili olmuştur.

A.E.T. Politikası: 25 Mart 1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile altı üyeli Ortak Pazar doğar. Onun karşısında İngiltere’nin başını çektiği yedi üyeli Serbest Müdahale Bölgesi yer alırken, Türkiye’yi NATO’ya sokan zamanın Ankara Hükümeti 1958’de Ortak Pazar’a üyelik için müracaat eder fakat 1960 ihtilali bunu kesintiye uğratır.

Topluluk konusunda Türkiye’nin tutarlı ve devamlı bir politikası olmamıştır. Yaklaşımlar hükümet hatta bakanlara göre değişik olmuştur. Batı kuruluşları ile 45 yıllık mevcudiyetine rağmen, Türkiye henüz Batı ile işbirliği ve menfaat dengeleri, kaide ve inceliklerini anlayabilmiş değil.

Yeni Dünya Düzeni: Sovyetler Birliği’nin yıkılması ile dünya siyasi coğrafyası değişti Türkiye’nin Orta Asya Türkleri ile temas kurması için yollar açılmıştır. Eski Sovyetler Birliği’nden boşalan siyasi denge yönü bizi bekliyor. Oysa Ankara buna hazır değil. Ermenistan- Azerbaycan temasında Ankara zayıf kalmıştır. Kafkaslar ve Balkanlardaki ciddi gelişmeler karşısında Ankara’nın verdiği kötü imtihan milletlerarası görüntümüzü ve Türkiye’ye bağlanan ümitleri zayıflatmıştır. Türkiye fırsatlarını iyi değerlendirmelidir. Körfez krizinde başarılı bir politika izlenmiştir. Kıbrıs harekatından bu yana ilk defa dünyanın dikkatleri Türkiye’ye çevrilmişti.

Arşiv, evveliyat, enformasyon Dışişlerimizin daima zayıf tarafı olmuştur. Dış Türklerin varlığı, Kafkas ve Orta Asya Türk ve Müslüman Cumhuriyetler hakkında da bilgilerin bulunmadığı görülmüştür. Zira çark günübirlik dönsün diye düşünülüp yapılmıştır. Diplomasimiz kadrolarının seviyesi genelde yüksektir. Ancak teşebbüs ve takip sahaları sınırlıdır. Merkezden gelen talimata bağlı kalırlar. Talimatların her zaman akıllıca hazırlandığı söylenemez. Yanlış talimatlara mukavemet etmek ve düzeltilmesini istemek pek az diplomatımızın başvurduğu yodur.

Hiçbir büyükelçi tayininde gidilecek memleketin özellikleri, hizmetin icabı ile gönderilecek şahsın tecrübe ve vasıfları gözönünde bulundurulmaz.

Bakanlıkta sicil sistemi işlemektedir.

Diplomatlarımızın kendi memleketleri hakkında bilgileri sınırlıdır. Memleketini gereği gibi temsil edebilmek menfaatlerini savunabilmek için önceden onu iyi tanımak gerekir.

 

Siyaset Planlaması: Türk Dış politikasının bir diğer zayıf tarafı da orta ve uzun vadeli bir planlamaya dayanmamasıdır. Zorlu zamanında Siyaset Planlama Dairesi kuruldu ama işletilemedi.

 

Müzakere Tekniği: Bizimle ilgili “sahada kazandığını müzakere masasında kaybeder” sözü meşhurdur. Türkiye bazı şahsi gayretler dışında hiçbir milletlerarası müzakereye ciddi bir biçimde hazırlanmış ve ona göre hazırlanmış değildir. En ciddi işler bile “idare etmek” şeklinde yürütülüyor. Gramyko, Stalinin milletlerarası konferansları daima iyi hazırlanarak katıldığını söylüyor. Müzakere ve savunmadaki kayıplarımızın bir kısmı da insanımızın “aile cenaplık” özelliğinden kaynaklanmaktadır. Bu devlet hayatına da yansımıştır. Bizim insanımız karşı taraftan gelen ısrarlara karşı fazla mukavim değildir, vermek kurulmak ister.

 

Dış Politika Vasıtaları: Dış politikanın iki önemli vasıtası vardır. Birincisi dışarıdaki vatandaşların, demokratik bir şekilde milli menfaatlerinin savunacak şekilde teşkilatlanmasıdır. Amerika’daki Rum ve Ermeniler lobi oluşturmuşlardır. Türkler yeni yeni teşkilatlanmaya başlamıştır. Kıbrıs Harekatında Amerikan ambargosunu Avrupa’daki iki milyon Türk’e rağmen delemedik.

Dış politikanın ikinci önemli vasıtası da dış ülkelerdeki dostlardır. Bizler dost kazanmakta ve muhafaza etmede pek başarılı değiliz. Yunanlılar dost ve destek kazanmada önde gelir.

Hareketsiz Diplomasi: Türk Dış politikası daima riskten kaçmıştır. Dış politikamızın seneler boyu sığındığı en büyük mazeret Sovyetler Birliği olmuştur. Aksiyon başlatmak isteyen her siyasi lider Sovyetleri bahane göstermiştir. Türkiye’nin elindeki imkanları her zaman akıllıca kullandığı söylenemez.

 

Dış İlişki Coğrafyası: Türkiye dış politika coğrafyası çok sınırlı tutulmuştur. Orta ve Latin Amerika, birkaç Kuzey Afrika memleketi dışında Afrika kıtasının tamamı, Uzak Doğu, Pasifik uzun süre ihmal edilmiştir. Yüze yakın memleketle ilişiğimiz sadece sathi ve şekli kalmaktadır. Pasifik gelecekte dünyanın önemli bir merkezi olmaya namzettir. Tarihi bağlarımız bulunan Çin ile de ilişkilerimiz iyi merkezi olmaya namzettir. Tarihi bağlarımız bulunan Çin ile de ilişkilerimiz iyi değildir. Bunun neticesinde Dünyada gördüğümüz Siyasi destek zayıf kalmaktadır.

Dış Politika Ekonomi İlişkisi: Türkiye ekonomik menfaati, diplomasinin bir aracı olarak kullanmak imkanına sahip değildir. Oysa günümüzde dış politikanın en etkili baskı aracı ekonomik menfaattir. Büyükelçiliklerimiz Türk işadamlarının dışarıdaki menfaat ve meselelerine sahip olmaktan kaçınmakta bunu hiçbir diplomatik etkinliği olmayan Hazine Müşavirliğine bırakmaktadır.

 

Dış Politika Araştırması: Dış politikada önemli bir husus da siyasi planlama ve araştırmaların, Dışişleri Bakanlığında böyle bir merkezi yoktur. Dışişleri Bakanlığı ile üniversitelerdeki çeşitli enstitülerin de bir işbirliği yoktur. Dışişleri Bakanlığı ile üniversitelerdeki çeşitli enstitülerin de bir işbirliği yoktur. Batı’da araştırma enstitüsü ve kuruluşlarının sayısı ve ihtisaslaşması sebepsiz değildir. Ayrıca Batı’da her siyasi partinin araştırma grupları vardır.

Siyasi partilerimizin programında dış politika klasik, yuvarlak cümleler şeklinde yer alır. Hükümet, programının dış politika bölümünü Dışişlerine Bakanlığı’na bırakır.

Dış Politika Zorluk ve Kozları:Dış politikamızın zorluğu iki sebeptendir: Tarihimizin büyüklüğü, İmparatorluk. Bizim büyümemiz, genişlememiz istenmez. Ayrıca müttefiklerimizin olmayışı da zorluklar arasındadır. Bazı milletler topluluklar kurmuşlardır Arap, İngiliz vs.. Batı ile olan işbirliğimizde din faktörünün de bir zorluk kaynağı olduğu ortadadır. Buna rağmen Türkiye konumunu iyi değerlendirebilecek bir politika takip ederse gelecekte eski imparatorluk dönemindeki gücünü yakalayabilir.

 Dış Politika Grafiği: Atatürk dönemi dış politikası dinamik, başarılar sağlayan bir politikadır. Daha sonra hareketsiz bir politika. II. Dünya savaşına katılmamak ciddi bir başarı kabul edilebilir. Savaş sonrası ile imkanların dışarısında kalmayı başarı kabul etmek zor. 1950’li yıllar Amerika ile yakınlaşma dönemidir. Zorlu’nun Dışişleri Bakanlığı dönemi çok aktif geçmiştir. Koalisyon hükümetlerinde diplomasimizin çalışması hem zorlaşmış hem de ağırlaşmıştır. Türkiye milletler arası alanda etkin rol almaktan itina ile çekinmiş baş gösteren fırsat ve imkanları gereği gibi değerlendirememiştir,Milli menfaat sınırları dar tutulmuş Dünya coğrafyasının büyük kısmı adeta faaliyet sahası dışında bırakılmıştır. Devamlı savunma hesap verme durumunda kalınmıştır. Türk dış politikası mevcut ve tarihi potansiyelin altında seyretmiştir.

PASTORAL SENFONi Dar Kapı

Üç gündür dinmek bilmeyen kar yolları kapadı.Onbeş yıldan beri ayda iki kez dinsel törenlerini yapmayı adet edindiğim R… ye gidemedim.Zorumlu olarak eve kapanışımın bana sağladığı boş vakitlerden yararlaranarak geçmiş günlere döneceğim ve Gerkrude ile ilgilenmeye nasıl götürüldüğümü anlatacağım.

     Bu gece gene lapa lapa kar yağdı.Çocukların sevincine diyecek yok.Çünkü azsonra pencerelerden girip çıkmak zorunda kalacağız diyorlar.Gerçektende bu sabah kapımızın önüne tepeleme yığılmıştı kar,çamaşırlıktan çıkabildik ancak.Bu sakat kızcığazı alıp getirirken onun evimizde nasıl bir yeri olacağını kendi kendime hiç sormadım demiştim.Karımın pek fazla direnci olmadığını biliyordum.

    İşte ben budurumdayken,Val Tıravers li dostum doktor Martins hastalarını dolaşmaya çıktığı birsırıda ziyaretime geldi.Konuşmalarımızda Martins ile aramızda bir tartışma başladı.

Ben,doktorun inanmış gibi gördüğü beşduyunun eninde sonunda bize büyük üzüntü verdiğini kabul etmiyor ve onun kötümserliğine karşı çıkıyordum.

   Getrude ün ilk gülümsemeleri benim için tüm avunç kaynağı oluyor ve emeklerimi yüz katıyla ödüyordu.Bu güç sonuca erişmek ne denli güç olduysa onu izleyen ggelişmeler o denli hızlı oldu.Çünkü bir gecegibi en küçük bir ayrılıştan sonra onu yeniden  bulduğum her seferinde yeni bir sürprizle karşılaşıyordum.havaların ısınmasıyla ilkbaharın gelişi de diyordum kendi kendime,işte böyle azar azar başarı kazanır kış üstüne.karın eriyiş biçiminde kimbilir kaaç kez hayranlıkla bakıp kalışımdır.

    Gerilere döneceğim yeniden;çünkü dün başka işlere daldım.Kırmızı ve turuncu renkler borulu çalgılarla mızıkaların seslerine,sarılarla yeşiller kemanların viyolonsenlerin ve basların s seslerine benzer morlarla maviler de  flütlerin,ağız çalğılarının selerini hatırlatır.Böylece onun kafa gelişmesi için arlıksız uğraşırken,gözle gördüğümüz evrenle sesler evreni arasında ne derin farklar bulunduğunu ve ikisi arasın da yapılan kıyaslamalarırın ne denli kusurlu olduğunu kendi deneylerimle anladım.

     Elini dudaklarıma götürdüm,böylelikle,mutluluğumun bir bölümünün kendisinden geldiğini­bunu ona sözlerle itiraf etmeksizin hissettirmek isteyerek karşılık verdim.Bundan latı ayı aşkın birsüre önce,Agostos un ilk günlerinden birinde,yoksul bir dulu,dinsel görevlerimi yerine getirmek üzere gittiğim evinde bulamayınca kilisede bıraktığım Gertrude üalmak için geri döndüm.Haydi bakalm Gertrude dönmeye hazırmısın?Org çalışmaların iyi gidiyormu?

    ­Evet çok iyi dedi,endoğal sesiyle; bugün gerçekten birkaç ilerleme yaptım, işte size itiraf edecegim şey buydu,diye ekledi,bunun dışında size itiraf etmek gereğini duyduğum hiçbirşey yok,inanın buna.Gertrude hergün biraz zaman ayırmayı kendime ödev yapmıştım.Her gezintide olduğu gibi,o günde durduğumuz yeri betimlememi istedi.Ama burayı önceden tanıyorsun sen,dedim.Alplerin göründüğü sınırdayız.

      Bu defteri elime almadım bir süre.

      Hele şükür karlar eridi!…yollar açılır açılmaz ,köyümüzün uzun süre mahsur kalması nedeniyle başka zamana bırakmamak zorunda kaldığım bir yığın dinsel görevi yerine getirmem gerekti.Ancak dün bulabildim birkaç saatlik boş vakti.Bütün bölümü bir kez daha okudum.Sonu gelmeyen bir tartışmanın  haraket noktasıdır bu.Gertrude ‘ün aydınlık gününü bu bulutlarla karartmayacak, onu bu kararsızlıklarla tedirgin etmeyecekmiydim?Her Pazar bize yemeğe geliyor ;zevkleri gittikçe uzaklaşmakla birlikte çocuklarım onun gelişini sevinçle karşılıyorlar.Amelie de fazla sinirlilik göstermiyor ve yemek bir tatsızlık çıkmadan sona eriyor.Tanrım bizim içinmi geceyi u kadar güzel yarattın?Benim içinmi?Hava  ılık ,açık pencereden ay doluyor  odama ve ben uçsuz bucaksız göklerin sessizliğini dinliyorum.Aşırı bir çalışma şu son günleri fazla sabırsızlanmadan geçirmeme izin verdi.Son hafta süresince,onun yokluğunu unutturmak istercesine bana göre eniyi huylarını gösteren Amelia çocuklarla birlikte dönüşünü kutlamak için hazırlanıyor.Gözyaşları gibi gözlerinden yanaklarına akan  bu gülümsemenin yanında öbürlerinin bayağı sevinci batıyordu bana.Bir saat sonra unutma beni çiçeklerinden yaptığım demetle geldiğimde Mlle Louise ,Gertrude’ünuyuduğunu yanına ancak akşam üstü gelebileceğimi söyledi.Çok yazık!…Onu ancak cansız olarak görmem gekiyordu yeniden.Ağlamak isterdim ama,yüreğim bir çölden daha çoraktı.

      Burada anlatacağım öyküden,başkaları bir kitap yapabilirdi; ama ben onu yaşamak için  tüm gücümü harcadım,erdemimi tükettim.Babamı kaybettiğim zaman oniki yaşıda yoktum.Annem ,babamın hekimlik yaptığı  Le  Havrede onu  alıkoyacak hiçbir neden kalmadığından.gidip Parise yerleşmeye karar verdi;ögrenimini  orada daha iyi tamamlayacağına inanıyorduz.

            Ben babamı  kaybettiğim zaman on iki yaşında yoktum.annem babamın hekimlik yaptığı lehavreda  onu alıkoyacak artık hiçbir neden kalmadığından gidip parise yerleşmeye karar verdim.Öğrenimimi orada daha iyi tamamlayacaımı düşünüyordum.Lüksenburka yakın bir daire kıraladı.Mis Ashburton da burada bizimle birlikte oturmak üzere geldi.Kendi ailesinden artık kimsesi kalmayan ms flora azhburton annemin ilkin öğretmeni sonra arkadaşı daha sonrada dostu olmuştu.Aynı derecede tatlı ve üzüntülü olan ancak yaz giysileri içinde görebildiğim bu iki kadının yanında yaşıyordum.

            Günü bahçede geçirdiğimiz hemen hemen öteki bütün saatlerimi dayımın çalışma odası olan küçük okul sıralarına yerleştirdiği okuma salonunda geçirdik.Dayımın oğlu robert ile ben yan yana çalışırdık.Arkamızda Şulietta ile Alissa benden iki yaş büyük Şuliyetta ise bir yaş küçüktü.Dördümüzün en küçüğü Robert tir.

            İlk anılarım değildir Buraya yazmak istediğim bu öyküyle ilgli olanlardır sadece, Diyebilirimki öykümüz babamın öldüğü yıl başlıyor gerçekte. Yasımızla kendi öz kederimle değilse bile hiç olmazsa annemin kederini görmekle aşırı derecede uyarılmış olan duyarlılığım. Belki de beni heyacanlara hazırlıyordu.

            Evet tam babamın öldüğü yıldı , Dayımın evine gelişimizden hemen sonra annemle ms Asphurton arasında geçen bir konuşma belleğimin beni yanıltmadığını kanıtlıyor annemin arkadaşı ile konuştuğu odaya ansızın girivermiştim. Yengem söz konusu idi Annem onun yas tutmayışına yada yası çok erken bırakmış olmasına güceniyordu gerçekten anneme açık renk giysiler içinde nasıl gözümün önüne getiremiyorsam Bucolin yengemide karalar içinde gözümün önüne getirebilmem olanaksızdır. Anımsayabildiğim kadarıyla geldiğimiz gün Luci ile Bucolin müslinden bir elbise giymişti.

            Yengemin yanında tuhaf bir tedirginlik duyardım.Bir çeşit hayranlıkla korku karaşımı olan ve insana heyacan veren bir duygu idi bu. Belke de anlaşılmaz bir iç güdü  ona karşı oluyor du benim sonraları annemle Flora Ashburton u küçümsediğini sezdim.Ms Ashburton çekiniyordu ondan.

            Bu yaz yada ondan sonraki yaz çünkü hiç değişmeyen bu dekor içinde üst üste yığılan anların birbirine karışıyor kimi zaman bir gün bir kitap aralmak için  salona girdiğimde yengem orada idi hemen çıkacaktım. Her zaman beni görmezlikten geldiği halde bu kez seslendi.

            Bazı günler Luci ile Bucolin kırız geçirdi bu kıriz ansızın geliverir ve evi alt üst ederdi. Ms Asbhburton çocukları uzaklaştırmak ve oyalamak için acale ederdi.ama yatak odasında yada salonda gelen korkunç çığlıkları çocukların duymasını önlemek mümkün değildi.Dayım çılgına döner avlu kolanya eter getirmek için koridorda koşuşturduğu duyulurdu.Akşamleyin yengemin henüz görünmediği sofrada yaşlanmış kaygılı bir yüzle otururdu.

            Bu olay yasımızdan iki yıl sonra tatilin bitimine doğru geçmişti. Yengemi bir daha uzun süre göremiyecektim. Ama ailemizi allak bullak eden o üzücü olayla bunun bağlandağı sonuçtan az önce tanık olduğum ve Luci ve Bucolin e karşı duyduğum henüz karmaşık ve belirsiz olan duyguyu katıksız kine çeviren küçük bir raslantıyaı anlatmadan önce size dayımın kızından söz etmenin tam zamanıdır.

            Bununla birlikte Jülietta daha güzel görünebilirdi .neşe ile sağlık parıltılarına etliyorlardı üzerine ne varki ablasının çekiciliği yanında onun güzelliği dışta kalıyor ve ilk bakışta herkesin dikkatini çekiyordu.Dayımın oğlu Robert e gelince o nun kendine özgü hiçbir özelliği yok tu.aşağı yukarı benim yaşımda bir oğlandı sadece onunla ve Jülietta ile birlikte oynardım.Alissa ile sohbet ederdim.Alissa bizim oyunlarımıza hiç katılmazdı geçmişin çok uzaklmarına dönsem de onu hep ciddi tatlı tatlı gülümser ve düşüncelerine dalmış görürüm nelerden konuşurduk iki çocuk nelerden konuşabilir az sonra bunları dile getirmeye çalışacağım.

            Alissa birkaç sıra önümdeydi.yüzünü profilden görüyordum.büyük bir şaşkınlık içinde gözümü ayırmadan bakıyordum ona mendinden geçecercesine dinledğim bu sözcükleri onun aracılığıyla duyuyor muşum gibi geliyordu bana dayım annemin yanında oturuyor ve ağlıyorudu. Rahip önce ayetin tümünü okudu dar kapıdan girmeye çabalayınız çünkü geniş kapıyla geniş yol insanlara mahva götürür ve buralardan geçenler çoktur.ama hayata götüren kapıdan dar yol sıkışıktır.ve bunları bulanlar azdır.sonra konuyu bölümlere ayırarak ilkin geniş yoldan söz etti.kendinden geçmiş ve düşte gibi yengemin odasını görüyordum.yeniden gengemi uzanmış gülerken tekrar görüyordum.ve gülme neşelenme düşüncesi ile yaralayıcı onur kırıcı iğrenç abartılması olarak görünyordu.

            Bu sert öğretim ödevebağlılığa doğuştan hazırlıklı bir ruh bulmuştu bende kendilerini siki sikiya bağlı oldukları titiz ahlak disiplini konusunda annemle bababmın verdiği örnek yüreğimin ilk atılımlarına ekleniyor ve benim erdem diye adlandırıldığını işittim kavrama karşı eğilimimi tamalıyorudu,.başkalırını kendini koyvermesi ne kadar doğalsa benim içinde kendimi tutmak o kadar doğaldı. Ve boyun eğmek zorunda bırakıldığım bu sertlik beni yıldırmak şöyle dursun hoşuma bile gidiyordu.

            Bir akşam sadece bakışlarım geçmesinde engelleyen ama seslerin geçmesini engellemeyen bir defne çitinin çiçekli yoldan ayırdığı çimenlik üzerinde kırmızı renkli büyük kayın ağaçlarından birinin gölgesine uzanıp okumaya dalmıştım.Alissa ve dayımın seslerini duydum.hiç kuşkusuz Robert ten söz ediyorlardı.O sırada Alissa nın adıma söylediği kulağıma çınladı.Konuştuklarını daha iyi seçmeye başlayınca dayım yüksek sesle AAAA o mu o çalışmayı daima sevecektir dedi.

            Annem bir akşam Ms Ahburton ile benim aramda sesisiz sedasız ruhunu teslim etti.yavaşça onu götüren sonucu kıriz önceliklerinden daha şiddetli görünmüyordu.İlk in ancak sona doğru endişe verici bir nitelik aldı.bu yüzden ailenin hiç biri zamanında yetişemedi.ilk gece sevgili ölüyü annemin eski arkadaşı ile birlikte bekledik aşırı derecede severdim annemi ama göz yaşlarıma rağmen içimde üzüntü duymayışıma kendimde şaşıyorudm.o anda ağlayışımın nedenine gelince Ms Ashburton a acıdığımdan ağlıyordum.çünkü yaşca çok daha genç olan arkadaşının tanrı huzuruna çıkmakta kendisinin önüne giçtiğini görmüştü.Aslında bu yasın dayımın kızını bana çok dahha hızlı yaklaştıracağı düşüncesi gizliden gizliye benliğimi sarıyor ve üzüntüme egemen oluyordu.Ertesi gün dayım gildi Teyzemle Alissa  bir gün sonra gelebileceklerini kızın bir mektubunun uzakta bana şöyle diyordu mektupta …

            Felicie Plantier teyzem kadınların en iyisi idi gel gelelim ne dayımın kızları nede ben onun ile içli dışlı değildik.Pek çok işi varmıy gibi sürekli bir telaş içinde oluşu soluğunu kesiyordu.Davranışları yumuşaklıktan sesi uyumdan yoksundu.günü nolur olmaz saatinde bize olan sevgisi taştığı vakit içini dökmek gereksinmesini duyunca bizi hırpalaya hırpalaya okşardı.Buçolin dayım bu teyzemi çok severdi,ama onunla konuşurken,sadece sesinin tonundan bile annemi ne kadar yeğ tuttuğunu anlamak çok kolaydı bizim için.

             Zavallı yavrucuğum,diye söze başladıbir akşam,bu yaz ne yapmak niyetinde olduğunu bilmiyorum,yalnız kendi yapacaklarım için bir kararalmadan önce  senin tasarılarını eğrenmeyi bekliyeceğim sana yararlı olabileceksem.

            Bu konuda pek birşel düşünmedim henüz diye karşılık verdim.Belkide yolculuğa çıkacağım.

            Felicia teyzem yanımızda bulunuşunun etkisi konsunda yanlıyordu.Doğrusunu söylemek gerekirse canımızı sıkan tekşey sadece onun varlığı oldu.Önceden haber verdiği gibi temmuz başından beri Fongue Gusemari a yerleşti.Miss Asburton ile bende onun yanına varmakta gecikmedik ev işlerinde Alissaya yardımetmek bahanesi ile son derece sessiz olan bu yuvayı sürekli bir gürülteye boğuyordu.Hoşumuza gitmek ve kendi deyimi ile işleri kolaylaştırmak için gösterdiği çapa o derece yoğunduki çoğu kez Alissayla ben onun karşısında sıkılıyor büsbütün dilimiz tutuluyordu.Bizi çok soğuk buluyordu şüphesiz.Susmamış olsaydık aşkımızn niteliğini  anlayabilecekmiydi sanki.Buna karışılık Juliettenin karakteri bu taşkınlığa oldukça iyi uymaktaydı ve bilkide onun küçük yiğenini büyüğünden üstün tuttuğunu açıkca belli etmesinden ötürü duyduğum hınç teyzemekarşı olan sevgile ket vuruyordu.

            O yıl yas son derece güzel gezti herşey gök mavisine bürünmüştü sanki.Coşkumuz kötülüğü ölümü yenmişti. Önümüzde karanlıklar geriliyordu.Her sabah beni sevincim uyandırıyordu.şafak söker sökmez kalkıyor günü karşılamaya atılıyordum.O günleri düşlediğim vakit hep çiylerle dolu olarak gelirler gözümün önüne.Geceleri geç saatlere dek oturan ablasından daha erken kalkan Juliette benim ile birlikte bahçeye iniyordu.Ablasıyla benim aramda habercilik yapardı,onu aşkımızı antatırdım sonu gelmezcesine,o da beni dinlemekten bıkmaz görünüyordu.Aşkımızın aşırılığından karışısında ürkek ve çekingen olduğum için Alissaya söylemeye cesaret edemediğim şeyleri ona söylerdim.Alissada bu oyuna katılıyor gibiydi.Kardeşi ile bu denli neşe ile konuşmam onu eğlendiriyor sadece kendisinden söz ettiğimizi bilmiyor yada bilmezlikten geliyordu.

            Ey aşkım hatta aşk aşırılığının o çok tatlı yapmacığı hangi gizli yoldan götürdün bizi gülmelerden göz yaşlarına ve en yapmacıksız sevinçlerden erdemin gereklerine

            Yaz öylesine arı öylesine pürüssüz akıp gidiyorduki onun kaygan günlerindren belleğim hemen hemen hiçbirşey yakalayamıyor bu gün.Olaylar yalnızca konuşmalardan okumalardan ibaretti.

            Çok can sıkıcı bir düş gördüm dedi bana Alissa tatilin son günlerinden bir sabah sen ölmüştün ve beh yaşıyordum       .Hayır seni ölürken görmüyordum.Sadece şöyleydi.Sen ölmüştün korkunç birşeydi bu öylesine imkansız ki senin sadece orada bulunmadığnı düşünüyordum.Birbirimizden ayırılmıştık ve ben sana ulaşabilmenin olanaklığını seziyor.Bunun çarelerini araştırıyor.Bulmak için öyle bir çapa harcadımki bu beni uyandırdı.

            Bu sabahta sanırsam bu düşün etkisindeyim.hale sürüp gidiyordu sanki bna öyle geliyorduki senden ayrılmıştım ve uzun sürede ayrı kalacaktımve çok alçak sesle ekledi.Bu yaşamın süresince ve bütün yaşam boyu büyük bir çapa harcamak gerekecekti.

            Hayır bu değil ama korkuyorum.Onu korkutmaktan anlıyormusun.Önceden sezinlediğim bu sınırsız mutluluğun onu ürkütmesinden korkuyorum. Bir gün ona yolculuk etmeyi dileyip dilemediğini sordum.Hiçbirşey dilemediğini bu ülkelerin varlığını güzel olduklarını başka insanların oralara gitmelerine izin verildiğini bilmeni kendisine yettiğini söyledi.

            Haretetimden bir gün önce idi üzüntüsünü buna yorabilirdim.Benden kaçıyor gibi geldi bana başbaşa kalamadan geçiyordu gün.Onunla konuşamadan hareket etmek zorunda kalacağım korkusu.Akşam yemeğinden az önce odasına dek sürükleri beni mercan bir gerdanlık takıyordu ve kopçalarını iliştirmek için kollarını kaldırmış hafifçe eğilmişti.Arkası kapıya dönük olarak omzunun üstünden yanar iki şamdan arasındaki aynaya bakıyordu.Beni ilkin aynada gördü ve arkasına dönmeden birkaç saniye bakmakta devam etti.

SUSAN ISAACS Beyaz Zambak

 

Lee’nin babası Leonard, artık Amerika’ya yerleşmiş ve orada yaşamaktadır. Annesi ve babası da Almanya’dan gelir ve tiyatroculukla uğraşmaya başlarlar. Leonard deri işine girer, bir süre sonra azmi ve patronunun ölmesi sonucu işin başına o geçer. Artık Yahudilerin bulunduğu mahalleden kurtulup, dubleks tipi büyük bahçeli evlerde yaşamak istemektedir.

            Bir gün ona deri siparişi vermek için gelen kadına ilk görüşte âşık olur ve onun hayatının kadını olduğunu düşünmeye başlar. Sylvia adındaki kızla evlenir. Evlendikten bir yıl sonra Sylvia hamile kalır. Leonard bir erkek çocuk beklerken, eşi kız çocuğu dünyaya getirir. Ona zambak anlamına gelen Lily adını koyarlar. Sylvia doğumundan sonra aldığı kiloları verir ve eskisi gibi yaşamaya başlar. Lily’nin doğmasından iki yıl sonra, Sylvia bir kız çocuğu daha dünyaya getirir, adını Robin koyarlar. Sylvia, bir süre sonra ev ve çocuklarla hiç ilgilenmemeye başlar. Robin de tıpkı annesi gibi güzellik budalasıdır. Eğer istemediği bir şey olduğu zaman hemen ağlamaya başlar.

            Leonard, yandaki evde oturan Taylor‘lara karşı büyük bir hayranlık içindedir. Kültür seviyesi geri olduğu ve Yahudi olduğu için onların yaptığı bir çok şeyi yapamamaktadır. Lily on beş yaşına geldiği zaman Taylor’ların evinde tenis oynayan kaslı bir genç görür ve gözlerini ondan alamaz. Bir süre sonra onun, Jazz Taylor olduğunu öğrenir.

            Herkes kolejde Lily’ye Lee diye hitap eder. Üniversitede ilk defa bir erkekle çıkmaya başlar. Flip iki yıl sonra K.Amerika’da bulunan Saskatchevan’da matematik öğretmenliği için iş teklifi alır. Lee’de onunla gelmek ister. Ama Flip onu götürmek istemez ve tek başına gider. Altı ay sonra Lee’ye gelmesi için telefon eder. Fakat Lee çoktan Jorde adında bir gençle çıkmaya başlamıştır.

            Lee, Cornell üniversitesini bitirdikten sonra, hukuk fakültesine kabul edilir. Orada Jazz Taylor ile aynı sınıfta okumaya başlar. Jazz ile okula başladıktan kısa bir süre sonra aralarında bir arkadaşlık başlar.

            Lee hukuk fakültesinde iken Robin esrarkeş biri ile evlenir ve o da uyuşturucuya başlar. Robin, evlenmesine rağmen hâlâ White’ların evinde oturmaya devam eder. Eşi ile Robin odalarından hiç çıkmazlar, bütün ihtiyaçlarını odalarına isterler ve sürekli uyuşturucu kullanırlar.

            Lee ,Jazz ile evlenir ve balayına ailesinin yanına Karahipler’e giderler. Orada Robin’i uyuşturucu krizinden kurtarmak için balayı zamanlarını harcarlar. Lee, Robin’in kocasına bir miktar para verir ve hayatından çıkmasını söyler.

            Lee ile Jazz işe başlar. Jazz babasını çevresi sayesinde bir şirkette işe başlar. Lee ise NewYork bölge savcılığında işe başlar. Jazz işten her gün erken saatte çıkan sayılı avukatlardan biri olma özelliğine sahiptir. Lee ise işten eve geç saatlerde gelir. Hatta gece bile çalışır. Lee, Jazz’ın arkadaşları arasında hiç önemsenmediğini ilk olarak, çalıştığı şirketin düzenlediği bir gezide anlar. Jazz, Lee’nin babasıyla görüşüp avukatlığı bırakır ve babasının yanında müdür olarak işe başlar. Lee, Jazz’ın yaptığına anlam veremez. Bir süre sonra Jazz, Lee’nin NewYork savcılığından ayrılıp Long Island’da işe başlamasını ister. Lee ilk önce karşı çıkar ama sonra kabul eder.

         Lee, Long Island’da bir kız çocuğu dünyaya getirir. Adını Valerie koyarlar. Lee, Val ile ilgilenirken bir gün NewYork’daki bir otelin adı yazılı şampuan bulur. Onu dedektif Terry Salasar’a araştırma yapması için verir. Terry, Jazz’ın onu iş seyahati diye aldatıp birçok kez o otelde kaldığını söyler. Lee bunu öğrenince, ilk önce cinayet masasının müdürü olan Will ile görüşür. Will, Lee’nin en iyi arkadaşıdır. Onunla her konuda  konuşur, dertleşir ve hatta ondan hoşlanır. Will bu konuyu sakince kocasıyla konuşmasını söyler. Lee, Jazz’a ya onu, ya kendisini seçmesini söyler. Jazz’da bir gün sonra onu seçtiğini söyler.

            Olaydan altı ay sonra Jazz, Robin ile birbirlerini sevdiğini ve ayrılmak istediğini söyler. Bunun yanında Val’ın velayetini de istemektedirler. Bunları duyduktan sonra, Lee üç yaşında olan kızı Val’ı alır ve babasının evine gider. Oraya gittiği zaman annesi ve babasının, her şeyin çok önceden farkında olduklarını öğrenir. Jazz ile Lee birbirlerinden ayrılır. Val’ın velayet davasında Robin’in kendi çocuğuna hamile olması sebebiyle iki tarafın anlaşması sonucu, velayeti Lee alır. Lee bunun yanında Jazz’ın özürlü kardeşi olan Kent’in de velayetini ister. Kent’e annesi de, babası da iyileşmesi için ilgi göstermemektedir.

            Val, on beş yaşına geldiği zaman ve Lee orta yaşa geldiği zaman, bir gün Lee’nin yardımcısı Sandi, Lee’nin babası olduğunu söyleyen bir adamın ofise geldiğini Lee’ye haber verir. Lee, bunu duyunca çok şaşırır. Babası, son birkaç yıldır hiç iş almadıklarını, işyerini kapattıklarını ve  bir çok mallarını sattıklarını söyler. Fakat daha da önemlisi Sylvia’nın kanser olduğunu söyler. Lee çok üzüldüğünü söyler. Ve babasına, annesi için bakıcı parası verir ve bundan sonra ki bakıcı ücretinin faturasını ofisine göndermesini ister.

            Lee, Sylvia’yı görmeye gider. Annesinin yedi hafta ömrü kalmasına rağmen hâlâ güzel olduğunu fark eder. O anda aklına on üç yıl önce olanlarda adaletin yerini bulduğu gelir. Jazz ile Robin’in, sadece evlerinin; Sylvia’nın kanser olduğunu, Leonard’ın ise her şeyinin gittiğini görür.