Etiket arşivi: Yaşar Nabi kitapları

Yaşar Nabi Balkanlar ve Türklük

Sevdiğimiz sanatçı Yaşar Nabi Balkanlar ve Türklük Roman özeti;

Bulgaristandaki kısa seyahatim esnasında gördüklerimle oradaki Tüklerden ve aramızda bulunan Bulgaristan göçmenlerinden dinlediklerim bana şu kanaati verdi ki, komşu memlekette ekseriye millettaşlarımız aleyhine çok acı ve acıklı şiddet sahneleri halinde tezahür etmeye kadar varan ve devamlı bir propaganda ile beslendiği için
Hızı azalmayan fiili bir türk husumetinin mevcut olduğuna dair arasıra matbuatımıza akseden
Haber ve yazılar, Bulgar gazetelerinin bütün inkar ve protestolarına rağmen, kasten uydurulmuş bir yalan ve iftira değildir.
Çok defa cekurs olduğu için tahammülüde o nispette fazla olan candan bağlı olduğu sulh
Uğruna bazen hayati menfaatlerinden bile fedakearlıkta bulunmaktan çekinmeyen, Türk Milletini bile zaman zaman isyana sevk eden bir vaziyetin ne kadar ağır ve şeref kırıcı olması
Lazım geldiği kolayca tasarlanabilir.
Türk ve Bulgar matbuatı arasında, senelerden beri devam edegelen polemiğin kısa bir tahlilini yapmak, Türk Bulgar münasebetlerinin hakiki çehresini çizmek için bize faydalı olabilir.
Bir iki gazetemizin sırf tiraj gayesiyle Bulgaristan işlerine tam bir vukutsuzluğu ispat
Eden bazı hücum yazılarını tasvip etmesek bile, büyük ızdırapları ve yoksullukları içinde
Bulgaristan Türklerinin tek teselli ve ümit kaynaklarını yine matbuatımızda kendileri ile alakadar olan yazıların teşkil ettiğini unutamayız. Onları anayurt kardeşleri tarafından büsbütün unutuldukları vehmi içinde tamamen karanlık bir ümitsizliğe düşürmeye hakkımız
yoktur.
Kendisine evvelce edinmiş olduğum malumattan doğan kanaatlerimizi bu defa Bulgaristan’da yerinde müşahadelerinin takviye etmiş olduğunu ve Türklerin orada hiç de
Rahat yaşamadıklarını ve ekseriya varlarını yoklarını terk edip öldürülmek tehlikesini bile göze alarak hudutları gizlice geçmelerinin de bu hakikatin ispatı için reddedilmez bir delil teşkil ettiğini anlattım.
Sofya’da matbu müdürü Bay Novmof bu kadar haksız ve müdafaa edilmesi imkansız bir tezi ileri sürerken gösterdiği samimiyet ve heyecana bakarak kimbilir diyordum içimden belki de bu söylediklerine kendini inandırmış bahtiyarlardandır.Bulgarlarda görüldüğü nispette
Aşkın bir yurtçuluk, yurdun menfaati hesabına insanı en inanılmaz şeylere bile inandırabilir.
Bulgar matbuat müdürüne, aynı zamanda Türkiye’nin olduğu kadar Bulgaristan Türklerinin de nefretini kazanmış bir satılık adam olan müftünün Bulgar hükümeti tarafından
Israrla yerinde tutulmasında iki memleketin dostluğuna hizmet sayılmayacağını ve müftünün

halkın arzusuna rağmen Türk mekteplerinde arap alfabesi ile idame hususunda gösterdiği gayretlerin, resmi mahfillerden teşvik ve yardım görmesinin de yine Türklüğün vicdanını
müteessir ettiğini söyledim.
Muhatabımın müşkül bir mevkide kalarak susacağını ve sözlerimi bu sukutuyla
olsun teyyit edeceğini ummuştum. Fakat O avukatlara ve diplomatlara has bir profesyonel bir pişkinlikle müftünün serbest seçimle o mevkiye gelmiş ve Türk mekteplerinde okutulacak alfabenin seçilmesinde tamamen Türk halkının arzusuna bırakılmış olduğuna beni iknaya çalıştı.
Bulgaristanda Türklere karşı resmi veya gayriresmi mahfillerce takip edilen siyaseti
Üç muhtelif görüşten mütalaa etmek kabildir. Meselenin ancak böyle türlü taraflı tahlilidir ki
Bizi daha doğru bir tahlile götürebilir. Bulgar görüşü; Bulgaristanda bugün yaşayan Türkler
Memleketi istila ederek asırlarca müddet boyunduruğu altında tutmuş, yabancı din ve kültürlü yabancı bir milletin çekildikten sonra bir nehir gibi eski yatağında bıraktığı tortuyu teşkil etmektedir.
Asırlarca müddet Bulgarları en sıkı bir rejimin altında tutarak milli varlıklarının
Tezahürüne ve bir millet halinde medeni hayata karışmalarına mani olmuş olan Türklere karşı Bulgarların en küçük bir samimi sempati hissetmelerine imkan yoktur.
Bulgar toprağında Türk’ün hiçbir meşru hakkı olamaz. İstilacı gelmiş eski efendisini ve toprağı zaptetmiştir. Onun mirasçısı bugün Bulgar hakimiyeti altındaki memleketle toprak üstünde bir hak iddia etmek ve güneşten payını istemektedir. Halbuki onun bugün sahip olduğu toprak ve o toprak yüzünden elde ettiği servet Bulgarların geçmiş zamanlarda çalınmış bir hakkının ifadesidir. Bu çalınmış hakla her vasıtaya başvurarak geri almak ve bugün yurttaş kılığı altında görünen dünün istilacısını geldiği gibi, yoksul ve çıplak geldiği yere kovmak, bu memleketin asıl sahibinin en tabii hakkıdır.
Kendimizi bütün ayrı görüş ve telakkimizden sıyırarak Bulgar mantalitesini anlamaya çalışınca hakikatten güç bir muadele konumda kalırız. Bulgarların tarihi türk düşmanlığı inkar edilemez bir surette meşrudur. Tarihinde başka bir hadise olmayan Bulgarların milletin yurtseverlik ve kahramanlık damarlarını harekete geçirmek için Türklük’ten gördüğü fenalıkları ve ona karşı yapmış olduğu kahramanca ayaklanmaları sayıp dökmesi mazur görülmelidir.
Milli bir bütün halinde kendilerini idrak edip tarihleri henüz yeni olan Bulgarlar bu taze milliyetçiliğin mistik sarhoşluğundan ayrılmaya henüz vakit bulamamışlarsa kabahat kendilerinde değildir. Diğer taraftan bu aşkın ve ihtiraslı milliyetçiliğin mistik sarhoşluğundan ayrılmaya henüz vakit bulamamışlarsa kabahat kendilerinde değildir. Diğer taraftan bu aşkın ve ihtiraslı milliyetçiliğin de Onlarda daima ileriye doğru hamleler için büyük bir hız veren enerji ve dinamizm kaynağı tesiri ettiği de inkar edilemez.
Bulgar tarihçilerine göre Bulgaristandaki Türk nüfusu Türklerin balkanlara gelişi zamanından kalmadır. Türkler Balkan yarımadasının fethinden sonra o zamanki Türkiye için büyük bir ehemmiyeti olan vilayetlerin kolonizasyonuna girmişlerdir. Türk ordusunun ilerlemesine, küçük asyanın kısır vilayetlerini de terk eden ve fethedilmiş vilayetlerde daha iyi hayat şartları arayan fakir Türk halkı da refakat ediyordu. Küçak asya Türklerinin ilk dalgasından sonra Kırım Tatarlarıyla irtibat tesis etmek maksadıyla Karadenizle Silmen arasındaki mıntıkada ve karadeniz boyunca yerleşen ikinci bir dalga müşahade edilmektedir.
Onbeşinci asrın başında Türkler bulgarları şehirlerden kovalamaya başladılar. Bunlar Sredniya, Gora ve Nodop dağlarına sığınmaya mecbur kaldılar. Bulgar tarihçilerinin yazdığı budur.
Bulgaristandaki müslüman nüfusun büyük bir kısmı tahminen 300.000 kişi Bulgaristan’ın doğu sınırında Deliormanda yaşayan sakin ve uysal köylülerden mürekkeptir.
1923 sivil harbinden sonra Deliorman’ın müslüman halkı muhtelif yurtsever teşekküller ve otoritenin hileleri yüzünden korkunç bir terör altında yaşadı. Maksat Bulgaristan’ın homojen bir devlet olabilmesi için Onları göçmeye mecbur etmekti.
1929 kasım ayında Bulgaristan müslümanlarının ilk kongresinde mektepler hakkında bir karar alındı, bu kararda;
a)Müslüman mekteplerinin masrafları için alınan vergi diğer vergilere nispetle

çok yüksektir. Bazen müslüman halk tarafından devlete ödenen vasıtalı vergilerin %300-400 üne çıkmaktadır.
Bulgaristandaki müslüman nüfusu çok aşağı bir kültür seviyesinde bulunduğu için onun üzerinde en büyük nüfuzu icra eden din adamlarıdır. Bulgaristan müslümanlarının yazılı bir dini statüleri olmasına rağmen baş müftü ile diğer müftüleri ve vakıf müdürünü milletin iştiraki olmadan hükümet tayin eder. Öyleki her hükümet onların vasıtasıyla müslüman kitlelerine söz geçirebileceğine az çok güvenebilir. Bulgaristan müslümanlarının statülerine göre başmüftü, muhtarı dini bir heyet tarafından seçilerek iktisa eder.
Bulgaristandaki Müslümanların en büyük kısmı çok aşağı seviyede olarak ziraatle meşguldürler. Toprak 100 sene evvelki aynı usuller ve vasıtalarla işletilmektedir. Müslüman halkın daha istihsale erişmeleri için hükümet tarafından hiçbir yardımda bulunulmamaktadır. Halbuki Hristiyan köylüler devletin cömert yardımları sayesinde modern kültür bakımından çok ilerlemişlerdir. Şehirlerde oturan müslümanlara en küçük(işçi, arabacı, küçük bakkal) zanaatlarda çalışmaktadırlar. Hiçbir müslüman tüccar tanımıyorum.
İKTİSADİ VAZİYET:
Bulgaristanda oturan Türk Halkın ekseriyetini köylüler teşkil etmektedir. Stambulluski hükümeti devrinde Türk köylülerinin zamanında ve 19 mayıs ihtilalinden sonra çok kötüleşmiştir.
Az topraklı Bulgar köylüleriyle hiç topraksız Bulgar göçmenlerine yerleşim için tabiatıyladır ki gözler Türklerin sahip oldukları araziye dikilmiş ve ellerinden en kıymetli tarlalarını almak için kanuni hilelerden tutunuzda en açık zorbalığa kadar her çareye başvurulmuştur.
Türklerin şehirlerde en sefil ve en adi zanaatları icra etmelerine karşı bile bin türlü oyun çıkarılmakta ve ellerinden ekmekleri alınmak için akla gelmedik vasıtalara başvurulmaktadır.
GÖÇ ZARURETİ:
Yukarıda yazdığımız bütün sebepler göçün Türkler için geciktirilmeyecek bir zaruret halini almış olduğunu göstermeye yeter. Esasen Türklere karşı tatbik edilen bütün şiddet hareketleri ancak onları kitle halinde kaçmaya sevk etmek için yapıldığından bu neticenin gerçekleşmesinden evvel Türklerin vaziyetinde bir salah olacağını ummak bundan sonrası için en nikbin bir gözle bile mümkün değildir.
Bulgaristanda toplu ve organize bir göç hareketi ve bunun için Bulgaristan ile bir anlaşma yoktur. Fakat türlü işkencelere ve hakaretlere maruz kalarak canından bezen birçok köy ileri gelenleri toprakları ve ziraat aletlerini aramaktadır. Fakat ellerine geçen bütün para yok pahasına elden çıkararak Türkiye’ye sığınmanın çarelerini aramaktadır.
Fakat ellrine geçen bütün para ekseriye yedi cedlerinin vergileri gibi önlerine sürülen bir hesap pusulası ile bin türlü harçları ve resimleri ödeyerek bir pasaport edinmeye bile yetmemektedir.
Pasaport bir Bulgaristan Türk’ü için tasavvur olunamayacak kadar değerli bir hazine, bir kurtuluş vesikasıdır. Onlar Türkiye’de ne bağlar bahçeler ne de kendilerini bekleyen çifte çifte hayvanlar ve evler hülyasındadırlar. Yalnız can, haysiyet ve namuslarının emniyet altında buluhması, daha fazlasını tahayyül etmelerine imkan bırakmayacak kadar gönüllerini dolduran bir hasrettir.
POMAKLAR:
Pomak Bulgarca konuşan ve müslüman dininden olan bir halk kitlesine verilen addır ki Bulgaristanda sayısı bugün yüz bini aşmaktadır.
Balkanların birçok küçük etnik grupları gibi Pomaklarında hangi soya mensup oldukları tam bir katiyetle ispat edilmiş değildir. Ve bunların menşeileri hakkında ileri sürülen bir çok iddia ekseriye bir maksat güden faraziyelerden daha fazla kıymet ifade etmezler.
Bulgar Pomaklarının Bulgarca konuşmalarını vesile tutarak bunları Müslüman Bulgar diye ilan etmişlerdir. Bu suretle de Bulgaristandaki Türk azınlığından ayırmak, azınlık haklarından faydalandırmamak ve Türkiye’ye göçmelerine mani olmak istemişlerdir.

Fakat bu insan topluluğunun milliyetini tayini hususunda dilin kafi delil olmadığı herkesçe malum bir hakikattir. Her şeyden önce bu halk topluluğunun kendi maşeri vicdanında vereceği hükmün kıymeti vardır.Pomaklar ise kendilerini Bulgarlara çok uzak ve Türklüğe çok yakın hissettiklerini büyük tazyikler altında bile Bulgarlaşmaya yanaşmamak ve ölüm tehlikesine rağmen birçok defa gizlice hududumuza sığınmak suretiyle ispat etmişlerdir.
Pomakların Türklük ve onu hatıra getiren İslamlıkla alakalarını tam bir surette kesmek için bütün hususi Pomak ilk mektepleri kapatılmış, bunların Türk muallimleri Pomak köylerinden uzaklaştırılmış ve Pomak çocuklarına din dersleri veren Türk imam ve hocalarının da Pomaklar arasında yaşamasına izin verilmemiştir.
Pomakların dili esas itibarıyla Bulgarca olmasına rağmen yarı yarıya Türkçe ile de karışıktır.Bulgarlar Onlara bu Türkçe kelimeleri unutturmak için Pomak çocuklarının da Bulgar milli mekteplerine göndermelerini mecburi tutmuşlardır.
YUGOSLAVYADA TÜRKLÜK
CENUBİ(GÜNEY) SIRBİSTAN TÜRKLERİ:
Cenubi (güney) Sırbistan Balkan harbinde kaybettiğimiz yerler içinde memleketimize
En yüksek nispette göçmen göndermiş olan mıntıkalardan biri ve belki birincisidir. Bunun sebebi de bu ahvalin maur ve bük şehirlerinde çalışmadan yaşayan zengin toprak sahipleri sayısının pek kabarık oluşudur. Balkan topraklarının Türklerin münevver tabakasını teşkil eden bu sınıf halk sahipleri oldukları toprakların hükümet tarafından zaptedilmesi yüzünden göç bayrağını pek erken açmaya mecbur kalmıştır.
Bugün Güney Sırbistan Müslümanlarının sayısı beşyüzbine yaklaşmaktadır ki bunların yarısından fazlası ırk ve dil bakımından arnavut olmalarına rağmen kültür bakımından Türklüğe meyillidirler ve Arnavutluktan ziyade Türkiye’nin azınlığı olmak ve günün birinde oraya göçmek emelini taşımaktadırlar.
Balkanlarda Türklüğün ilk meyesini teşkil etmiş olan bu mıntıkada Sultan Murat’ın ordusu fethettiği Kosova’da çok daha önce yerleşmiş türkçe konuşan saf Türk soyundan insanlara rastlamıştı. Müslüman azınlığın dost ve müttefik devletin idaresi altında bulunduğu için rahat ve refah içinde yaşadıkları hayaline kapılmak büyük bir hata olur.
SON SÖZ: Balkanlarda yaşayan millettaşlarımız bugün içinde bulundukları hayat
Şartları hakkında Türk aydınlarına küçük fakat toplu bir fikir vermek ve geniş bir göç hareketinin artık ne kadar zaruri ve elzem bir mahiyet almış olduğunu göstermek için kaleme aldığım bu eserde en ufak bir mübalağanın en uzak yakın komşularımıza karşı en küçük bir husumet fikrinin yer almış olmadığı bir kere daha tekrarlamayı faydalı görüyorum.
İki milyon Türk’ün ıstırabına son vermek için tek çare olarak gördüğüm göç işinin tamamlanmasını Türkiye ile komşu memleketler arasında dostluğu bir kat daha kuvvetlendirmeye, aradaki mevcut ve muhtemel bütün ihtilafları ortadan kaldırmaya yarayacak ve bu itizarla da Balkanlar arası dostluk için en hayırlı bir eser olacaktır.