Etiket arşivi: Türkiye’nin Gücü Kitap Özeti

Onur Öymen Türkiye’nin Gücü

Milli gücü oluşturan unsurlar bir arada değerlendirildiğinde Türkiye’nin bir çok açıdan, yalnız Avrupa’nın değil, dünyanın ön sıralarda gelen devletlerinden biri olduğu görülüyor. Türkiye, özellikle son yıllardaki gelişmesiyle ileri ülkelerle kıyaslanabilecek duruma gelmiştir.
Milli gücü meydana getiren unsurların en önemlilerinden biri olan nüfus açısından Türkiye Batı Avrupa’nın ikinci en büyük devleti konumundadır. Geleceğe yönelik bilimsel tahminler önümüzdeki 15 yıl içinde Türkiye’nin bu alanda Batı Avrupa’nın en büyük devleti olacağını gösteriyor. Yıllardan beri endişe kaynağı olarak gösterilen hızlı nüfus artışının yavaşladığı, 1997 yılı sonunda yapılan nüfus sayımından anlaşılmaktadır.. Türkiye’nin nüfus artış hızı, nispeten makul sayılabilecek bir düzeye düşmüş bulunmaktadır. Batı dünyasında ise en ciddi sorunlarından biri nüfusun azalması. Önümüzdeki 25, hatta 50 yıla yönelik nüfus tahminleri dünyanın ve Avrupa’nın sosyal coğrafyasının önemli ölçüde değişeceğini gösteriyor. AB.ülkelerinin ve AB’ye aday ülkelerin hepsinde nüfusun önemli ölçüde azalması bekleniyor. Aynı şey Rusya için de söz konusu.
Avrasya bölgesinde Türkiye ile Pasifik Okyanusu arasındaki bölgenin nüfusunda ise artış bekleniyor. 2050 yılına doğru Türkiye ve komşularının toplam nüfusu AB’nin bugünkü nüfusunu aşacak. Bölgede barış, siyasi istikrar, demokratik gelişme ve işbirliği sağlanabildiği takdirde Türkiye komşuları geniş ve zengin bir ekonomik işbirliği alanı oluşturabilir. Aynı şey Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleri için de söylenebilir. Dünyanın en zengin petrol ve doğalgaz yatakları da bu bölgede bulunuyor. Türkiye’nin komşularına Karadeniz üzerinden komşu sayılabilecek Rusya, Ukrayna ve Romanya da eklendiği takdirde, önümüzdeki yüzyılın ortalarına doğru, AB.’nin bugünkü toplam nüfusunu yaklaşık iki misli büyüklüğünde bir pazarın oluşacağı anlaşılıyor.
Türkiye’nin nüfusu Batı Avrupa’ya oranla çok daha genç ve dinamiktir. Bugün için Batı Avrupa ülkeleri ve A.B.D. gerek ekonomik gelişme, gerek savunma yeteneği açısından Türkiye’den daha ileri görünüyor. Ancak eğitilmiş nüfusun artış hızında Türkiye’nin, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana sağladığı gelişme hızı birçok Batılı ülkelerden ilerdedir. Geleceğe yönelik tahminler 2000’li yılların ilk çeyreğinde Türkiye’nin eğitim alanında Batı Avrupa’nın eğitim düzeyini yakalama şansının yüksek olduğunu gösteriyor. Bir ülkenin gücünün değerlendirilmesinde dikkate alınacak unsurlar arasında toplumsal dayanışma, aile bağlarının gücü, yardımlaşma, fedakarlık, paylaşma duygusu gibi toplumun sosyal yapısı ile ilgili alanlarda Türkiye’nin Batı Avrupa ülkelerinin gerisinde değil, birçoğunun ilerisinde olduğunu söylemek mümkündür.
Bugün üç milyon Türk’ün Batı Avrupa ülkelerinin değişik kültür alanında çalışmayı ve varlığını sürdürmeyi başarması, Türk toplumunun çok kültürlü ortamda yaşama geleneğine sahip olmasıyla da yakından ilgilidir. Türkiye’nin gücü hesaplanırken yurt dışındaki Türkler önemli bir unsur olarak dikkate alınmalıdır. Nüfusun artış hızının daha makul düzeye indirilebildiği, eğitim alanındaki hedefler gerçekleştirilebildiği takdirde Türkiye gelecek yüzyılda bölgesel bir güç olmanın gerektirdiği insan yapısına ve kalitesine kavuşmuş olacaktır.
Türkiye bugün Batı Avrupa’nın en geniş topraklara sahip devletidir. Stratejik konumu Kuzey ile Güney, Doğu ile Batı arasında geçiş noktası olması Türkiye’ye önemli avantajlar sağlıyor. Avrupa’nın en çok doğal kaynaklarına sahip ülkelerinden biri Türkiye’dir. Coğrafi konumu ile de Avrupa ile Asya ve Ortadoğu arasındaki ulaşım yolları üzerindedir.
Bölgedeki petrol ve doğalgaz rezervlerinin dünya pazarına taşınmasına imkan verecek bazı petrol boru hatları Türkiye’den geçmekte, yeni hatların döşenmesi için de çalışmalar yapılmaktadır. Rusya, Ukrayna, Romanya, Gürcistan, Bulgaristan gibi ülkelerin dünya ile ticaretlerinin önemli bir bölümü Türk boğazları üzerinden yapılmaktadır. Bu ve benzeri özellikleri dikkate alındığında Türkiye’nin hemen hemen hiçbir Batı Avrupa ülkesiyle kıyas edilemeyecek stratejik özelliklere sahip olduğu anlaşılır.
Türkiye’nin askeri gücü bütün NATO Ülkeleri içinde A.B.D.’den sonra ikinci sırada bulunmaktadır. Modern silah sistemlerine ve çok yüksek eğitim düzeyine sahip Türk ordusu bugün, şartlar zorunlu kılındığı takdirde, Kolordu düzeyindeki bir birliği bütün teçhizatıyla kısa zamanda yurtdışında bir barış operasyonunda görevlendirilebilecek düzeye ulaşmıştır. Bütün dünyada bunu yapabilecek yetenekteki orduların sayısı çok azdır. Bu ordunun caydırıcı gücünün de katkısıyla Türkiye 75 yıldır Bölgesinde kesintisiz olarak barış içinde yaşayan tek devlet olma özelliğini kazanmıştır.
Türkiye Ekonomik açıdan da eskisiyle kıyaslanamayacak bir konuma gelmiştir. Bugün Türkiye, satın alma gücü esas alınarak hesaplandığında Avrupa’nın altıncı büyük devleti olmuştur. Türkiye son 15 yıllık dönemde Avrupa’nın en hızlı kalkınan ülkelerinin başında gelmektedir. Demir, çelik, çimento gibi, temel malların üretiminde, Batı Avrupa ülkelerinin çoğunu geride bırakmıştır.Tekstil ve konfeksiyonda dünyanın beşinci üreticisi haline gelmiştir. Pek çok sanayi malı üretiminde Türkiye dünyanın ilk 20 veya 25 ülkesi arasında yer almaktadır. Son 15 yıl içinde Türkiye bütün dünya ülkeleri arasında dış ticareti en hızlı büyüyen ülkelerinden biri olmuştur.
Bugün Batı Avrupa ülkelerinin çoğunda en ciddi sorun olarak kabul edilen işsizlik alanında Türkiye o ülkelerin çoğundan daha iyi durumdadır. Türkiye’de döviz rezervleri rekor düzeye yükselmiştir. Türk borsası dünyanın en hızlı gelişen borsalarından biri olmuştur. Net turizm gelirleri bilançosunda Türkiye Avrupa’nın önde gelen turizm ülkelerinin çoğunu geride bırakmıştır.
Bu temel göstergeler, Türkiye’nin dünya ülkeleri arasındaki yerini, ekonomik gücünü göstermesi açısından önem taşımaktadır. Türkiye, ekonomik kalkınma alanında sağladığı hızı ve yakaladığı gelişme sürecini sürdürebildiği takdirde, gelecek yüzyılın ilk çeyreğinde en ileri Batı Avrupa ülkelerinin düzeyine daha da yaklaşacak, hatta belki de onlardan bazılarını geride bırakabilecektir.
Türkiye bütün bu gelişmeleri esas itibariyle kendi insanlarının gayretiyle, kendi gücüyle ve kendi kaynaklarıyla sağlamıştır. Türkiye’nin ulaştığı bu gurur verici sonuçlar, karşılaşılan bazı sorunların gözardı edilmesine yol açmamalıdır. Başta enflasyon olmak üzere, Türkiye’de çözüm bekleyen pek çok sorun vardır. Ancak Türkiye gibi hızlı kalkınma süreci içinde bulunan başka ülkelerde de benzeri sorunlarla karşılaşıldığı görülüyor. Kısa zaman öncesine kadar dünyaya örnek gösterilen bazı Uzakdoğu ülkelerinin 1998 başlarında karşılaştıkları kriz, bunun en açık örneklerinden biridir. Hatta bütün temel sorunlarını çözdükleri sanılan AB ülkelerinde bile ciddi ekonomik ve mali güçlükler yaşanabilmektedir. Bu bakımdan Türkiye’yi ve Türkiye’nin sorunlarını, güçlüklerini değerlendirirken kıyaslamaların ideal ölçülere göre değil, gerçekçi bir yaklaşımla ve benzer ülkelerin karşılaştıkları sorunlar da dikkate alınarak yapılması gerekir. Kaldı ki, Türkiye’nin sorunlarının tümünün yurtiçinden kaynaklandığını söylemek de insaflı olmaz. Bu sorunların yurtdışından kaynaklanan nedenleri de vardır.
Türkiye, içinde bulunan aşamada kalkınma hızını düşürmeden bu sorunlara çare bulmayı başaracak güce ve deneyime sahip bir ülkedir. Geçmişte yüksek kalkınmayı düşük enflasyonla başarabilmiş bir ülkedir. Dünyada hızlı kalkınmayı düşük enflasyon düzeyi ile gerçekleştiren başka ülkeler de mevcuttur. İleri ülkelerle aradaki açığın kapatılmasının, onların düzeyine erişilmesinin yolu da hızlı kalkınmadan geçmektedir. Türkiye’nin stratejik koşullarının zorunlu kıldığı büyük, çağdaş bir savunma gücünü sürdürmek de ancak hızlı kalkınmayla ve ulusal gelir düzeyini yükseltmekle mümkündür.
Türkiye’nin yakın bir gelecekte AB’ye tam üye olması sözü edilen sorunların birçoğunun orta vadede çözüme kavuşturulmasına yardımcı olabilir. Bu bakımdan, karşılaşılan bütün güçlüklere, engellere rağmen mümkün olan en kısa zamanda Avrupa Birliği’ne tam üye olmak, 35 yıldan beri Türkiye’nin önemli hedeflerinden biri olmuştur. Yukarıdaki bölümlerde örnekleriyle anlatıldığı gibi, Türkiye ekonominin hemen hemen hiçbir alanında diğer aday ülkelerin gerisinde değildir. Bu bakımdan AB.’nin genişleme sürecinde Türkiye’nin başka ülkelerin gerisinde bırakılması doğal sayılamaz. Üstelik Türkiye, adaylar arasında AB. ile gümrük birliği yapılabilmiş tek ülkedir. AB ile 35 yıldan beri devam eden işbirliğinin ve anlaşmalardan doğan imkan ve yükümlülüklerin sonucunda Türkiye’nin ekonomik yapısı büyük ölçüde AB ile uyumlu hale getirilmiştir. Ancak, bu Türkiye’nin AB dışındaki ülkelerle işbirliğini geliştirmeye özen göstermemesi gerektiği şekilde yorumlanmamalıdır. Tam tersine, Türkiye, başta A.B.D., Rusya Japonya ve Çin olmak üzere dünyanın büyük ekonomileriyle bağlarını işbirliğini daha da artırmalı, Ortadoğu, Ortaasya, Uzakdoğu, Afrika ve Latin Amerika ülkeleriyle yeni ekonomik ve ticari bağlar kurmalıdır. Diğer ülkelerle ekonomik alanda sağlanacak işbirliği, AB ile bütünleşme sürecinde Türkiye’nin gücünü artıracaktır.
Demokrasi ve insan hakları alanlarında ise Türkiye’nin diğer Batılı ülkelerle çok sonradan bu sürece girdiği doğrudur. Ancak demokrasinin beşiği sayılan ülkelerde bile insan haklarına dayalı bu günkü anlamda çok farklı demokratik rejim kolay kurulamamış ve pek çoğunda kesintisiz olarak gelişmemiştir. İç ve dış güvenlik koşulları veya siyasi liderlerin tercihleri demokrasilerde geri dönüş dönemlerinin yaşanmasına yol açmıştır. Zaman zaman otoriter idareler kurulmuş, hatta diktatörlük dönemleri yaşanmıştır. O dönemlerde baskı ve zulümden kaçanların sığındıkları ülkelerden biri Türkiye’dir. Çünkü Türkiye daima farklı dinlere ve kültürlere sahip insanların bir arada, barış içinde yaşadıkları bir ülke olmuştur.
Türkiye’de demokrasinin ve insan haklarının gelişimini, işte bu genel tablo içinde değerlendirmek gerekiyor. Türkiye geçen yüzyıldan beri halk idaresine dayanan devlet rejimine kavuşmak için çaba göstermiş. Padişahın yetkilerini kısan anayasalar yapılmış, parlamento kurulmuş, seçimler düzenlenmişti. Ancak gerçek anlamda bir halk idaresi Cumhuriyetle birlikte kurulmuştur. Atatürk’ün temellerini attığı Türkiye Cumhuriyeti ve modern Türk devleti hedef olarak Batı uygarlığıyla bütünleşmeyi seçmiştir. Bu idealin temelinde insan hakları yatıyor. 1924 yılından beri Türk anayasalarında insan haklarına önemli bir yer verilmiştir. 1946 yılından sonra çok partili demokratik rejime geçilmiş ve serbest seçimlerle iktidarların el değiştirdiği bir döneme gelinmiştir. Daha sonra hazırlanan anayasaların temel hedefi demokratik devlet düzenini sürdürmek olmuştur. Türkiye, 1949 yılından beri, sadece demokrasiyle yönetilen ülkelerin katılabildiği Avrupa Konseyi’nin üyesidir. İnsan hakları alanında denetim yetkisi de içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayalı 40 yıldan fazla süre geçmiş bulunuyor. Türkiye vatandaşlarına insan hakları ihlali iddialarını Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na götürme hakkı da tanımıştır.
Bu özelliklere sahip bir ülkenin, dünyanın demokratik ülkeleri arasında yer aldığından kuşku duymak mümkün değildir. Zaman zaman dile getirilen eksikliklerin, uygulamada karşılaşılan bazı aksaklıkların, yanlışların Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğu gerçeğini değiştirmesi düşünülemez.
Ekonomik alanda olduğu gibi demokrasi ve insan hakları alanlarında da sağlanan bu olumlu gelişmeler zaman zaman ortaya çıkan bazı ihlallerin göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Türkiye’de demokrasinin vazgeçilmez bir yaşam biçimi olduğu konusunda tam bir görüş birliği mevcuttur. Bu da Türkiye’nin milli gücünün en önemli unsurlarından birini oluşturuyor.
Dünyada Türkiye’nin büyüklüğünde, Türkiye kadar veya daha fazla nüfusa sahip ülkeler arasında ekonomik alanda da demokrasi alanında da Türkiye’nin düzeyine çıkmış veya daha ileri gitmiş ülkelerin sayısı azdır.
Türkiye, bir devlet için kısa sayılabilecek bir zaman dilimi içinde Atatürk’ün kurduğu sağlam siyasal, ekonomik ve toplumsal temeller üzerinde, onun hedef gösterdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma yolunda büyük mesafe almıştır. Gene Atatürk’ün temelini attığı barışçı, bütün ülkelerle dostluğu ve işbirliğini hedefleyen Türk dışı politikası da bu sonuçların alınmasına katkı sağlamıştır. Türkiye bugün bölgesinin en güçlü, en demokratik, en ileri ülkelerinden biridir. Dünyanın sayılı devletlerinden biri haline gelmiştir. Türkiye’nin bu gelişimini ve ulaştığı düzeyi bazılarının henüz fark edememiş olması, ölçüsüz veya abartmalı iddialar ortaya atarak Türkiye’nin başarılarını küçümsemeye, Türkiye’yi haksız biçimde eleştirmeye kalkışmaları bu gerçeği değiştirmez. İki yüz yıldan beri Avrupa’yla bütünleşmeyi temel hedef haline getiren Türkiye’nin, Avrupa’nın gelecekteki mimarisinde önemli yer alması ve gelecek yüzyılın Avrupa’sına şekil veren devletlerden biri olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Türkiye’yi dini, kültürel veya başka nedenlerle Avrupa’dan uzaklaştırmak isteyenlerin başarı şansı yoktur. Çünkü milletler geçmişin acı tecrübelerinden sonra artık bölünmek değil, dostluk ve işbirliği yapmak, birlikte yaşamak istememektedirler. 45 yıl boyunca sarfedilen büyük çabalardan sonra kaldırılan ideolojik demirperdenin yerine dini veya kültürel bir demirperde kurulmasını istememektedirler. Geleceğin Avrupa’sı farklı kültürlere, dinlere ama aynı uygarlık düşüncesine sahip insanların bir arada yaşayacakları bir alan olmalıdır. İşte Türk halkı böyle bir Avrupa düşüncesini benimsemekte ve böyle bir Avrupa’yla bütünleşmek istemektedir. Türkiye’nin böyle bir bütünleşmenin gereklerini yerine getirecek gücü vardır. Türk milletinin bu gücün bilincine varması kendine olan özgüvenini artıracak ve her alanda daha da büyük hamleler yapma şevkini yükseltecektir.
Bir Avrupa ülkesi olan ve yüksek bir kültüre ve insani değerlere sahip bulunan Türkiye, bugün demokrasi içinde kalkınan bölgesel bir güç haline gelmiştir. Bazı yabancıların deyimiyle XX.yüzyıla “Avrupa’nın hasta adamı” olarak giren Türkiye, yüzyılı, ileri, güçlü ve çağdaş bir ülke olarak tamamlamaktadır.
XX.yüzyılın başlarında devrim yapma, toplumlarının yapısını, kaderini değiştirme amacıyla yola çıkan liderler arasında en başarılısı Atatürk olmuştur. Sadece onun devrimi hedefine ulaşmıştır; dinamizmini ve canlılığını korumaktadır. XX.yüzyılın devrim liderlerinden sadece Atatürk hala halkına ışık tutmaya, yol göstermeye devam etmekte, onun adı kendi milleti ve dünya ulusları tarafından saygıyla anılmaktadır. Çünkü onun ideolojisi insanlık ve uygarlık ideolojisiydi, onun rehberi akıldı ve onun gücü halkın iradesinden kaynaklanıyordu. Türk milleti onun gösterdiği uygarlık yolunda ilerlemeye devam edecek ve XXI.yüzyılda Türkiye dünyanın her alanda en ileri, en güçlü, en uygar devletleri arasında yerini alacaktır.