Etiket arşivi: Paulo Coelho Kitapları

PAULO COELHO Şeytan ve Kadın

Bescos adında kendini dünyaya kapamış çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen bir dağ köyü. 281 kişinin yaşadığı bu köyde hemen herkes yetişkin yada yaşlıydı, köyde hiç çocuk yoktu. Eski bir geçmişi olmasına rağmen bu köy artık özelliklerini yitirmiş yıkık dökük evleri ile tarihe karışmak üzere idi. Gençlerin bir çoğu okumak yada çalışmak için kendilerini büyük şehirlere atmışlardı. Köyün bir oteli, otelinde barı ve alışveriş ihtiyaçlarını gidermek için bir dükkanı ve de bir kilisesi vardı. Topu topu üç sokaktan oluşan bu köy 9 ay kar altında idi. Köyün tek oteli yazın tek tük gelen turistleri ağırlıyordu. Turistler oralara avcılık için gelirlerdi.

Yaz mevsimi yavaş yavaş sona eriyordu, artık turistler gitmişti ama köyün girişinde bir yabancı, sırt çantası, eski püskü elbiseleri ve uzamış sakalı ile köye yaklaşıyordu. Onu ilk gören köyün yaşlısı Berta oldu. Yaşlı kadın onu gördüğünde sanki beklediği biri geliyormuş gibi dikkatlice hiç sesini çıkarmadan onu izledi. Yabancı köye geldi, Berta’ya selam verdi ve her yabancının yaptığı gibi otele girdi. Yaşlı Berta kocasını kaybettikten sonra köydekilerle pek görüşmez olmuş, kışları evinde yazları ise evinin kapısında oturur hiç değişmeyen o dağ manzarasını seyrederdi. Köylüler onun yaşlı bir cadı olduğunu düşünürlerdi, hiç kimseye zararı olmasa bile. Oysa gerçekte yaşlı Berta’nın sadece tek bir özelliği vardı, onu insanlardan ayıranda onun ölen kocası ile bir şekilde iletişim kurması idi. Ölen kocasının görüntüsünü görmese bile duygusal olarak onunla iletişim kuruyor ve konuşuyordu. Kocası ona köyün tehlike altında olduğunu söylemişti. İşte bu yüzden gelen yabancıya Berta dikkatlice bakmıştı. Evet oydu işte yabancı yanındaki şeytanı ile birlikte otele girmişti.
Yabancı otele girdi, adının Carlos olduğunu söyleyerek bir haftalık rezervasyon yaptırarak parasını peşin verdi ve odasına dinlenmeye çekildi. Öğle olduğunda küçük köyde herkes köye Carlos adında bir yabancının geldiğini çoktan öğrenmişlerdi bile. Akşam yabancı bara indi, oradaki köylüler ile oradan buradan sohbet etti. Muhabbet bir adamdı, köylüler ile çok çabuk diyalog kurmuştu. Yabancı köylüler ile konuşurken daha çok bir kişi dikkatini çekmişti. O da barmen kız Chantal’dı. Chantal köyün en genç insanıydı. Ertesi gün yabancı köyün yakınındaki derenin kıyısında kitap okuyan Chantal’ın yanına yaklaştı, selam vererek konuşmaya başladı. 45 yaşındaki yabancı Chantal’a aradığı kişi kendisi olduğunu, bir plan için bu köye geldiğini eğer bu planını uygulamada kendisine yardımcı olursa çok karlı çıkacağını söyledi. Chantal bu planın ne olduğunu sordu. Yabancı kendisini izlemesini söyledi, beraber ormana gittiler. Y biçiminde bir kayanın yanına geldiklerinde yabancı orayı kazmasını söyledi. Chantal denileni yapınca toprakta gömülü bir külçe altın gördü. Yabancı daha ilerde bir çukur daha açtırdı, oradan da 10 külçe altın çıktı. Chantal şaşırdı bir süre imalı konuşmalardan sonra, Chantal yabancıya gerçek niyetini açıkça anlatmasını söyledi.
Yabancı eğer planına yardımcı olursa 1 külçe altın senindir dedi. Peki ya 10 külçe altın için köylülerin büyük bir suç işlemesini gerektiğini birini öldürmesi gerektiğini söyledi. Chantal şaşırdı ve ağlama başladı, ancak kendini toparlayarak polise gideceğini söyledi. Yabancı ona polise giderse kimsenin ona inanmayacağını, elinde hiç bir delil olmayacağını söyledi, ardından 10 külçe altın yanına aldı bir külçe altını ise aynı yerinde bıraktı. Chantal’a tek bir şartın olduğunu onunda çalmamak olduğunu aksini yaparsa kendisinin kolayca onu yakalayacağını söyledi. Aradan geçen bir kaç gün Chantal geceleri kendi içinde çarpışıp durdu. En sonunda köylüye bunu anlatmasının imkansız olduğunu düşündü ve tek külçe altını çalarak köyden kaçmaya karar verdi. Gitti kayanın dibinden altını çıkardı ancak altını alarak kaçamadı. Çünkü korkmuştu, oldu olası o köyden kaçmak için büyük şehirlere yerleşmek için çok büyük fedakarlıklar yapabileceğini düşünmüştü ama yapamıyordu işte. Yapamadı da. Çünkü korkmuştu, bunu kötülük yapmak istemediğinden yada iyi olduğundan değil korktuğu için yapamamıştı. Böylece iyilik ve kötülük hakkında düşünmeye başladı Chantal.

Daha önce yalnız başına iyilik ve kötülüğü düşünmemişti hiç. Çünkü köylüler kesinlikle kötülük yapmazlardı. Hepside iyi insanlardı. Birden onu düşünmeye başladı aslında köylülerin iyi mi yoksa kötülük yapamadıkları için mi yani korktukları için iyi olduklarını düşünmeye başladı. Eğer yabancının teklifini köylülere anlatırsa onlar kötülük yapabilirlermiydi acaba. Yine bir akşam bardaki müşteriler dağıldıktan sonra Chantal ile yabancı yalnız kaldılar. Yabancı ona hayatını anlattı. Yabancı çok zengindi silah üretimi ve ticareti yapıyordu. Silah ticaretinde dürüsttü ve kesinlikle yasa dışı yollardan uzak duruyordu. Onu hayata bağlayan en büyük değerler kızları ve eşiydi. Bir gün karısı ve çocukları teröristlerce kaçırılmıştı. O da hemen polise haber vermişti. Onu telefonla arayan teröristlerin yerini polisler çok geçmeden bulmuşlar ve oraya baskın düzenlemişlerdi. Teröristleri öldürmüşlerdi ancak ölmeden yabancının eşini ve çocuklarını da öldürmüşlerdi. Bu olay yabancının tüm hayatını değiştirmişti. Teröristlerin ve polisin kullandığı silahlar yabancının fabrikasında üretilmişti. Yasa dışı satış yapmasa da teröristler bir şekilde bu silahlara ulaşmıştı işte. Yabancı iki üç yıl dünyayı gezdi, içindeki nefret ve öç alma duygusu sürekli büyüyordu. Tanrının kendisine adaletli davranmadığını düşünüyordu. İçindeki şeytan büyüdü, onu hayata ve tanrıya meydan okumaya itti. O insanların içinde her zaman kötülük olduğunu düşünüyor, gerektiğinde insanların kolayca kötülük edebileceklerini düşünüyordu.

Chantal olanları dinledikten sonra yabancı ona eğer sen anlatmazsan planını ben köylülere anlatacağım dedi. Chantal olanları ve yabancının teklifini bir akşam sonra barda köylülere anlattı. Herkes şok olmuştu. Önce inanmadılar, Chantal onlara deliller gösterdi, altınları gördüğünü söyledi. Herkes konuşmadan dağıldı. Ertesi gün herkes Chantal’ı suçluyordu, Chantal çok kızmış ve korkmuştu, yaşlı Berta’nın yanına gitmişti. Berta’nın her şeyden haberi vardı. Ölü kocası ona olanları anlatmış ve köyü kötülüklerden koruması için dikkatli olmasını söylemişti. Berta Chantal’dan köyden kaçmasını istedi. Ama Chantal kaçacak kadar parası olmadığını söyleyip karşı çıktı, otelde kaldığı odasına döndü. Ama o anda ikisinin de bir şeyden haberi yoktu, o da köyün ileri gelen 6 kişisinin kurbanı çoktan seçtiğiydi. O da yaşlı Berta idi. Chantal o sıralar odasında içindeki iyi ile kötünün savaşını dinliyordu. Çok geçmeden Chantal’da kurbanın seçildiğini öğrendi. Rahatlamıştı çünkü en azından kurban kendi değildi. Yabancının verdiği sürenin bitimine bir gün kala rahip, iki adamla yaşlı Berta ‘nın evine geldi. Berta’da artık her şeyi anlamıştı. Rahip Berta’ya uyku ilaçları içirdi ölürken bir şey hissetmesin diye.

Ölüm köyün dışında akşam saat 9′da olacaktı. Köyün tüm erkekleri silahları ile geldiler. Silahları belediye başkanı doldurmuştu ve yarısında kuru sıkı vardı. Yani tüm silahların yarısında gerçek mermi yarısında kuru sıkı vardı. Böylelikle insanlar hiç bir zaman gerçek mi yoksa kuru sıkımı atacaklarını bilmeyeceklerdi. Bu da onların kendilerini avutmalarını sağlayacaktı. İlginç olan bir şeyde rahibin bu olayda öncü rolünde olmasıydı. Rahip altınlardan pay istemiyordu. Yani 10 külçe altın köylülere dağıtılırken kendisi pay almayacaktı. Onun amacı başka idi. Yirmi yıldır o köyde rahiplik yapmış ancak insanları tam anlamıyla kiliseye toplayamamıştı. Köylüler kimseye zarar vermeseler de dindar değillerdi. Rahip kendini sorumlu tutuyordu. Yabancının teklifinden sonra tanrının iyiyi göstermek için kendini kötü olarak kullanacağını düşünüyordu. Tıpkı İsa’nın Yahuda’sı gibi… O anda bir kötülük olacak ama insanlar daha önce yaptıkları kötülüğün farkına varıp kiliseye ve dinlerine bağlanacaklardı.

Son akşam köyün tüm erkekleri infazı gerçekleştirmek için silahlarını Berta’ya doğrulttuklarında Chantal çıktı ortaya, yabancıya güvenmemeleri gerektiğini onun kötü olduğunu, altınları onun izni olmadan paraya çeviremeyeceklerini, polisin bu işe el atacağını, günün birinde birinin ağzından bir şey kaçırarak herkesin suçlu olacağını söyleyerek onları durdurdu. Evet yine herkes korkmuştu, korku yüzünden kötülük yapamamışlardı, tıpkı Chantal gibi. Herkes dağıldı.

Altınlara gelince onları yabancı Chantal’a verdi, ama köylülerin haberi olmadan. Çünkü Chantal yabancının aklındaki soruları cevaplamış onun içindeki iyilik ışığını parlatmıştı. Ona köyün geçmişi ile ilgili bir hikaye anlatmıştı. Hikayede Aziz Savinus ve kötü Ahab vardı. Aziz Savinus kötü Ahab’ı ikisinin de benzer olduğunu, ancak tercihlerinin farklı olduğu konusunda ikna etmiş ve onu iyiliğin yanına çekmişti. Böylece köyün en iyi çağları yaşanmıştı o dönemde.

Evet sorun insanın iyiliği yada kötülüğü değildir. İnsan iyilik veya kötülük yapabilirdi. Ancak iyilik ve kötülük insanları ele geçirmek için savaşırlardı. Her şey bir özdenetim sorunuydu. İnsanlar kendi doğrularını uygularlardı. İnsan doğuştan iyi ve kötü değildi.
Sonuç olarak kitapta insanlığın doğuşundan Adem’in yasak meyveyi yiyip cennetten atılışından beri yaşadığı iyi ile kötü ikilemi anlatılıyor. Köye gelen yabancı insanları yaşam, ölüm, adalet, iyilik ve kötülük kavramları hakkında düşünmeye zorlamış ve onları vicdanlarını sorgulamaya zorlamıştır.

Kitap bize iyiliğin ve kötülüğün kaynağı konusunda fikirler vermiştir.

Paulo Coelho Simyacı

Delikanlının adı Santıago idi.Sürüsüyle birlikte eski,terkedilmiş Kilisenin önüne geldiğinde güneş batmak üze- reydi.Kilisenin çatısı çoktandır çökmüş,bir zamanlar ayin eşyalarının konulduğu yerde kocaman bir firavun inciri büyümüştü.
Yamçısını yere yayıp üzerine uzandı,okuyup bitirdiği kitabınıda yastık yaptı.Uyumadan önce artık daha uzun ve kalın kitaplar okuması gerektiğini düşündü:Okumaları daha uzun zaman alacağı geceleri daha çabuk geçeceği ve daha rahat yastık olacağını düşündü.Uyandığında ortalık hala karanlıktı yukarıya baktığında yarı yarıya yıkılmış çatının arasından parlıyan yıldızları gördü,biraz daha uyusaydım diye düşündü.Bir hafta önceki düşü tekrar görmüştü gene sonunu getiremeden uyanmıştı.Sonra eline deyneğini alıp hala uyuyan koyunları uyandırmaya başladı.
Bir önceki günden bu yana dört gün sonra varacağı kentten yaşayan güzel ve genç kızdan başka bir konuşma konusu açmamıştı.Bu kız tüccarın kızıydı önceki yıl yanlızca bir kere gelmesine rağmen kızdan çok etkilenmişti.Bu Mağazayı bir arkadaşının tavsiyesi üzerine gitmişti.Geçen gidişinde dükkanın kalabalık olduğundan dolayı akşam saatlerine kadar beklemişti.Dükkancının işinin bitmesini beklerken yaşlı bir bayanla karşılaştı,yaşlı kadın delikanlıyı evine götürerek evinde yaşlı kadınla Birlikte kanepeye oturdularında : delikanlıya dua etmeye başladı söylediği dua
Bir çinğene duasına benziyordu.Bu kadın bir düş yorumcusuydu.Delikanlı rüyasında gördüklerini anlattı,Yaşlı kadın
Delikanlıya mısır piramitlerine gitmelisin,neyin nesidir bilmiyorum ama bir çocuk gösterdiğine göre gerçekten vardır bunlar.Delikanlı mısıra nasıl gideceğini sordu.Ben yanlızca düşlerini düşlerini yorumluyorum,bunları gerçeğe dönüştürecek gücüm yok dedi bu yüzdende kızlarımın bana verdikleriyle yaşamak zorundayım dedi.
Çoban falcının yanından hayal kırıklığı ile ayrılarak bir daha asla düşlere inanmamaya karar vermişti.İşlerinin başına dönerek,yemek yedi ve kitabını kalın bir kitapla değiştirerek satın aldığı şarabın rahatça içmek için kasabanın rahat bir alanına gidip bir sıraya oturdu.Sıcak bir gündü,ama şarap akıl sır ermez gizemiyle çobanın içini biraz serinletti.Koyunlar yeni edindiği bir dostun kent girişinde bulunan ağılındalardı. Okumaya iyice daldığı sıralarda yanına yaşlı bir adam gelerek onunla konuşmaya başladı.Genç çobanın konuşmaya pek niyeti yoktu ama yaşlı adam gevezelik etmek istiyordu ve delikanlı yaşlı adama sordu nerelisin yaşlı adam gence ben birçok yerdenim dedi genc ise hiç kimse birçok yerden olamaz dedi.Ben bir çoban olarak bir çok yerden olabilirim,ama aslım bir yerdendir
Yaşlı adam Salem de doğduğunu söyledi genç çoban ise yaşlı adama Salem de ne iş yapıyorsun diye soru sordu. Yaşlı adam ilk kez kahkaha ile gülmeye başladı ve ben Salem kralıyım dedi.Bu konuşmadan sonra çobanın kitabını geri verdi yarın sürünün onda birini bana getireceksin,gizli hazineyi nasıl bulacağını söyleyeceğim sana dedi,sonra kayboldu.Delikanlı ertesi gün yaşlı adamın yanına altı koyun alarak gitti.Genç delikanlı yaşlı adama hazine nerede diye sordu:Yaşlı adamda Mısır piramitlerinin yanında diye söyledi.Çoban irkildi yaşlı kadında aynı şeyi söylemiş ve para almamıştı.Yaşlı adam delikanlıya baktı ve sonra açık elleriyle delikanlının başının üstünde bazı tuhaf işaretler yaptı sonra koyunları önüne katıp uzaklaştı. Geriye kalan koyunlarınıda satarak Mısıra gitmek için önce Afrikaya gemiyle gidiyor.Burada arap çoçuğu ile arkadaş oluyor ve parası bu çocuk tarafından çalınıyor.Bütün gün sokaklarda dolaşıp arıyor fakat bulamıyor sonra bir züccaciye dükkanının önünde duruyor.Dükkancı çobanın aç olduğunu bildiği için avizeleri silmeleri karşılığında karnını doyurabileceğini söylüyor.Zaman geçtikçe kasa paracıklarla doldukça ispanyol delikanlıyı işe almaktan en küçük pişmanlık duymuyordu,kuşkusuz delikanlı hak ettiğinden fazlasını kazanıyordu.Dükkandaki bu satışların bu kadar çoğalacağını aklına bile getirememiş olduğu için delikanlıya yüksek komisyon ödemişti.Delikanlı çalıştığı süre içerisinde epey bir para biriktirmişti.120 Koyun dönüş bileti ve kendi ülkesiyle su anda bulunduğu ülke arasında bir ihracaat ve ithalat ruhsatı almaya yetecek kadar para biriktirmişti.Artık Mısıra gitme zamanı gelmişti,tüccarla vedalaşarak oradan ayrıldı.Delikanlı kervana katılarak yola çıkıyor.Kervan bir vahada mola veriyor.Vaha sakinleri yeni gelen kervanı karşılamaya koştular kalkan toz çöl güneşini gölgeliyordu,Simyacı kabile reislerinin kervan başının yanına gittiklerini ve gizli bir toplantıya oturduklarını fark etti.Yeni gelenler hemen Al-Foyum Kabile şeflerinin huzuruna çıkarıldılar delikanlı gördüklerine inanmakta güçlük çekiyordu.Birkaç hurma ağacı ile çevrili bir kuyunun yerine vahanın herhangi bir ispanyol köyünden çok daha büyük olduğunu görüyordu.Vahadan üç yüz kuyu elli bin hurma ağacı ve hurma ağaçları arasına dağılmış çok sayıda çadır vardı.Çölde savaş çıkmasından dolayı bu kervan vahada kalmak zorunda kalıyor.Burada birçok arkadaş ediniyor ve Fatima diye bir kıza aşık oluyor.Bu ispanypol genç bir rüya görüyor bunun bir tehlike olduğunu sezerek kabile reisine anlatıyor.Kabile reisi önlemler aldırıp vahanın istila edilmesini önlüyor. Kabile reisi yabancı genci toplantı yerine çağırıp ona elli altın lira verdi sonra bir kez daha Yusuf un Mısırda başına gelenleri anımsattığını ve delikanlıdan bundan sonra vahanın müşaviri olmasını istiyor.Simyacı ile tanışıyor simyacı gence kendi yolundan gitmesi gerektiğini Fatima ile evlense bile eninde sonunda kendi yoluna gitmek için ayrılacağını söylüyor.Müşavirlik ve her Şeyi geride bırakıp Mısıra doğru simyacı ile birlikte yola çıkıyorlar sessizce iki gün yoldan sonra en şiddetli savaşların olduğu yerlere yaklaştıkları için çok daha dikkatli davranıp var güçleriyle ön sezilerini dinliyorlardı.Delikanlı o gün yüreğini dinledi ondan kendisini asla terk etmemesini istedi. Ondan düşlerinden uzaklaşacak olursa göğsünde sıkışmasını ve kendisini uyarmasını ve uyarı işareti vermesini istedi.Bu işareti ne zaman duyarsa ona dikkat edeceğine yemin etti.Delikanlı o gece bu konuların hepsini Simyacı ile konuştu ve Simyacı delikanlının yüreğinin evrenin ruhuna geri dönmüş olduğunu anladı.Şimdi ne yapması gerektiğini sordu delikanlı Simyacı piramitlerin yönünde yürümeye devam etmesini yüreğinin hazineyi gösterebilecek durumda olduğunu söyledi. Birkaç gün daha yürüyüş yaparak piramitlere geldiler.Simyacı buradan ayrılarak artık kendi başına olduğunu söyledi. Genç delikanlı yüreğinin söylediklerini dikkatle dinlemeye çalışarak iki saat daha çöl de yol aldı,hazinesinin gizli olduğu yeri ona yüreği söyleyecekti. Birkaç dakika sonra kumluğun tepesine ulaşınca yüreği hopladı dolunay ve çölün beyazlığının aydınlattığı piramitler bütün görkemiyle karşısında yükseliyordu.Yüz üstü düşüp ağladı kişisel menkıbesine inanmış olduğu bir gün bir krala,daha sonra bir tüccara ve bir simyacıya rastladığı için tanrıya şükrediyordu ve hepsinden önemlisi aşkın bir erkeği kişisel menkıbesinden asla uzaklaştıramadığını kendisine anlatan bir çöl kadınına rastlamış olduğu için tanrıya şükrediyordu. Yüreğinin sesiyle kazmaya başladı arkasından gelen haydutları görmedi haydutlar her tarafını arayıp paralarını istediler ve hırpaladılar İspanyol genci ne için geldiğini sorduklarında düşleriyle buraya kadar geldiğini öğrendiğinde haydutların reisi bende düşümde İspanya ya gitmem ve çobanların koyunlarıyla birlikte içinde uyudukları kilisenin ayin eşyalarının konulduğu yerde büyümüş bir firavun inciri bulunan yıkık bir köy kilisesi aramam gerektiğini gördüm ama ben düşlerim için çölü geçecek kadar budala değilim dedi ve haydutları alarak gitti.
İspanyol genç gerçek hazinenin her zaman koyunlarla birlikte yattığı kilisede olduğunu öğrendiğinde yüreği sevinçle doldu piramitlere doğru baktığında piramitlerinde ona gülümsediğini gördü. Artık oda hazinesini bulmuştu.