Etiket arşivi: ZBIGNIEW BRZEZINSKI romanları

ZBIGNIEW BRZEZINSKI Büyük Çöküş

HARWARD Üniversitesinde Devlet ve Siyasi Bilimi Profosörü ve Rus Araştırmaları Merkezinde araştırma üyesidir. The Permanent Purge: Politics in Soviet Totalitarianism, Political Controls in the Soviet Army, The Soviet Block: Unity and Conflict önemli eserlerinden birkaçıdır. Sovyetler üzerinde yaptığı gerçekçi analizleriyle tanınır.

B. GELİŞME

Rus makinistlerin daha radikal grubunun Bolşevik lideri Vlademir Ilyech LENİN düşüncelerini uygularken demokratik metodu kabul eden diğer Marksist grup elemanlarını da eleştirir ve Rusya’da sosyalizmin proleter diktası kanalıyla kurulacağını savunurdu. LENİN’e göre Bolşevik liderler sosyalizmi benimsemiş gibi görünerek batının sempatisini kazanmalı ve daha sonra da komünizme doğru ilerlemeliyi.
LENİN gerçek ve hayali muhalefete karşı terörü kullanma taraftarıydı. Yetkileri ele geçirir geçirmez kurduğu gizli polis ile düşüncesini gerçekleştirdi, idareyi sağlam tutabilmek için şiddet ve kitle terörünü kullanmaktan hiç bir zaman kaçınmadı. Kitle terörü kısa zamanda tüm problemleri çözmek için kullanılan idari bir araç haline geldi. Daha da ileri giderek tembellikle suçlanan işçilerin her on kişisinden birinin anında öldürülmesini emretti.
Joseph STALİN, Lenin mirasının asıl anlamını kavrayacak zekaya sahipti. Stalin toplumu baştan yaratma, kırsal ve orta kesimin önemli bir bölümünü yok etme, milyonlarca insanı zorla istedikleri yöne çekme işlemini üstlendi ve dolayısıyla devlet gücünü tarihin hiçbir evresinde görülmemiş ölçüde genişletti. Devletin yetkileri ve bu yetkilerin kapsadığı şiddet oranı zirveye ulaştı. Her şey diktatöre ve onun yönettiği devlete bağlandı.
Stalin’in kurbanlarının toplam sayısı hiç bir zaman tam olarak öğrenilmeyecekse de yirmi milyonu geçti. Yaptığı toplu katliamlar Sovyet sisteminin kurulmasında önemli rol oynadı.
Stalinizm gerçek siyasi hayata yer vermeyen bir politik sisteme dayandığından bir durgunluk başladı. sovyet elit tabakasında dahi huzursuzluk başladı. Elit kesimin ve halkın giderek artan bir bölümün diğer ülkelerde, komünist Doğa Avrupa Bloğunda bile hayat koşullarının daha iyi olduğunu öğrenmeleri Stalin’e olan güveni sarstı.
Değişiklik gerektiği bilinci,reform ve daha büyük yenilikler 1982′de BREZHNEV’ın ölümünden sonra nihayet su yüzüne çıkabildi. Can çekişen sistem Konstantin CHERNENKO tarafından kısa bir süre için düzenlenir gibi oldu ve 1985′de ölümü ile son buldu.
Mikhail GORBACHEV yönetime getirildiğinde, Sovyet Sistemini her hangi bir şekilde tekrar rayına oturtmaya kararlıydı. Fakat henüz ne yapacağına, Leninizm’i mi Stalinizmi kabul edeceğine karar verememişti.
GORBACHEV’in Glasnost (açıklık) kampanyası 1985′de başladığında devletin kokuşmuş teşekküllerinin hataları, ekonomi sektöründeki iyi idare eksikliği ve israflar bir anda gözler önüne serildi. 1987 yılında özellikle devlet ekonomisi planlaması ve idaresi konularında değişim programları yürürlüğe kondu ve bu programları Perestroika (yeniden yapılanma) adı verildi.
GORBACHEV, Politbürodaki meslektaşlarının bile her konuda onu desteklemediği bir ortamda cesaretle adımlar attı. “Perestroika bizim son şansımız”.”Eğer durursak, bu bizim sonumuz olur” diyen lider kapitalist rakipleri ile aralarındaki farkın kendi aleyhlerine açıldığının farkındaydı.
Ülkenin köklü revizyonlara ihtiyacı olduğunu bilen lider sadece ekonomik yapıda değil, sistemin ideolojik kuruluşlarında ve politik meselelerinde de revizyon yapılması gereğini biliyordu.
GORBACHEV yukarıdan yönetilen ekonomik reformlarla aşağıdan körüklenen sosyal baskılarla oluşan politik demokratizasyonu doğrudan birbirine bağlayarak komünist partinin sosyal değişim üzerindeki tesirini azalttı.
Ülkenin her yerinde, hemen hemen her önemli konuda geniş kapsamlı ve ateşli tartışmalar yapılmaya, yer yer protesto gösterilerine başlandı. Perestroika arayışı içinde müsaade edilen bu Sovyet tartışmaları kapsam ve nitelik olarak birbiriyle ilgili on önemli noktaya dayanıyordu. Tartışılan bu konular arasında şunlar sayılabilirdi; Ekonomik reform,sosyal öncelikler,politik demokratizasyon, partinin rolü, ideoloji-din ve kültür, Stalinizm, iç meseleler, AFGANİSTAN’daki savaşla ilgili endişeler, dış politika ve savunma politikası, Sovyet bloğu ve dünyadaki komünist hareketler.
Sistemin yıllardır “totaliter rejim” olarak nitelendirilmesinin sebebi toplumu sadece zorla politik sisteme tabi kılması değil, aynı zamanda ideoloji doğrultusunda yeniden yoğurmasıydı. Toplumun sessiz durması tamamen ittifak içinde olduğunun ispatı sayılmıştı.
Sovyet parti yöneticileri 1988yılı ortalarında politik reformun ekonomik reformdan daha önemli olduğunu söylediler.Gerekli reformlar çeşitli sebeplerden dolayı toplum tarafından çok büyük şevkle karşılanmıyor, eski alışkanlıklar ve atalet değişim için büyük engeller oluşturuyor, halk perestroika’nın getirdiği ekonomik sonuçlara endişe ve şüphe ile bakıyor, işçi kesiminin verimliliğini ödüllendiren reformlara güvenmiyordu. Köylü geleneklerinin yıkıldığını hissederken, idareciler daha fazla sorumluluktan korkuyor ve kaçınıyor, memurlar ise merkeziyetçiliği tercih ediyorlardı.
ÇERNOBİL felaketi için MOSKOVA’yı suçlayan UKRAYNA’lıların arasında yavaş yavaş özerklik arzuları belirdi. Tarihi anıtları korumak amacıyla toplanan binlerce kişi aniden koyu milliyetçi bir gösteri grubuna dönüştü. RUSYA’daki bu hareket diğer uluslar için öncü oldu. MOSKOVA’nın yetkileri hala elinde tutmasına bozulan Rus olmayan halk arasında özerklik arzusu giderek arttı, milli ve dini anlaşmazlıklar su yüzüne çıktı. Daha geniş kapsamlı bir bölgesel ekonomi otonomisi arzusu Rus olmayan azınlıkların en azından bazılarının henüz tam bağımsızlık değilse bile politik otonomi isteklerine dönüştü.
Ekonomik başarıya ancak politik istikrar gözden çıkarılırsa ulaşılacağı veya politik istikrarın ancak ekonomik başarısızlık göze alınırsa sağlanacağı gerçeği görüldü.
Doğu Avrupa’daki komünist uygulamanın ilk on yılında sosyal seviyeleri düşük kişilerin sosyal seviyeleri yükseldi. Bu ülkelerde rejimi kabullenmeye gönüllü bir çok fakir köylü ve radikal endüstri işçisi vardı. Sovyet güdümü için en fazla iç destek ÇEKOSLAVAKYA ve BULGARİSTAN’da,en az ise POLONYA’da mevcuttu.
Doğu Avrupa’nın Sovyetleştirilmesi sırasında insanlara dayanılmaz işkenceler yapılmış, MACARİSTAN’da 387.000 kişi hapsedilmiş, ÇEKOSLAVAKYA’da 600.000′den fazla insan toplama kamplarına kapatılmış, POLONYA’da çıkan isyan 45.000 kişinin öldürülmesi ile bastırılmış ve daha sonra 5.000 kişi daha idam edilmişti.
Batı Avrupa ile sıkı kültürel bağları olan DOĞU ALMANYA, ÇEKOSLAVAKYA, MACARİSTAN ve POLONYA gibi ülkelerde hoşnutsuzluk daha belirgin hal aldı. Bu ülkeler Sovyet üstünlüğünü ve komünist sistemi doğrudan tehdit etmenin akıllıca bir davranış olmadığını öğrenmişlerdi.
POLONYA Sovyet kontrolünde olmasına rağmen homojen bir topluma sahipti. Roma Katolik Kilisesine bağlıydılar. Bu da milliyetçilik duygularının uyanmasında yardımcı olmuştur. POLONYA’lılar bölünmelere karşı koymak ve milli birlik ve iradeyi devam ettirebilmek için her türlü milli unsuru yok etmeye yönelik zorbalıklara karşı koymak üzere gizli ittifak yaptılar.
1970′lere kadar yeni endüstri işçilerinin içinde dinin güçlü katkısı olan kendilerine has bir politik bilinç edinmeleri, sosyal demokrat orijinli, politik güce sahip anti-komünist aydınlarla yeni bağlar kurulması durumun oldukça değişmesine yol açtı. Bu sırada karizmatik işçi lideri Lech WALESA ortaya çıktı. WALESA, POLONYA’yı canlandırıp tüm dünyanın ilgisini çeken ve dayanışma adı verilen hareketlerin lideri ve sembolü haline geldi.
Komünist rejim hala yönetmeye ve güçleri tekelinde tutmaya devam etmesine rağmen ülkenin politik hayatını artık yönlendiremiyordu. Dayanışma yanlısı gazete, dergi ve kitaplar yayınlanmaya başlandı. Halktan gelen baskılar sonucunda POLONYA’lı yöneticiler politik ılıklılık programını uygulamaya karar verdiler. Çoğunluğunu fikir özgürlüğüne sahip parti dışı kişilerin oluşturduğu Danışma konseyi kurdular ve onların tavsiyelerine açık olduklarını bildirdiler. Önceden tabu sayılan bir çok şey artık sansüre uğramayacak, muhalefet kendi görüşlerini dile getirebilecekti. POLONYA komünist yönetimi yavaş yavaş istenmeyerek de olsa, tekelindeki yetkilerden taviz vermek zorunda kaldı.
POLONYA’lılar yeni özgürlükleri sayesinde diğer komşu devletlerdeki muhaliflerine kıyasla daha kolay kongre yapmaya, organize olmaya başladılar.
Kremlin istenmeyerek de olsa kendisini POLONYA’nın özerklik arayışına alıştırmaya çalışıyordu. Sovyetlerin ÇEKOSLAVAKYA’yı istila edişlerinin yirminci yıldönümünde POLONYA – ÇEKOSLAVAKYA ortak bildirisi yayınlanarak devletlerin bağımsızlıklarına tam anlamıyla saygı duyulmasının sağlanması istendi.
MACARİSTAN’daki politik ve ekonomik olumsuzluklar ve POLONYA’nın son durumu Macarlarıda uyandırdı. Etnik azınlıklara özellikle Rumen Transylvania’sındaki yaşayan milyonlarca Macar’a baskılar uygular CEAUSESCU ve rejimi de gelişmelerden nasibini aldı.
Sovyetler jeopolitik konumu nedeni ile POLONYA ve ÇEKOSLAVAKYA ile olan ilişkilerini sürdürmek isterken gelecekten de endişeliydiler. Bu ülkelerin ALMANYA ile ilişkilerinde Almanların toprak istemeleri durumunda kendilerinin güven kaynağı olarak görülmesini istiyorlardı.
Komünizm, yeni ve daha modern bir ÇİN yaratabilmek için üç defa rotasını değiştirmiştir. Her safhada ÇİN komünist politikası, diğer komünist devletlerin ve özellikle SOVYETLER BİRLİĞİ’nin ideolojisinin emirlerinden daha bağımsız hale gelmiş ve doktrini kendi özel durumlarına, kurulu geleneklerine ve milli ihtiyaçlarına göre ayarlamışlardır.
ÇİN’de değişiklikleri yapan üç lider Sun YATSEN, Chiang KAİSHEK ve Mao ZEDONG dur. Bunlardan :Mao’nun fikirleri Marksizm-Leninizm-Stalinizm’in genişletilmiş şeklidir.
Komünistler ÇİN’de güçlerini sağlamlaştırdıktan sonra ülkede ciddi bir endüstrileşme programı başlattı. Bu yönde Sovyet yardımı ve teknikleri benimsendi, ülkeye bir çok Sovyet danışmanlar getirtildi, Çinli öğrenciler Sovyet Üniversitelerine gönderildi. Ülke endüstri sıçrayışını yaparken Mao yeni bir ideoloji formüle ederek ÇİN’in Sosyalizm kuruluşunda ilerlemiş bir döneme girdiğini ilan etti.
1960′lı yıllarda Mao ülkede terör estirmeye başladı. Bu kötü durum Mao’nun 1976′da ölümüne kadar devam etti. 1970′lerde ilan edilen “Dörtlü Modernizasyon” programı ile batı dünyasına açılmayı ve ülkede ki ideolojiyi hedef alıyordu. Modernizasyon Tarım, Endüstri, Bilim ve Teknoloji, Savunma alanlarında gerçekleştirilecekti.
Çeşitli zigzaglarıyla devam ede gelen reform süreci 1987′deki 13 ncü parti kongresinde sona erdi. Kongrede ÇİN’in doktrin bakımından daha esnek olmasını sağlayacak yeni bir ideolojik formül hazırlanmasına karar verildi. Çok sayıda yetenekli öğrenciye yurt dışında okuma izni verildi.

C. ANFİKİR VE SONUÇ

Doktrin ve uygulama düzeyinde Çinliler Sovyetlere oranla Sosyal yenileşme ve Modernizasyon alanında daha ileriye gittiler. Sovyet basını 1987 ve 1988 yıllarında ÇİN reformlarını oldukça ayrıntılı bir şekilde inceledi. 1988 yılı yazında GORBACHEV’in hatırlatmaları sonucu Sovyet Partisi sonunda ÇİN’in yaptığı reformlara benzer tedbirler aldı. Sovyet şehirleri Amerikanlaşmanın özelliklerinden sayılan Pepsi ve Mc Donald’s levhaları ile dolmaya başladı. Bu levhalar Sovyetlerin daha gelişmiş Amerikan tüketici sistemini kabul edişlerinin adeta sözsüz birer şahidi oldular.
Komünizm, Kapitalizm karşısında zirveye yükselmek, insanlığın ilerlemesiyle eşit bir zafer kazanmak yerine Sosyal açıdan geri kalmış Sovyetler Birliğindeki Sistematik çöküşün zaferi olmuştur.Komünizmin çöküşü dünya ile birlikte komünist ülkelerde de gözlendi.Dünya ülkelerinde ki Komünist partiler az veya çok oranda oy kaybettiler.
Komünizm krizinin en büyük iki nedeninden birincisi hiç bir komünist rejimin yönetime halkının özgür isteğiyle gelmemiş ve hiç bir komünist yöneticinin komünizm sürekliliği konusunda halkına seçme şansı vermemesidir. İkincisi ise komünizmin bir sosyal organizasyon sistemi olarak tarihi performansının, insanlara zorla fedakarlık yaptırmak sureti ile inkar edilemeyecek sosyo-ekonomik olaylarla dolu olmasıdır. Hepsinden önemlisi insan faktörünü sonuna kadar kullanmasına rağmen insana hiç önem vermemesidir.
Komünizmin geleceği ne olacak diye düşünüldüğünde komünizmin içinde bulunduğu kritik durumun komünist devletler arasındaki fikir ayrılıklarını artıracağı ve ideolojik çözümsüzlük sürecini hızlandıracağı, SOVYETLET BİRLİĞİ’ndeki değişik milletler arasında ki huzursuzluğu arttırıp bölünmeye sebep olacağı görülmektedir. GORBACHEV, Büyük Rusya Milliyetçilik anlayışını yeniden kabul ettirmek yerine, Rus olamayan milliyetçiliklerin kendilerini göstermelerine yol açmıştır. Sonuçta GORBACHEV, farkında olmadan SOVYETLER BİRLİĞİ’nin parçalanma ihtimalini gündeme getirmiştir.
Komünizm, artık birleştirici bir kavram ve sosyal ilerleme için geçerli bir model olarak Doğu Avrupa’ya uygun değildir. Kavram olarak hiçbir çekiciliği kalmamıştır,model olarak da yöneticiler arasında bile itibarını kaybetmiştir.
Şimdi en güncel konu komünizm sonrası ne olacak sorusudur. Ya ferdi teşebbüse önem veren çoğulcu toplum gelişecek ya da mevcut güç hudutlarda bazı yenilikler yapacak fakat gücünü sürdürebilmek için askeri polisle koalisyon içine girecektir.
İnsan Haklarına verilen önemin tesiri komünizm yok olmasını hızlandırmıştır. İnsan hakları fikrinin zihinlerde uyanması komünist rejimleri zor durumda bırakmıştır. Bu fikir, artık kitlelerin politik ve ideolojik açıdan daha bilinçli hale gelmelerine sebep olmuştur.
Bu durumda batı dünyasına düşen görev komünizm sonrası dönemde ortaya çıkan milliyetçilikten doğan problemler karşısında alınabilecek tek tedbirin konfederasyon kurma olduğunu açıklamak ve bu konuda liderlik yapmaktır.