Kategori arşivi: Kategorilenmemiş

Aleksandr Puşkin Yüzbaşının Kızı

Eserde anlatılan olaylar Rusya’da, 1700’lü yıllarda Çariçe döneminde geçmektedir. Rus ordusundan kıdemli binbaşı rütbesinde emekli olan Andrey Petroviç Grinyov, Avdotya Vasilyevna ile evlidir. Simbirsk’in köyünde oturan varlıklı bir ailedir. Doğan çocuklarının sekizi, daha bebekken ölürler. Doğacak dokuzuncu çocuklarını, daha kız veya erkek olacağı belli olmadan, aile dostlarından bir binbaşının yardımıyla Semenovski Alayına çavuş olarak yazdırırlar. Çocuk eğer kız doğacak olursa, çavuşun öldüğü bildirilecek ve iş de böylece kapatılacaktır.

Çocuklarının erkek olması Grinyov ailesini sevindirir. Adını Pyotr Andreyiç koyarlar. Savelyiç adlı yaşlı hizmetkâr lala olarak görevlendirilir. İleriki yaşına doğru eğitimi için Monsieur Beaupre adında bir Fransız öğretmen tutulur. Pyotr Andreyiç, bir süre öğretmeninden Fransızca, Almanca ve diğer bilimlerle ilgili dersler alır; kılıç kullanmayı öğrenir.

On yedi yaşına gelince, babası, onun iyi bir subay olarak yetişmesi için, doğmadan önce çavuş olarak yazdırdığı muhafız birliğine değil, daha uzakta ve zaman zaman çatışmalara giren Orenburg’taki bir eski dostunun birliğine gönderir. Oğluna, dostuna verilmek üzere bir mektup verir ve hizmetinde bulunması, koruması için lalası Savelyiç’i de yanına katar.

Pyotr Andreyiç ile Savelyiç önce Simbirsk’e varırlar. Burada, gerekli malzemeleri almak için bir gün konaklarlar. Savelyiç malzeme alımıyla uğraşırken handa yalnız kalan Pyotr Andreyiç, İvan İvanoviç Zurin adında bir subayla tanışır. Bu subay içkiye ve kumara düşkündür. Pyotr Andreyiç, ondan bilardo oynamasını öğrenir. Zurin’le parasına bilardo oynar ve yüz ruble kaybeder. Kasadarı Savelyiç’e bu parayı ödettirir. Ertesi günü bir at arabasıyla yola düşerler.

Yolda hava bozmaya başlar. Arabacı, hana geri dönmeyi teklif etse de kabul ettiremez. Bir süre sonra tipi bastırır, her taraf karla kaplanır. Ne yol, ne iz bellidir. Hiç değilse sığınacak bir ev ya da bir yol izi görme umuduyla dört bir yana bakınırken bir karartı göze çarpar. Arabacıya gördüğü karartıya doğru gitmesini emreder. Karartı da kendilerine doğru gelmekte olduğundan kavuşmaları uzun sürmez. Bu bir yolcudur. Konuşmalarından yolcunun bu çevreyi iyi bildiği anlaşılır. Kılavuzluk etmesi için arabaya alınır ve yola devam edilir. Bir hana ulaşırlar. Orada fırtınanın geçmesini beklerler. Kendilerine kılavuzluk ettiği için yolcuya handa şarap ısmarlar. Ertesi günü hancıya hesabı ödeyip ayrılırken kılavuza elli kapik bahşiş vermesini söyler Savelyiç’e. Bir çapulçuya bu kadar para vermenin anlamsız olduğuna inan Savelyiç’i razı edemez. Pyotr Andreyiç, kılavuzun hizmetini karşılıksız bırakmak istemez. Tavşan kürklü gocuğunu, hizmetkârın itirazlarına rağmen, ona verir. Bu sırada arabacı da yola çıkmak için hazırlıklarını tamamlamıştır, hemen yola çıkarlar.

Orenburg’a varınca, doğru Andrey Karloviç adlı generale çıkar. Babasının yazdığı mektubu ona verir. General mektubu okur ve mektupta yazılanların yerine getirileceğini söyler. Ertesi gün atanma emriyle birlikte, subay alayına katılması için onu Belegorski kalesindeki Yüzbaşı Mironov’un komutasındaki birliğe gönderir. Generale göre, Mironov, iyi dürüst bir subaydır. Orada Pyotr Andreyiç gerekli eğitimi alacak ve disipline alışacaktır.
Belegorski, Kırgız bozkırlarının sınırında ıssız bir kaledir. Orenburg’dan “kırk verst” ötededir. Surlar, kuleler ve toprak bir tabya görmeyi umarken karşılarına kütüklerden yapılma bir çitle çevrili küçük bir köy çıkar. Kalenin girişinde dökme demirden, eski bir top durmaktadır. Dar, eğri büğrü sokaklardan, üzeri samanla örtülü basık kulübelerin arasından geçerek Yüzbaşının konutuna varırlar. Onları Yüzbaşının karısı Vasilisa Yegorovna karşılar. Ona, bu kaleye atandığını, Yüzbaşıyı görmeye geldiğini bildirir. Yüzbaşı İvan Kuzmiç, Papaz Gerasim’e misafirliğe gitmiştir. Yüzbaşının karısı, Çavuş Maksimiç’i çağırtır. Gelince ona Pyotr Andreyiç’in kalacağı eve götürmesini emreder. Burası tahta perdeyle ikiye ayrılmış, oldukça temiz bir odadır. Savelyiç, eşyalarını hemen yerleştirir.

Ertesi sabah tam giyinmek üzereyken kısa boylu, esmer, genç bir subay içeri girer. Fransızca olarak, insan yüzü görmeyi özlediği için geldiğini söyler. Bu subay, düello nedeniyle muhafız birliğinden çıkarılan Şvabrin’dir. Bu sırada kapıya gelen asker, Vasilisa Yegorovna’nın kendisini yemeğe çağırdığını bildirir. Şvabrin de kendisiyle birlikte gelir. Yaşlı, uzun boylu, dinç bir adam olan Yüzbaşıyı, başında takke, sırtında bej renkli, pamuklu bir gecelik entariyle safta toplanmış yirmi kadar askeri eğitirken görürler. Yüzbaşı, yanlarına yaklaşıp dostça birkaç söz söyleyip eğitim yaptırmaya döner. Yüzbaşının evine gelirler, hizmetçi kız Palaşka sofrayı kurmaktadır. Tam bu sırada Yüzbaşının on sekiz yaşlarında, toparlak yüzlü, pembe yanaklı, açık kumral saçlı kızı Marya İvanovna içeri girer. Şvabrin, Yüzbaşının kızının tam bir aptal olduğunu kendisine söylediği için ilk görüşte ondan pek hoşlanmaz. Sofrada, Yüzbaşının karısı, annesinin, babasının sağ olup olmadığını, nerede oturduklarını, ekonomik durumlarının nasıl olduğunu sorar. Pyotr Andreyiç’in zengin bir aileden geldiğini öğrenen Yüzbaşının karısı, derin bir iç çeker. Burada kıt kanaat geçinmeye razı olduğunu; ancak evlenme yaşına gelmiş kızlarına çeyiz olarak verecekleri hiçbir şeylerinin olmamasının kendilerini üzdüğünü, karşılarına çıkacak iyi bir adamla kızlarını hemen evlendirmek istediklerini söyler.

Aradan birkaç hafta geçer. Pyotr Andreyiç, Marya’yı sevmeye başlar. Edebiyatla da uğraştığı için, ona aşk şiirleri yazar. Yazdığı birkaç şiiri arkadaşı Şvabrin’e gösterir. Şvabrin, okuduğu şiirleri acımasızca eleştirir. Bu eleştiri, şiirlerin kötülüğünden değil, Marya’ya kendisinin de âşık olmasındandır. Hatta, Marya, onun iki ay önceki evlenme teklifini reddetmiştir. Şvabrin’in, Marya ile ilgili atıp tutmaları Pyotr Andreyiç’i çok kızdırır. Şvabrin’i alçak ve şerefsiz olmakla suçlar. Şvabrin, Pyotr Andreyiç’i düelloya davet eder. O da kabul eder. Pyotr Andreyiç, kavganın şahitliği için Üsteğmen İvan İgnatyiç’ten yardım ister. Fakat daha sonra Şvabrin’in de isteğiyle tanık olmadan kavga etmeye karar verirler. Samanlığın yakınında tam kavgaya tutuşacakken İgnatyiç tarafından yakalanırlar. Askerlerin de yardımıyla ikisi de Yüzbaşıya götürülür. Kalede barışın bozulmaması konusunda öğütler veren Yüzbaşı, kavgacıların birbirlerine sarılarak barışmalarını sağlar. Kavganın nedeninin de Marya için yazılmış şiirler olduğunu herkes öğrenir.

Yüzbaşının evinden ayrılan Şvabrin ve Pyotr Andreyiç’in hırsları geçmemiştir. Ertesi gün ırmak kıyısında kozlarını paylaşmak üzere sözleşip ayrılırlar. Her ikisi de sözünü tutar ve kararlaştırılan saatte ırmağın kıyısına gelir. Kılıçlarını çekerek kavgaya başlarlar. Bir süre birbirlerine zarar veremeden kavga sürer. Şvabrin’in gerilemeye başladığını sezen Pyotr Andreyiç, tekrar saldırıya geçer, hasmını ırmağın ucuna kadar sıkıştırır. Bu sırada keçi yolundan aşağı doğru koşarak gelen Savelyiç’in kendisine seslendiğini işitir. Kısa bir dalgınlık anında Şvabrin’den aldığı kılıç darbesiyle göğsünden yaralanır, yere düşer ve bayılır.

Ayıldığında kendini Yüzbaşının evinde bulur. Marya ile Savelyiç yanındadır. Beş gün boyunca komada yatmıştır. Kendini iyi hissetmeye başlayınca Marya’ya evlilik teklifinde bulunur. Marya ise henüz tehlikeyi atlatmadığını ve kendisini korumasını söyler. Kalede doktor olmadığı için Pyotr Andreyiç’in tedavisiyle alay berberi ilgilenmektedir. Ertesi gün Marya’ya evlilik teklifini tekrarlar. Marya da Pyotr Andreyiç’e karşı ilgisiz değildir. Pyotr Andreyiç’in anne ve babasının bu evlilik için onayını almak isterler. Pyotr Andreyiç, babasına bir mektup yazar. Gelen cevap umdukları gibi değildir. Pyotr Andreyiç’in babası hem evliliğe karşı çıkmakta hem de gereksiz yere kavga ederek yaralanmasına neden olmasına kızmaktadır. Hatta Yüzbaşının, kalesinde bu olaylara sebebiyet vermesine içerler ve oğlunu bir başka birliğe tayin ettireceğini yazar.

Bu sıralarda Çariçeye karşı isyan edenler kalabalık bir grup olmuşlardır. Pugaçev adlı bir Kazak’ın etrafında toplanan isyancılar, bazı kalelere saldırarak başarı kazanmışlar ve oralardaki askerleri de saflarına katmışlar, katılmayanları ise idam etmişlerdir.

Yüzbaşı Mironov, Generalden aldığı emri tebliğ etmek için kaledeki bütün subaylarını toplar. Kendini III. Petro olarak tanıtan isyancı Kazak Pugaçev’in kaleye saldırması durumunda öldürülmesi ve bunun için hazırlıklara başlanılması emredilmiştir.

Kalede Kazaklar dışında yüz otuz asker vardır. Bir süredir terk edilen nöbet ve devriye sistemi tekrar başlatılır. Eldeki top temizlenir, kullanılır duruma getirilir. Kaleye saldırı olacağı her ne kadar gizli tutulmaya çalışılsada kısa bir süre sonra herkesin haberi olur. Kaledekilerin telaşı bir kat daha artar.

Pugaçev, kaleye girmeye hazırlanmaktadır. Yüzbaşıya, Pugaçev’den bir mesaj gelir. Kaledeki Kazakları ve askerleri çetesine çağırmakta ve komutanlara da karşı koymamalarını öğütlemektedir. Yüzbaşı savaştan çok korkan kızı Marya’yı, karısı ile güvende olacakları başka bir kaleye göndermeyi düşünür. Karısı başka yere gitmeye razı olmaz. Marya’yı da göndermeye zaman kalmaz. Çünkü, Pugaçev yolları kesmiş, kaleye girişi ve çıkışı kontrol altına almıştır. Yüzbaşı önce savunmaya geçer. İsyancılar, atlardan inip saldırıya geçince Yüzbaşı da kale kapısını açtırıp isyancıların üzerine saldırıya geçer. Umdukları gibi olmaz. İsyancılar kısa süre içinde Yüzbaşıyı ve diğerlerini yakalarlar ve etkisiz hâle getirirler. Pugaçev, komutanın evine yerleşir. Meydana darağacını kurdurur. Kendisine katılmayan Yüzbaşı ile Üsteğmeni hemen astırır. Sıra Pyotr Andreyiç’e gelir. Bu arada Kazak kaftanı ile Şvabrin gelip Pugaçev’in kulağına bir şeyler fısıldar. Pyotr Andreyiç’in yüzüne bile bakmadan adamlarına onu asmalarını emreder. Tam ilmeği boynuna geçirdikleri bir sırada bir haykırış yükselir. Bu Savelyiç’in sesidir. Pugaçev’e yalvarmakta, onu asmamasını istemektedir. Pugaçev, yaşlı hizmetkârı tanır. Pyotr Andreyiç’in, tipide kendini arabasına alan; kendine handa şarap ısmarlayan ve tavşan kürklü gocuğunu veren kişi olduğunu anlar. Adamlarına işaret ederek serbest bıraktırır. Yüzbaşının karısı bu sırada olay yerine gelir. Kocasını darağacında görünce “Katiller!” diye bağırır. Pugaçev, adamlarına kadının susturulmasını emreder. Kadının başına bir Kazak, kılıcıyla bir darbe indirir; kadın yere düşer ve can verir.

Ölümden kurtulan Pyotr Andreyiç, Yüzbaşının kızını merak eder. Onun başına bir kötülük gelmesinden korkar. Marya’yı, Papazın karısı korumaya alır ve onu yegeni olarak isyancılara tanıtır. Bu duruma Şvabrin de ses çıkarmaz. Çünkü o karışıklıkta Marya’nın başına bir kötülük gelmesini istemez.

Pugaçev, Pyotr Andreyiç’e kendisine katıldığı takdirde yüksek rütbeler vereceğini vadeder. Pyotr Andreyiç, bu teklife yanaşmaz. Bunun üzerine onun kaleden hizmetkârıyla birlikte çıkışına izin verir.

Pyotr Andreyiç, Orenburg’a gider. Kale komutanı generale olanı biteni anlatır. İsyancıların gücü hakkında bilgiler verir. General subaylarını toplayıp durum değerlendirmesi yapar. Pyotr Andreyiç, Belegorsk kalesindeki isyancılara karşı taarruz yapılmasını savunursa da hiçbir subay buna yanaşmaz. Savunmada kalmayı tercih ederler.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra geldiği kaledeki Çavuş Maksimiç, Marya’dan bir mektup getirir. Mektuba göre, Pugaçev, kalenin yönetimini Şvabrin’e bırakmış Orenburg yakınlarında kaleye saldırı hazırlıklarına girişmiştir. Şvabrin, Marya’yı Papaz Gerasim’in evinden alıp kendi evine götürmüş ve orada bir odaya hapsetmiştir. Karısı olması için baskı yapmaktadır. Marya, Pyotr Andreyiç’ten gelip kendisini kurtarmasını istemektedir.
Pyotr Andreyiç, General’e gider. Ondan, Belegorsk kalesini isyancılardan temizlemek için bir bölük askerle, elli Kazak vermesini ister. Yüzbaşının kızının yazdığı mektuptan da söz eder ona. Fakat General’i yine razı edemez. Umutsuzluğa kapılan Pyotr Andreyiç, sevdiği kızı Şvabrin’e kaptırmaktansa ölümü göze alır. Atına binip kale kapısından dışarı çıkar. Peşine Savelyiç de takılır. Bir süre sonra Berda köyü yakınlarında Pugaçev’in adamlarına yakalanırlar. Pugaçev’in huzuruna çıkarılırlar. Pugaçev’e sevdiği kızın Belogorsk kalesinde olduğunu ve kale komutanı olarak bıraktığı Şvabrin’in kızı hapsettiğini, evlenmeye zorladığını halka zulmettiğini anlatır. Pugaçev, kalenin yönetimini bıraktığı şahsın halka zulmetmesine çok kızar. Birlikte kaleye giderler. Marya’yı hapsedildiği odadan çıkarırlar. Pugaçev, halka verdiği eziyetten dolayı Şvabrin’e kızar. Papazı çağırmasını, Marya ile Pyotr Andreyiç’i evlendireceğini söyleyince, Şvabrin, Marya’nın Yüzbaşının kızı olduğunu itiraf eder. Kendisine bunun daha önce söylenmemesinden dolayı Pugaçev’in kızgınlığı daha da artar. Pyotr Andreyiç de Şvabrin’in söylediklerini doğrular. Bunu, Marya’nın hayatına zarar verileceğinden korktuğu için söylemediğini itiraf eder.

Pugaçev, Pyotr Andreyiç’in kendisine yaptığı iyilikleri hatırlar ve bir kez daha canını bağışlar. Marya ile birlikte diledikleri yere gitmelerine izin verir. Üstelik yolda adamları tarafından engellenmemesi için bir izin kağıdı da düzenler. Pugaçev’e göre iyilik ya tam yapılmalı ya da hiç yapılmamalıdır.

Pyotr Andreyiç, Marya ve Savelyiç bir yaylı arabasıyla yola koyulurlar. Amacı Marya’yı memleketine götürmek ve onunla evlenmektir. Bir süre sonra Pugaçev’in egemenliğindeki bir kalenin yakınındaki menzile gelirler. Menzildeki görevliye ellerindeki izin kağıdını gösterince hemen arabanın atları değiştirilir ve tekrar yola koyulurlar. Hava kararmaya başlarken küçük bir kente yaklaşırlar. Devriyeler önlerini keser. Arabacı arabada Çarın bacanağının olduğunu söyleyince, muhafızlar küfürler savurarak hemen etraflarını sarar. Komutanlarına götürürler. Orada karşılarına handa bilardo oynayıp yüz ruble kaybettiği Zurin çıkar. Durumu ona anlatır. Zurin, isyancılara karşı kendisiyle birlikte savaşmasını teklif eder. Marya’yı Savelyiç ile babasına gönderir. Kendisi orada kalır.

Pyotr Andreyiç ve Zurin isyancılara karşı başarılar kazanırlar. Bir süre sonra Pugaçev de yakalanır. Pugaçev işini soruşturan komisyon, Pyotr Andreyiç’in yakalanıp kendilerine gönderilmesi için Zurin’e emir göndermiştir. Zurin, görevini yapar. Pyotr Andreyiç’i Kazan’a gönderir. Askerî mahkeme kurulmuştur. Mahkeme başkanı bir generaldir. Pyotr Andreyiç’in adını sanını sorduktan sonra, Andreyiç Petroviç Grinyov’un oğlu olup olmadığını bir defa daha sorar. Öyle saygıdeğer bir babanın, isyancılarla iş birliği yapan bir oğlunun olmasına çok şaşırır. Pyotr Andreyiç, Pugaçev’in hizmetine girmediğini ve ondan herhangi bir görev almadığını söylese de mahkemeyi ikna edemez. Yüzbaşının kızının, mahkeme kapılarında sürünmemesi için bu konuda kendisine tanıklık etmesini de istemez. Babasının iyi bir subay olması nedeniyle idam edilme yerine, Sibirya’nın ücra bir bölgesinde ömür boyu oturmaya mahkûm edilir.

Bu karar, Pyotr Andreyiç’in babasını kahreder. Oğlunun, bir isyancının hizmetinde bulunmasını onuruna yediremez. Bu durum Marya’yı da derinden sarsmıştır. Mahkemede Pyotr Andreyiç’in kendisiyle ilgili bazı şeyleri açıklamamış olmasına inanmaktadır. Çok iyi bakıldığı bu evden müsaade isteyerek Savelyiç’le birlikte Petersburg’a gider. Çariçenin o sırada Tsarskoye Selo’da olduğunu öğrenir. Kendisi de orada konaklamaya karar verir. Menzil bekçisinin eşiyle tanışır. Saray sobacısının yeğeni olan bu kadın, Marya’ya Çariçe’nin uyandığı saati, gezindiği yerleri, hizmeti için yanında bulunanları anlatır. Ertesi gün Marya, erkenden kalkar ve bahçeye çıkar. Orada kırk yaşlarında, Çariçe’nin sarayında görevli bir bayanla tanışır. Ona başından geçenleri anlatır ve ondan Çariçeye yazdığı mektubu götürmesi için yardım ister. Mektubu okuyan Çariçe, Marya’yı huzuruna davet eder; onu çok iyi karşılar. Ona, Pyotr Andreyiç’in suçsuz olduğuna inandığını, evlenmeleri için yardım edeceğini söyler. Kayın babasına vermesi için bir mektup da verir. Mektubunda Pyotr Andreyiç’in suçsuzluğunu bildirmekte ve Yüzbaşı Mironov’un kızının da zekâsını, ahlâkını övmektedir.

Pyotr Andreyiç, özel bir emirle sürgünden kurtulur ve Simbirsk’e döner. Marya ile evlenir, bolluk içinde mutlu bir hayat yaşarlar.

Akıcı bir dille kaleme alınan eserde, Rus ordusunda görev yapan subayların yetişme tarzını; kişinin ekmeğini yediği devletine, canı pahasına da olsa, nankörlük etmemesi gerektiği; aşkın insana verdiği cesareti görmekteyiz.

VALERIO MASSIMO MANFREDI BÜYÜK İSKENDER

Makedon kıralı Philippos’un eşi kraliçe Olympias dinsel duyguları yoğun kocasının seferleri yüzünden dolayı da kendini tamamen dinsel ayinlere vermiş durumdaydı.

Bir gece eşiyle birlikte uyuyan kraliçe Olympias düşünde kendisine bir sürüngenin sahip olduğunu görmüş ve soluk soluğa kalarak uyanmış. kral ertesi gün sefere çıkmıştı. İlerleyen zamanda Kraliçe o gece hamile kaldığını anladı. Kraliçe doğurduğu zaman Philippos kazandığı büyük savaşın ardından savaş tazminatı için pazarlık yapıyordu. Günler süren bu pazarlığı alışılmadık bir biçimde yeni doğan oğlunu görmek için terk etti. Çocuğun güzelliği ve bakışlarındaki asalet herkesi şaşırtıyor aynı zamanda büyülüyordu, cocuğun adını da dayısınınki gibi İskender koydular.

Philippos çok zeki bir komutan aynı zamanda da çok uyanık bir politikacıydı. Yerleşik düzene sahip olmayan Makedon halkını yerleşik düzene geçirmiş düzenli ordular kurarak ta çevresindeki ülkelere korku saçar hale gelmişti. Yunan, Helen uygarlığına tutkundu onların sanata, sanatçıya verdiği değer, onların kentsel yaşam örnekleri ve demokratik yaşamları onu büyülemişti.

Philippos oğlunun eğitimine çok önem veriyordu. Hem ona bağlılıklarını ve sadakatlerini arttırmak hem de kadim dostlar edinmesini sağlamak amacıyla ülkenin ileri gelenlerinin ve soylularının çocuklarıyla birlikte sarayda yaşayıp beraber eğitim almalarını sağlamıştır. Bu sayede İskender hayatındaki en değerli 8 kişiyle çocukluktan beri bir arada olmaya başlamıştı.

Kral topraklarını hayal edilemeyecek boyutlara çıkartmak istiyor bu nedenle de en büyük düşman olarak ta Pers’leri görüyordu ama onlarla savaşa girmenin nedenli büyük zararlarda doğurabileceğini biliyordu. Diğer taraftan Yunanlılarla dost olup kendi liderliği altına almak istiyordu.

İskender’in eğitimi için ünlü bilim adama Aristotales’i ülkesine getirtmiş, onun yanında Yunanistan’daki akademisini ve asistanlarını Mieze kentine taşımasına müsaade etmiş bunun için çok büyük paralar harcamıştır. Kendisinin bilmediği bilim, kültür, edebiyat ve sanat konularının İskender tarafından öğrenilmesini dolayısıyla da onun tam bir kral olmasını istiyordu. Bu eğitimlere İskender’in çocukluktan beri yanında olan arkadaşları da katılıyorlardı. Kral yeniden evlenmeye karar vermişti yeni eşi henüz küçük kızı Kleopatra yaşındaydı ve general Attalos’un kızıydı ve soylu bir aileden geliyordu. Bu durumda doğuracağı bir erkek çocuk tahtın yasal varisi olacaktı. Bu durum kraliçe Olympias ve İskender üzerinde büyük bir gerginlik yaratmıştı. Düğün gününde Attalos’un “Makedonya tahtına yasal bir varis ver” dileğiyle kadeh kaldırması üzerine İskender kılıcını çekmiş ama kral Philippos girmişti. Baba oğul neredeyse vuruşacaklardı ama kral şaraba yenik düşüp, sızıp kaldı.

İskender ve annesi Olympias, dayısı Epir Kralı İskender’in yanına kaçtılar. İskender bir süre burada yaşadı. Fakat bunun dayısı için sıkıntı olabileceğini düşünerek oradan ayrıldı. Çeşitli ve olay ve yazışmalardan sonra babasıyla barıştı ve saraya geri döndü.

Philippos Epir Kralı İskender’in kendine olan bağlılığını arttırmak için onu kızı Kleopatra ile evlendirmeye karar verdi. Düğün günü bir muhafız tarafından Philippos öldürüldü katil ölü olarak ele geçirildi. İskender vakit geçirmeden tahta geçti. Hükümdarlığını sağlamlaştırmak için sadakatinden endişe duyduğu sınır komşularına saldırılarda bulundu. Bu saldırılarda genç yaşına rağmen kazandığı büyük başarılar çok kısa zamanda Makedonya’da ve komşu ülkelerde yayıldı. Ona itaatsizlikte direnen Thebaili’ler feci bir sona sahip oldular. Şehirlerinde taş üstünde taş bırakılmadı. Bu İskender’i derinden yaraladı ama aynı zamanda Atinalıların sağlıklı bir karar vererek İskender’le bir barış anlaşmasını sağladı.

İskender ülkesine döndüğünde babasının da hayali olan Asya seferine çıkmaya karar verdiğini arkadaşlarına bildirdi. Onlardan da büyük bir destek alarak hazırlıklara başlandı. Epir kralı İskender son kez görüşerek onun batıya, kendisinin ise doğuya sefer düzenlemesine karar verdiler. Gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğu kurmaya birbirlerine söz verdiler.

Oktay Sinanoğlu Büyük Uyanış

Derin uykudan uyandım. Rüya kafamda hala taptazeydi ; yeni görülmüş renkli bir film gibi. Nasıl derin bir uykuydu. Sanki elli yıldır uyumamışım. Rüyamda, halk Türkiye’nin her bir köşesine kadar uyanmış. Herkesin gözünde bir parlaklık; yüzlerinden kendine güven fışkırıyor.

Kadıköy’deyim, Beyoğlu’ndayım, Ankara’da Meşrutiyet caddesindeyim, Amasya’da, Antalya’da , Tekirdağ’da , Van’dayım:Sokaklardaki insanlar hızlı hızlı işlerini peşinde koşturuyor ,oysa yüzlerinde telaştan endişeden eser yok tam tersine mutlu ve sevecen bir hayat sürdürüyorlar.

2. KİME OY VERECEĞİZ BİZ BE KARDEŞİM

a- Amerikanın neft (petrol) satışları düşünülerek yapılış otoyol gibi caddeden, arabaların arasında harp filmlerindeki gibi zikzak koşarak karşıya geçtim.

b- Yaşlı başlı insanlar , bir şeyler imzalatmak için büyücek bir mekanda bekleşiyorlar.

c- Ülke satan fırkalardan birine değil de , gerçek ulusal sorunlarla mücadele etmekte olduğu için hızla büyümekte olan bir fırkaya (partiye) oyunu vermek istiyor.

d- Küçük bir fırkaya da oyunu versen , bu , içerdeki satılmışlara gidecek oylardan bir eksik olması demektir; kardır.

e-Sahte Atatürkçülük Edebiyatı yaparken Atatürk ün milli eğitimin milli olması temel ilkesini hiçe sayıp Lozan’ı da yırtıp yabancı misyoner okullarının anaokulu bile açmalarına destek oldu.

f- Yeni sömürgeciliğin baş aygıtı IMF’ye veya hükümet oryaklarına uyum sağlıyor.

g- Bir süre önce kendini ve daha bir çok ülkeyi besleyen buğday çiftçisini perişan edip halkı açlığa mahkum etti.

h. 3 Ağustos 2002’de , meclisi tatilden çağırıp Avrupa birliğinin bile haberdar olmadığı , Lozan da kazanılmış haklarımızı iptal manasına gelen , sonun da Türklerin Türkiye den kovulmasına yol açacak yasaları alel acele çıkardı.

I. Bankaları özelleştirme yaygaraları ile yok pahasına ona buna peşkeş çekip üstelik milleti en az 80 milyar dolarını hortumladı.

TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR

a. Türkiye son günlerde öyle yoğun gündem maddeleriyle kavruluyor.

b. Son günlerde Ermeni soykırım tasarısının Fransa da kabul edilmesi Diyarbakır da bir emniyet müdürünün şehit edilmesi, yolsuzluk olayları ve bu olayların üzerine gidilmesi noktasında siyasi kesim ile adalet mekanizmalarının karşı karşıya gelmesi ve bunun devamında da mecliste bir milletvekilinin kalp krizi geçirmesi gibi iç ve dış olaylar Türkiye nin Gündemini işgal ediyor.

3- BANKA SOYGUNLARI

a. Her memlekette olduğu gibi Amerika da da oluyor, birileri gidiyor bankanın birini 1-2 milyar dolar soyuyor.
b. Amerika parayı ülkelerden istiyor ama , nerede görülmüştür ki 11 bankanın aniden soyulduğu.
c. Türkiye gibi bir ülke için 10 milyar dolar korkunç bir mebladır.

4-EKONOMİK ÇÖKERTME HAREKATI

a. Türkiye nin iktisadi olarak aniden çökertme hareketi 2 sene evvel başladı.

b. 2 yıl önce Türkiye de iktisat gayet iyi gidiyordu.bir sürü kocaman gemiler İstanbul a geliyordu.

c. Sanayi , ihracat , esnaf ,Anadolu’nun esnafı her yerde hatta dışarılarda dahi işler yapıyorlardı.dışarıya muazzam bir gidiş vardı.

d. Altı ay içinde yapılan alışverişlerin hepsi birden kesildi, ülkemize birden bire turist gelmez oldu.

e. 50 senedir iktisadi durumunu tamamı ile birinin ağzından çıkacak 2 kelimeye bağlamışlar.

5-SANAYİSİZ KALKINMA OLURMU

a. Sanayi ninde önünün kesilmesi de aynı tarihe yansıyor .

b. Batıda sanayi olmadan kalkınan bir ülke var mıdır?

c. Üretimsiz bir kalkınma olur mu?

d. Türkiye de dünyada üretilen her şey bulunmaktadır.

6-BORÇLANDIRARAK BATIRMA TUZAĞI

a. Borçlanıp da , aldığın borçla bir yatırım yapıp da , o aldığın borçtan daha fazlasını kazanmasan ondan sonra o borcunun faizini ödemek için bir daha borçlanırsan bu gittikçe büyür gider.

b. En sonun da o yer batar ve neyin var neyin yoksa haciz koyarlar.

c. Bazı kurumlara önce zarar ettiriyorlar sonra bedavaya sattırıyorlar.

7-ÖZELLEŞTİRME VE KÜRESELLEŞME

a. Türkiye’de duyulmadan belki en az 5 sene önce İngiltere de , bilhassa Amerika da bu kavramlar üretildi.

b. Dünyanın bir çok ülkesin de , arkadan Türkiye de bu kavramların propagandaları başlamıştır.

c. Özelleştirme iyi bir şey olmuştur.
8-EZBERCİ EĞİTİMLE YETENEKLER KÖRELTİLMİŞ

Bu eğitim sistemi ile ezberci beyinler yetiştirildiğinden millet de sorgulama yeteneği köreltilmiştir.Üç dakikada milletin hayati önemde ki meselesi olan Türkçe eğitim konusunda söyleyeceklerini söylemişlerdir.

9- TÜRKİYE SAVAŞA GEREK KALMADAN DÜŞMANLAR İÇİN HAZIR EDİLMİŞTİR

a. Türkiye de savaş olacağını hiç zannetmiyorum. Savaşa gerek kalmadan pek çok şey düşmanlar için hazır edilmiştir.

b. Türkiye batacaksa hainleri de batacaktır.

10-ENDÜSTRİEL BÖLGE YASASI İLE TOPRAKLARIMIZ YABANCILARA GİDİYOR

a. Tarihte , Osmanlı’nın son zamanları dahil topraklar 1980’e kadar yabancıya peşkeş çekilmemiştir.

b. Şimdi ise topraklar ya ucuza yada bedavaya gidebiliyor.

c. Kendi temel değerimize dönmemiz gerekir, çünkü hem eğitimimiz kurtulur hemde iktisadımız.

d. Yerli teknolojisini sanayi ni kurmak olmalı, aslında bu teknoloji ve sanayi korunmaya başlamıştı ki engellendi.

11-TOPRAKLAR GİDİYOR

IMF’in istediği 4-5 tane kanun çıkardılar, bunun yanı sıra endüstriyel bölge yasasını çıkardılar.Bu kanunlar çıktı ancak kimse ye duyurmadılar ve büyük çapta Türk toprakları da verildi.

12-TÜRKÇE , TÜRETEBİLEN GÜÇLÜ DİL

a. Türkçe nin 10 bin yıllık tarihi , 1 milyon kök kelime ile dünyanın en eski ve köklü iki dilinden biridir.İngilizce ise 500 yıllık tarihi ve kelime türetme yeteneği olmayan yapısı ile zayıf bir dildir.

b. Alman dil bilimcileri yayınladığı gibi Türkçe, adeta matematik uzmanlarınca tasarlanmış kadar zengin ve türetilmeye açıktır.

c. Bugün sokak ta konuşulan İngilizce nin %60 ‘ ı yine İngilizlerin araştırmalarına göre Latince nin bozuğunun bozuğudur.

d. Özel okullar 25 – 30 bin civarında dır. Devlet okullarında ise eğitim verilmez.

e. Amerikan devlet okullarında liseden mezun bir öğrenci okumayı dahi bilmez.

f. Atatürk zamanında olduğu gibi eğitim dili Türkçe ye çevrildi. Tüm dünyada yabancı dil öğretim , labaratuvarı ve uzmanları ile özel bir alan kapsar.