Etiket arşivi: romanları

Francis FUKUYAMA Devlet inŞası

Kitap dört ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar; “Devlet olmanın eksik boyutları”, “Zayıf Devletler ve kamu idaresindeki kara delik”, Zayıf devletler ve uluslar arası meşruiyet”, “Daha küçük ama daha güçlü” bölümleridir.
Kitapta özet olarak dikkati çeken hususlar şunlardır ;
(1) Giriş bölümünde;
- Kitapta; “devlet” ve devletin güçlü olarak ayakta kalabilmesinin gerekleri ana tema olarak işlenmiştir. Devlet inşası, yeni idari kurumların yaratılması ve mevcut olan kurumların da güçlendirilmesidir. Devletin yapılandırılması, uluslar arası toplumun en önemli meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Kitap, yoksulluktan uyuşturucu ticaretine ve terörizme kadar pek çok önemli küresel sorunun kaynağı olarak zayıf ve başarısız devletleri göstermektedir.
- Devlet, Weber tarafından; belirli bir toprak parçası üzerinde, meşru fiziksel güç kullanma tekeline sahip çıkan bir insan cemaati olarak tanımlanmaktadır. Devletin esası zor kullanmaktır. Bu açıdan ABD, en güçlü devletlerden birisi olarak gösterilmektedir.

(2) “Devlet olmanın eksik boyutları” başlıklı birinci bölümde;
- Yazar iletişimle ilgili üç önemli tecrübesini aktararak, teorinin yanında uygulama alanlarının da önemli olduğunun üstünde durmaktadır. İletişim süreçlerinin mali ve üretim süreçleri gibi, uyum ve bütünlük içinde yönetilmesi gerektiğini anlatmaktadır. Bunun için de İşin başlangıç noktasında kurumsal özgüvenin yattığını belirtmektedir.
- Devlet olmanın gerekleri, hükümetlerin meşruiyeti için gerekli esaslar, işlevler ve becerilerin neler olduğu,
- Gelişmekte olan devletlerin, güçlü olmalarından çok zayıf olmalarının sebepleri; Devletin, yaklaşık olarak 10 bin yıl önce, Mezopotamya’da ortaya çıkan ilk tarım toplumlarına kadar uzanan eski bir beşeri kurum olduğu,
- Bürokratik kurumları iyi gelişmiş bir devletin binlerce yıl varlığını sürdürebilmesine örnek olarak Çin medeniyetinin gösterilebileceği,
- Modern devletlerin ortaya çıkışı dört beş yüzyıl öncesine, Fransız ve İspanyol krallıklarına kadar gittiği ve bu devletlerin, büyük ordulara, vergi toplama yetkisine sahip büyük bir coğrafyaya hükmeden devletler olduğu,
- Devlet olmanın dört boyutu olduğu; bunların, örgütsel planlama ve yönetim, siyasal sistemin planlaması, meşruluğun temelleri, kültürel ve yapısal unsurlar olduğu belirtilmektedir.
(3) “Zayıf devletler ve kamu idaresindeki kara delik” başlıklı İkinci bölümde;
- İletişim alanında teori-pratik uygunluğunun öncelikli kural olduğu üzerinde durarak, uygulama alanında kamu yararına hizmet etmek isteyen halkla ilişkiler çalışanının danışmanlık ve iletişim kurma şeklinin nasıl olacağını açıklamaktadır.
- Devletin zayıf olmasının sebeplerinin, devletin yetersizliği, dış güçlerin devlet kapasitelerini arttırmak üzere diğer ülkelere yardım etme durumları olduğu,
- Ekonomik kalkınmada demokrasinin oynadığı role dikkat çekildiği; kalkınma düzeyi, demokrasiye geçiş olasılığı üzerinde etkili olduğu gibi otoriter bir düzene geri dönüş ihtimalini de zayıflattığı; ancak ekonomik kalkınmanın temelinde de yerleşmiş bir demokrasi varlığının tartışılmaz bir konu olduğu,
- Otoriter rejimler, meşruiyetlerini korumada uzun vadeli sorunlara sahip olduğu,
- Pek çok otoriter rejim, büyümeyi sağlama becerisi dolayısıyla kendini meşrulaştırmaya çalıştığı ancak büyüme durduğunda ya da düşüşe geçtiğinde meşruiyetin kaybolup istikrarsızlığın baş gösterdiği,
- Demokratik ülkelerin gerilemeleri atlatmak konusunda daha becerikli oldukları; çünkü meşruluklarının demokrasiden kaynaklandığı,
- Devlet ve ulus inşasına en iyi örnek olarak ikinci dünya savaşından sonra Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgal edilen Almanya ve Japonya verildiği; her iki ülkenin de savaştan önce çok güçlü devlet sistemine sahip oldukları; Devlet organları kuvvetli olduğu için savaştan sonra küçük değişimlerle varlıklarını devam ettirdikleri,
- ABD her iki örnekte de meşruiyet temellerini otoritarizmden demokrasiye çevirmiş sadece savaşı başlatan eski kadroları temizlediği,
- Devlet inşasında önemli görülen bir diğer husus adem-i merkezileşme olduğu; bu ilkenin “hizmette vatandaşa yakınlık ilkesi” olarak tanımlandığı,
- Yetki devrinin gerektiği zaman ve gereği kadar yapılması gerektiği,
- Karar alma yetkisini kullanacak makamı hiyerarşinin alt kademesine ve yerel bilgi kaynaklarına daha yakın bir seviyeye çekmenin, örgütlerin, örgüt dışı ortamdaki değişikliklere daha hızlı cevap vermelerini sağladığı,
- Adem-i merkeziyetçi örgütlerin daha yüksek maliyetle ve daha yavaş çalıştığı,
- yetki aktarımında önemli bir dezavantaj da, riskin de kaçınılmaz olarak örgütün alt kademelerine aktarılması olduğu; sorunun alt kademelerin bu riski rahatlıkla taşıyamayacak olması olduğu ifade edilmektedir.
(4) “Zayıf devletler ve uluslararası meşruiyet” başlıklı üçüncü bölümde;
- Zayıf devletlerin; insan hakları ihlallerinin, kitlesel göç hareketlerinin ve komşularla çatışmaların kaynağı olarak ortaya çıktığının konu edildiği,
- ABD, demokrasi getirmek adına, terörizmin kaynağı olarak gösterdiği pek çok ülkeye doğrudan veya dolaylı olarak müdahalelerde bulunduğu; Afganistan, Türkmenistan, Tacikistan, Özbekistan ve Irak’ın ABD’nin bu müdahalelerine maruz kaldığı,

- Devlet inşası kadar önemli bir konu da ulus inşası olduğu,
- Ulus inşasının üç ayrı yönü ve aşaması olduğu ve bunların;
* Çatışma sonrası yeniden yapılandırılan ülkelerin temelden yeniden inşa edilmesi olduğu; burada meselenin, güvenlik, altyapı, sosyal kurumlar gibi acil önem arz eden konularda teknik yardımlarla yeniden işlerlik kazandırmak olduğu,
* Uluslar arası yardımlarla belli seviyede istikrar sağlandığında ikinci safhaya gelindiği; bu safhada asıl amacın, dış müdahalenin sona ermesinden sonra da ayakta kalabilecek, kendi kendini idare edebilen devlet kurumları yaratmak olduğu,
* Son aşamada ise zayıf devletin güçlendirilmesine çalışıldığı; bu aşamada devlet yetkesi mevcut olduğu ancak mülkiyet haklarının korunması, eğitim öğretim gibi konularda yetersiz kalındığı ve bu aşamadaki ülkelere Peru, Meksika, Kenya, Gana’nın örnek verildiği belirtilmektedir.
(5) “Daha küçük ama daha güçlü” başlıklı dördüncü bölümde;
- Devlet yapısının küçük ancak daha kuvvetli olması gerektiği,
- Soğuk savaştan sonra Avrupa’da ve Güney Asya’da birçok zayıf devlet ortaya çıktığı ve bu zayıf devletlerin uluslararası ortamda tehdit oluşturduğu,
- Ciddi insan hakları ihlalleri ve çatışmaların kaynağı olan bu devletlerin, terörizm için de potansiyel imkanlar sunduğu,
- Bu devletleri çeşitli inşa vasıtalarıyla güçlendirmenin uluslar arası güvenlik adına zaruri olduğu,
- Devletlerin yapması gereken meşru gücü anlamlı bir şekilde bir araya getirmek ve devleti güçlendirmek gerektiği; Bu gücün, yurt içinde bir hukuk düzeni yürürlüğe koymak ve uluslar arası düzeyde dünya düzenini korumak için şart olduğu,
- Güçlü ulus-devletlerin yerini dolduracak olan çokuluslu şirketler, sivil toplum örgütleri, suç kartelleri, terörist gruplar ve benzerleri belli oranda meşruiyete sahip olsalar da dünya düzeninin istikrarının önünde engel oldukları,
- Bu yüzden ülkeler sadece kendi sınırları içerisinde değil, aynı zamanda diğer tehlikeli ve düzensiz devletler için de devlet kurumları inşa etme kabiliyetine sahip olmaları gerektiği; bugün bunun için, işgal etme yerine demokrasiyi ve insan haklarını kullanmak yeterli olduğu belirtilmektedir.