Gorki Arkadaş

Uzayıp giden hayat yolunda hep yolumun kesişeceği,yüreğimdeki arkadaşı aradım.Kaderimi paylaşacak insanı aradım.Benim sevip güvendiğim gibi karşılığını verecek insanı aradım.
Onu Kırım’ın Odessa liman tershanesinde buldum.Zincir şakırtıları,işçi sesleri koşuşturma arasında o bir kaya üzerine oturmuş,kayıtsızca bu koşturmacayı seyrediyor bir yandan da buharlı gemilerin geçişini seyrediyordu.Uzunca süre onu takip ettikten sonra bir ara yanına yaklaştım.Elimdeki ekmeği göstererek;’’Açmısın?’’ diye sordum.Bana ürkek ve çekingen bir korkuyla baktı,ekmeği elimden kaptı ve uzaklaştı.Birazdan yanıma geldi.
İşte böyle arkadaş olduk.Adı Sakra Ptadze.Gürcü Prensi ve Kafkasya da zengin toprak sahibi Kutayis’in tek oğlu.Ama şimdi Odessa Limanı’nda aç,sefil,evsiz paçavralar içinde,yarı aç yarı tok,huysuz sinirli gözlerle ama suratı umursamaz halde yaşıyordu.Tiflis’te Gürcü Başkenti’nde tren garında tanışıp arkadaş olduğu bilet memuru,evini yemeğini paylaştığı arkadaşı birgün ansızın bütün parasını alarak kaçar.Şakra’da arkadaşını bulmaya yemin eder.Arkadaşının peşinden haftalarca dolaşır.Bakü’ye gittiğini öğrenir.Şakra trenle Bakü’ye gider ama arkadaşını bulamaz.Daha sonra arkadaşının Odessa’ya gittiğini öğrenir ve peşinden O da oraya gider.Otele yerleşir.Arkadaşını bulmak için tersane bölgesine takılır.Yine bulamaz ve günler geçtikçe parası azalır ve biter.Otelci parasını ister ve aralarında bir kavga çıkar ve otelden kaçar.Bunları anlatınca yardım etmek geldi içimden garibana.Elimden ne geliyorsa yapmalıydım.Garda tanıştığı arkadaşını bulamamıştı,geri dönecekti ama parası yoktu.Ona bilet almak istedim bilet çok pahalıydı benim ise bilet alacak kadar param yoktu.bunun üzerine tren gar müdürüne gidip durumu çok gerçekçi nedenlerle anlattım.Tren gar müdürüde bana çok gerçekçi nedenlerle bilet veremiyceğini söyledi.bu durum karşısında Şakra’yıda yanıma alarak çalışıp para kazanmak için o zamanlar kıtlık içindeki Rusya’dan refah içindeki Kırım’a akın akın giden diğer insanlar gibi Kırım’a yürüyerek gitmeye karar verdik.Odessa’da kalamazdık çünkü benim kazandığım para obur Şakra’nın yemeğine dahi zor yetiyordu.Bu şartlar altında para biriktirip Şakra’ya tren bileti alamazdım.
Yolda anılarımızdan konuşmaya başladık.Şakra Tifles’teki hayatını nasıl yaşadığını anlatıyor kendini benden ve diğer insanlardan üstün görüyordu çünkü o bir prensti.Kerson şehrine vardığımızda arkadaşım hakkında çok şey biliyordum vahşi,aşırı derecede gelişmemiş bir gençti.İyi beslendiği zaman neşeli aç kaldığı zaman ise güçlü ve huysuz bir hayvan kadar ters biri oluyordu.Köylülere acır kendisini üstün görür bazende
‘’Köylüler kadar prens yoktur’’derdi
bazende
’’Köylüler nedirki bir avuç toprak kadar kıymeti vardır’’derdi
Bu konuda tartışmaya başladığımızda benim haklı olduğumu anlayınca
‘’Git kafkasyada yaşa ordaki hayatı gör öyle konuşalım’’derdi
Saf cahil bir prensti.Hayatı tanıdığını hayatın bu haliyle adil olduğunu sanan bir prensti.
Artık Kırım dağlarına yaklaşıyorduk,uzaktan Kırım’ı saran dağları görüyorduk fırtınaya yakalanmıştık.prens gürcü şarkıları mırıldanıp duruyordu.Yeni bir limanın yapılmakta olduğu Feodosya’ya yöneldik.Prens orda kendisininde çalışacağını söyledi ve yeteri kadar para kazanınca Bakü’ye ordanda Tiflis’e gidebilecekti.Orda çok arkadaşları vardı bana ya kapıcılık yada bekçilik işi ayarlıycaktı.Çok iyi bir yaşamım olacaktı şişman gürcü bir kadınla evlenip çocuklarım olacak ve bol bol şarap içecektim.Sonunda Kırım’a vardık içini çekiyor karnını oğuşturuyor dağ çilekleriyle karnını doyuruyordu ama bundanda rahatsızdı onun gibi bir prensin bunlaramı layık olduğunu mırıldanıp duruyordu.
Üstümüzde hiç para kalmamıştı.Prens beni tembellikle suçluyor kendi deyimi ile ‘’boş avare gezmek’’ile suçlamaya başlamıştı.Yalta yakınlarında bir bahçedeki kuru otları toplama işi buldum.Avans aldım bu paranın hepsine et ve ekmek aldım.Tam aldıklarımla Şakra’nın yanına dönmek üzereydim ki işverenim beni çağırdı aldıklarımı şakraya bırakıp gittim bir saat sonra döndüğümde Şakara’nın oburlukta söylediklerinin hepsinin gerçek olduğunu daha iyi anladım.Herşeyi yemişti tavrıda hiç hoş değildi.O anda hiç önemsemedim.Keşke o an yanımdan kovsaydım.Sonradan anladımki Şakra bencil,kendinden başkasını düşünmeyen birisiydi.Çeşitli bahanelerle çalışmıyor kaytarıyordu.Ben çalışırken o yiyip içip yatıyordu. Onun gibi güçlü bir delikanlının,yorucu bir günden sonra,beni,bir duvar dibinde aç,hırslı gözlerle beklediğini görmek,beni hem şaşırtıyor,hende üzüyordu.Ama o benimle alay ediyordu;Çünkü o dilenmesi öğrenmişti.Önceleri benim görmemden çekiniyordu ama sonraları bunada alıştı,aldırmaz oldu.Bir Tatar köyüne gelir gelmez hemen sakat rolü yapıyor biliyordu ki Tatarlar sağlam güçlü insanlara sadaka vermezdi.Bu davranışın ne kadar aşağılayıcı olduğunu anlatmaya çalıştım ama o dinlemedi dilenmeye devam etti.Bu kadar yürümeyide içine sindiremiyordu.
‘’Bana işkence ediyorsun!düşün ya ölürsem?Annem babam arkadaşlarım ağlar benim için akacak göz yaşlarını düşün’’diyordu
Sabırla ona katlanmaya başlamıştım.Çoğu kez yanımda çocuksu uyurken sakin masum yüzüne bakıp
‘’O benim yol arkadaşım onu bırakamam’’
diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum..Bu düşünceler beni onun tutsağı yapmıştı.Bende ona boyun eğmiştim.Kişiliğini inceliyor ne zaman hangi noktada başka birinin kişiliğini sömürmekten vazgeçiceğini anlamaya çalışıyordum.Kendisini üstün görüyor onun gözünde gittikçe küçülüyordum.
Yeni bir şehre vardık ama hayal kırıklığına uğramıştık.Bütün işleri bizden önce Poltava, Gürcüler ve serseriler kapmıştı.Çalışanları çaresizce izlemeye başladık bizimle beraber işsiz dörtyüz insanda seyrediyordu.Ortalık aç kurtlar gibi her yere saldıran serserilerle dolup taşıyordu.Şakra bunlar yetmezmiş gibi birde kadınlardan cinsellikten bahsetmeye başladı.Yolda bahçede nerde bir kadın görse yaşına tipine bakmadan açık saçık birşeyler söylemeden durmuyordu.Yollar evinden yurdundan açlık sefalet işssizlik yüzünden ayrılmış umut aramak için yollara dökülmüş insanlarla doluydu.Kimisi çocuklarını kucaklarında taşıyor,kimisi ellerinden tutmuş arkalarından sürüklüyordu.Mavimsi derilerinin altındaki damarlarda kan yerine koyu ve pis bir sıvı akan çocuklar saydamlaşmışlardı.Görünüşleri yürek parçalıyor dayanılmaz bir acı sanki ruhlarını eritip bitiriyordu.
Dar bir su geçidi bizi yolumuzdan alıkoydu.Bütün yalvarmalarıma rağmen hiçbir kayıkçı bizi karşıya geçirmedi akşam oldu bir plan yaptım ve uygulamaya koydum. Gece karanlıkta rıhtıma yaklaştık rüzgarlı bir geceydi sandallar rüzgarın etkisiyle kabaran denizde sallanıp duruyorlardı.Gözüme bir sandal kestirdim.Üç sandal zincirle birbirine bağlıydı.Benim için sandalları bu zincirden kurtarmak çocuk oyuncağıydı.Çok ilerde bekçiler vardı ama onlar bile bu havada kabaran bu denizde birinin suya giripte sandalları çalacağını tahmin edemezlerdi.Suya girdim sandalı zincirlerinden zorda olsa kurtardım Şakra sandalın içine uzanmış yatıyor hiçbir şey yapmıyordu.Sandal rüzgarın etkisiyle hızla kıyıdan uzaklaştı.Açıldıkça rüzgar ve dalgalar kuvvetini arttırdı.Bir anda bir ceviz kabuğu gibi denizde sallanmaya başladı. Şakra’dan ayağa kalkıp ipi tutmasını istedim.Şakra o kadar korkmuştu ki söylediğimi yapamadı bana haince baktı.Ona kalkması için bağırdım tam kalkmıştı ki sandal alabora oldu ve ikimiz birden suya düştük ben sandalın ipini tutmuştum Şakra’da ayağımdan yakalmıştı.Şakra bağırıyordu,beni ‘’boğmak istiyorsun ‘’diye.Tam boğulacağımız esnada ayağım yere değdi sevinçle bağırdım.
‘’Kara’’
Kıyıya ulaştık o kadar yorgunduk ki kendimizi kumsala attık birazdan yanımıza üç çoban geldi bir yaşlı ve iki oğlu.Bizi alıp ateşlerinin başına götürdüler .Çorbalarını paylaştılar ama hiç konuşmadılar.Neden sonra yaşlı olanı:
‘’Nasıl geldiniz?Sandalınız nerde?diye sordu.
Sandalın kıyıda bir yerde olduğunu söyledik.Yaşlı çoban oğlunu gönderdi.Oğlu birazdan geldi.Bulduğu sandalın devletin malı olduğunu ve bizim onu çaldığımızı söyledi.Yaşlı çoban bizi karakola teslim etmek istedi.Hemen bir şeyler yapıp bu durumdan kurtulmalıydım.Yaşlı çobana durumumuzu anlattım,çoban bize acıdı,bizi serbest bıraktı.Bize biraz et ve ekmekte verdi.Sandalı da ertesi gün devlete teslim edeceklerdi.
Şakra gülmeye başladı
‘’Neden gülüyorsun diye sorduğumda
‘’Çoban bizi polise teslim etseydi, senin beni boğmaya çalıştığını bunun üzerine bağırmaya başladığımı söylerdim bana inanır beni hapise atmazlardı.Anlıyormusun?’’
Şaka zannetim önceleri ama düşününce bunu yapabileceğini anladım.Kendi kendime işte kader arkadaşım dedim.Kendime acıdım.
Her gün yürüyor yeni köyler ,kasabalar geçiyorduk.Şakra çalışmıyor çalışmak ona zor geliyor,kendini küçültüğüne inanıyordu.Bulduğu her şeyi yiyip.şarap içiyor,bunların parasını ben çalışarak ödüyordum.Dinlenmeyi bırakmış bana yaslanmıştı.Ona yeni elbise almak için biriktirdiğim parayı çaldı orospularla yedi.
Tiflis’e yaklaşıyorduk.Şakra Çerkezlerden ipek çalmıştı.Çok korktum Çerkezler bizi takip edip öldürebilirlerdi.İpeği Şakra’dan alıp attım.Tiflis Şakra’nın şehriydi.Yaklaşıyorduk. Yaklaştıkça Şakra mutlu oluyor,hayaller kuruyordu.Kış yaklaşmak üzereydi.Gudanır dağlarında kar fırtınasına yakalandık birkaç gün sonra Kafkas başkenti Tiflis uzaktan göründü.Yolculuğumuzun sonuna yaklaştık.Şakra’da bir gariplik vardı,çok kayıtsızdı hep mırıldanıyor bişeyler düşünüyordu.Şehre gündüz giremeyeceğini,Tiflis’teki arkadaşlarına böyle pis sefil halde kendini göstermeyeceğini,akşama kadar kentin dişında bekleyip akşam kente gireceklerini söyledi.Kabul ettim.Elimizde kalan son tütünü içerek akşamı bekledik.Akşam olunca şehre girdik.Şakra başlığımı istedi yüzünü göstermek istemiyordu başlığımla yüzünü sakladı.Bana:
‘’Sen şurda tranvayın orda bekle ben arkadaşlarıma anamla babamı sorup geleyim sen merak etme hemen gelirim’’dedi ve karanlık dar sokağa girerek gözden kayboldu.Bir daha onu hiç görmedim.Dört uzun aydan beri yol arkadaşım olan Şakra’ya bir daha rastlamadım.Fakat onu hep iyi yanlarıyla hatırlamaya çalıştım.Bana çok şey öğretti… ‘’Acıma, acınacak hale düşersin’’…

Gorki Arkadaş” üzerine 13 düşünce

  1. melih

    .Paranı ver, selam ver, canını ver ama SIRRINI VERME
    Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE SAYMA
    Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiçbir zaman BOŞ VERME
    Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol, ama BÖLÜCÜ OLMA
    …Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME
    Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama KİN BESLEME
    Davet et, hayret et, affet,tevbe et ama İHANET ETME
    Hedefe koş,cihada koş,yardıma koş ama ORTAK KOŞMA
    Elini aç,gözünü aç,kapını aç ama AĞZINI AÇMA.
    Okumaktan zarar gelmez, oku ama LANET OKUMA
    Rakibini geç,sınıfını geç ama GÜLÜP GEÇME
    Ev al,araba al,abdest al ama BEDDUA ALMA
    Zulmü devir,nefsi devir ama ÇAM DEVİRME
    Yaklaş, konuş,tanış ama UZAKLAŞMA
    Doğrul,devril ama EĞİLME
    Seslen, uslan ama YASLANMA
    İtil, atıl ama SATILMA………….
    ASALETİM SUSKUNLUĞUMDANDIR HER LAFA VERECEK BİR CEVABIM VARDIR AMA BİR LAFA BAKARIM LAFMI DİYE VE BİRDE LAFI SÖYLEYENE BAKARIM ADAM MI DİYE…….Sandığın Kadar Ukala, ßelkide Tahmin Edemiyeceğin Kadar
    Mütevazıyım..Biraz Saklıyım, ßazen Yasaklıyım..Kimseyi Örnek Almam..
    Kimseye Örnek Olmam..Arkama Bakmam..’ Asla ‘ Demem ..’ Keşkeleri Sevmem!!
    Eleştiri Dinlérim Nasihat Dinlemem!! Kimse Bana Masal Anlatmasın
    …Çocukkende Sevmezdim Zaten.

  2. meso

    çok acıklıymış ya insanlar parayı gördükçe yakınlarından bile vazgeçebiliyorlar

  3. A8YO SF

    allah belanı versin şerefsiz yarısında kalmış kitabı okudum senin verecen özetede sanada allaha belnaı versin gerisi nerde bunun mal senin yüzünden projem 45 geldi mal

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>