Etiket arşivi: Nur Serter Kitap Özetleri

Nur Serter 21 nci Yüzyıla Doğru İnsan Merkezli Yönetim

KİTABIN BÖLÜMLERİ VE HER BÖLÜMÜN İÇERİĞİ :

Kitap başlıca üç bölümden oluşmaktadır.

Birinci bölüm ; Dünyadaki eğitim hedeflerindeki gelişmeler,

İkinci bölüm ; İnsan ve eğitim,

Üçüncü bölüm ; Türk eğitim sistemi.

 

Birinci bölüm; Dünyadaki eğitim hedeflerindeki gelişmeleri incelemekte olup, dört kısımdan oluşmaktadır. Eğitim canlılar aleminin en üstün varlığı olan insanla özdeşleşmiş bir kavramdır. Çağlar boyunca insan eğitimi gücün, bilgeliğin, hakimiyetin ve insan olmanın en etkin aracı olarak kabul edilmiş ve eğitim üzerine düşünceler ve sistemler üretilmiştir. Eğitim bilincine ilk çağlardan itibaren varan insan, eğitim hedeflerinin belirlenmesi konusundaki arayışlarını sürdürmeye o günlerden bu yana devam etmektedir.

 

Birinci kısımda Avrupa’ da eğitim anlayışının tarihsel gelişimi; Antik çağda eğitim hedefleri, Hrıstiyanlık ve eğitim hedefleri, Rönesans ve eğitim, Reform hareketi ve eğitim, Karşıt reform hareketi ve eğitim, Metot çağında eğitim, Aydınlanma çağı ve eğitim, Fransız ihtilalinde eğitim, Yeni hümanizm hareketi ve eğitim, Ahlak eğitimi, Milliyetçi eğitim, Devletçi eğitim, Kişilik eğitimi, Endüstrileşme çağı ve eğitim, sosyalist eğitim, Pozitivist eğitim başlıkları altında incelenmiş ve tarih boyunca eğitim alanındaki hedefler ve uygulamalar ortaya konmuştur. Tarih süreci içerisinde farklı uygulamalar içeren bu eğitim sistemlerinin her biri dönemin özellikleri, liderler, din, değişim, milliyetçilik ve devletçilik, ırkçılık ve sanayileşme ve toplum kültür ve ülke ekonomik seviyesinden etkilenmiş ve dönemi için en uygunu olarak uygulanmaya çalışılmıştır. Özellikle ilk çağlarda etkin faktörlerden dinin ön plana çıktığı gözlenmektedir. 19 ncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ekonomik ve politik konuların ön plana çıkmasıyla eğitimin amacı ile ilgili felsefi ve teorik tartışmalar geri plana itilmiştir. Pozivitizme göre duyumsal tecrübe, tüm bilgilerin tek kaynağı olarak kabul edilmiştir. Tecrübe edilemeyen bilgiler ilim dışı olarak kabul edilmiştir. Özellikle matematik, astronomi, fizik, kimya, biyoloji, sosyoloji ve bilimsel sosyolojiyi esas alan hukuk bu dönemde gelişme göstermiştir.

İkinci kısımda; İslam’da eğitim felsefesi ele alınmıştır. İslam’da eğitimin amacı; Allah inancını yerleştirmek ve Allah’ ın emrettiği özelliklerle donatılmış insanlar yetiştirmek olarak ifade

 

edilebilir. Bütün dinlerin temel amacı eğitimdir. Dinlerin çizmiş olduğu inanç çerçevesi, inanlar için tartışmasız gerçekler yani dogmalar olarak kabul edilmiş ve insanın düşünce özgürlüğü ancak o çerçevenin içinde kalan bilgileri değerlendirmek üzere kullandırılmıştır. İnsan düşüncesinin yaratıcı gücünün dini öğretiyi daha iyi yaymak, benimsemek ve benimsetmek amacı ile sınırlayan dini öğretilerin, ahlak eğitimine olan inkar edilmez katkılarına rağmen, çağdaş insanların tüm taleplerine ne ölçüde cevap verdiği yolundaki tartışmalar dünyanın gündeminden hemen hiç düşmeyecektir.

 

Üçüncü kısımda; Din – siyaset – eğitim ilişkisi irdelenmiştir. Din ile siyasal sistem arasındaki ilişki tarih boyunca kendini göstermiş ve din, siyasal sistem aracılığı ile eğitim hedefleri üzerinde etkili olmuştur. Eğitim kurumları dindeki esaslara göre düzenlenmiş ve eğitim müfredatı din esaslı bir şekle bürünmüştür. Dinin devlet üzerindeki etkisinin azalmasıyla birlikte yerini yurttaşlık eğitimine bırakmıştır. Dini devletten ulus devletine geçiş ile birlikte, milliyetçilik, vatanseverlik gibi duygular, ulusal birlik ve bütünlüğün korunması yönündeki çabaların etkin vasıtaları haline gelmiştir. Eğitimde devletin temel amacı; milliyetçilik duygularını güçlendirmeye yönlenmiştir.

 

Dördüncü kısımda; Eğitim ve propaganda arasındaki ilişki incelenmiştir. Eğitimde propagandanın en etkin biçimde uygulandığı örnek; faşizm olmuştur. Hitler; ırkçı insan yetiştirme konusundaki kararlılığında en çok eğitimden yararlanmış ve bu etkin silahı da büyük bir beceri ile kullanmıştır. Eğitimle propagandanın işbirliği; dünyadaki bölünmelerin sonucunda ağırlık kazanmış aynı zamanda da bölünmeleri hızlandırmıştır. Eğitimin yaygınlaşması, propagandanın etkinliğini arttırmıştır. Özellikle okur yazar olmayı öğrenip başka bir şey öğrenmemiş insanlar propagandanın hedef kitlesi haline gelmiştir.

 

Eğitimde propagandanın etkili olabilmesi için; toplumda kabul görebilecek, toplumu hoşnut edecek değerleri öne çıkarması gerekir. Eğitim propagandanın çok etkin şekilde kullanıldığı bir hizmet alanıdır. Hükümetler, tartışmalı konularda gençleri bir karşıt propagandaya karşı korumak için tek yanlı bir bilgi aktarımını tercih ederler. Tek bir siyasi ,dini yada kültürel öğretiye bağlılık, eleştirisel düşünce hareketini önlediği için tek tip insan yetiştirilmesini hızlandırır. Böylece; sisteme köle olacak insan yetiştirilir. Halbuki istenen; düşünen, araştıran, bulan, yenilik yaratıcı zihinleri yaratmaktır.

İkinci bölümde; İnsan ve eğitim başlığı altında; Eğitim bombası, İnsan doğuştan olma mı?, sonradan görme mi?, İnsan toplumsal bir araç mıdır?, İnsan için eğitim, Toplum için eğitimdeki açmaz: hangi insan modeli?, İnsan eğitime muhtaç mıdır.?, Eğitim ve gençlik, Eğitim nedir? Ne değildir?, Eğitim ahlak ilişkisi, Sınıf içinde sınıf, sosyal tabakalaşma, Aktif ahlak anlayışı ve şiddet, Düşünce ipoteği ezber, Çağdaş insan demokrasi eğitim ilişkisi, eğitimde radikalleşme akımı, Mutluluk yolunda bir taşıt eğitim, toplumsal uzlaşmada eğitimin rolü konuları derinliğine incelenmiştir.

 

Dünyanı en güçlü silahı, insanın aklına ve ruhuna, düşüncesine ve duygularına sahip olma imkanı veren eğitimdir. İnsanı ve özelliklerini tanımadan eğitimle ilgili teoriler üretmek insanlığı kobay olarak kullanmaktır. Çünkü eğitmek; asla bir modele göre yetişkinler üretmek değildir. Aksine her insana kendi tekil dehasına ,yeteneklerine göre varolma imkanı tanımak olduğunu yazar ifade etmiştir.

 

Toplumsal gelişmenin inkar edilemez gerekliliği, insanın toplumsal gelişimine katkısını da zorunlu kılmaktadır. Toplum için eğitilmenin bazı büyük risklerinin bulunduğunu tarih bize

göstermiştir. Toplumsal çıkarların yada değer yargılarının her zaman insanlığa en doğru yolu gösteren bir kılavuz olduğu iddia etmek mümkün değildir. Temel toplumsal hedeflerden fedakarlık etmeksizin ve toplum için eğitimin riskleri de yaşamadan insan için eğitim yapmak mümkün değildir.

 

 

İnsan için eğitim ile toplum için eğitimi ayıran çizgi, bireyin belli bir ülkenin yurttaşı, belli bir sosyal sınıfın temsilcisi, bir dinin müridi, yada ırkın ferdi olarak değil, varolan insan potansiyelini

kullanarak insan olmak için eğitilmesi; insanlarla iyi iletişim kurabilecek, yeteneklerini insanlık kültürüne katkıda bulunmak için geliştirmeyi amaçlayacak, bir duygu ve düşünce zenginliğine ulaştırılmasıdır. Toplum için eğitim; bu kalıplara giremeyen insanlar için bir yaşam israfı olacaktır. Oysa eğitimin insan için olması halinde her karakter ve yetenekteki insan kendini geliştirme ve toplumda ifade edebilme özgürlüğüne kavuşacaktır.

 

İnsanlar öğrenme süreci içerisinde kendini ve diğer insanları değerlendirirken, doğru ile yanlışı öğrenirken kendi yaşadığı toplumun değer yargılarına göre karar verecektir. Bu sebepten dolayı, bireysel tecrübelerle yetinmek mümkün olmayıp, öğrenmenin formel eğitimle desteklenmesi zorunludur. Yani bireysel tecrübenin öğrenme ile sonuçlanması için, mutlaka doğru bilgiye ihtiyaç vardır.

Eğitim denince daima ilk akla gelen gençlik olur. Oysa eğitim yaşam boyu devam etmesi gereken bir süreçtir. İnsanın gençlikte olduğu gibi, olgunluk hatta yaşlılık dönemlerinde de eğitime açık olması, yaşama bağlanması ve kendini geliştirmesi için elzemdir. Bilgiye gönül verenler, bilgileri arttıkça, bilinmesi gerekenlerin sonsuzluğunu idrak eden ve kendi yetersizliklerinin farkına daha çok varanlardır. Bu sebeple eğitimi gençlik yılları ile kısıtlamak mümkün değildir. Yazar, gençliğin eğitiminde ana hedefin; “ Kendini tanıyan, gücünü kapasitesini değerlendirebilen, özgün düşünce üretebilen, tartışıp konuşabilen, sorunlara cesaretle çözüm önerebilen, kendi sorumluluğunun yanı sıra toplumsal sorumluluk da üstlenebilen, ve en önemlisi yanlış yapma özgürlüğünü kullanıp doğruyu öğrenen bir gençlik yetiştirmek” olması gerektiğini belirtmiştir.

 

Eğitim, toplumun yeniliklere, çağdaş gelişmelere uyum sağlamasının ve yenilik yaratıcı zihinler üretmesinin en etkin araçlarından biridir. Eğitim son derece dinamik bir süreçtir. Eğitimi sadece bir aktarma süreci olarak düşünmek çok yanlıştır. Eğitimin temel fonksiyonu bilgi edinmeyi sevdirmek, bilgilendirmeyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve bilgiye nasıl ulaşılacağının yollarını öğretmektir. Diğer bir ifadeyle eğitim; öğrenmenin öğretildiği bir süreç olmalıdır.

 

Eğitimin temel fonksiyonlarından biri olarak kabul edilen ahlak eğitimi ile ilgili yaklaşımlar sıkça tartışma konusu yapılmakta ve ahlaklı bir neslin yetişmesinde eğitimin izlemesi gereken yöntemlerle ilgili değişik görüşler ileri sürülmektedir. Gerçekten de eğitimin işlevi yalnızca bilgi aktarmadan ibaret olmayıp toplumla uyumlu temel değerlere saygılı, ahlak normları gelişmiş insanların yetişmesine katkıda bulunmak olarak kabul edilmektedir. Pasif aklak anlayışında; birey doğru ile yanlış davranış arasındaki tercihini, ceza görme yada ödül alma güdüsü ile yapmaktadır. Aktif ahlak anlayışında ise birey; ahlaklı yaşamanın yarattığı mutluluk ve iyi insan olmanın hizmet etmenin gönlünde yarattığı coşkudan aldığı haz ve güçle ahlaklı yaşamaya yönelmektir.

 

Eğitim; öğrencinin bilgi ve çalışması da dahil her türlü olumlu ve erdemli davranışı ve daha da önemlisi, bu yolda gösterilen çabayı ödüllendiren bir anlayışla benimsemelidir. Derslerdeki başarı kadar erdemli hareketinde ödüllendirilmesi erdemli bir toplum yaratmanın önemli bir faktörüdür.

 

Eğitimi etkileyen önemli bir faktörde sosyal tabakalaşmadır. Eğitimi olumsuz yönde etkileyen bu faktör gelişmemiş eğitim sistemlerinin kaçınılmaz bir sonucudur. İnsan merkezli eğitim sosyal sınıflaşmayı ve sınıflar arası eşitsizliği yok etmeyi öngörmekte ve hangi sosyal sınıftan olursa olsun eğitimde fırsat eşitliğini ön planda tutmaktadır. Aktif ahlak anlayışı ile öne çıkan insan merkezli eğitimde asla ve asla şiddetin yeri yoktur. Şiddet sadece güç ile değil söz ile veya haklarına riayet etmemekle de yapılabilir. Bu konuda öğretmenler kadar anne ve babalar da sorumluluk taşımaktadır.

 

 

Yazar ezbere dayalı eğitimin en büyük sakıncasını bilgilerin kalıcı olmaması olarak açıklamıştır. Kalıcı olmaya bilgiyi yaşama geçirmek mümkün değildir. Böylece eğitimden

beklene kalıcı davranış değişikliğinin elde edilmesi mümkün değildir. İnsanın sahip olduğu en değerli hazine olan düşünceye ipotek koyan ezberci eğitimin, bireysel ve toplumsal gelişimin en büyük engellerinden biri olduğunu kabul etmek gerekir.

 

Demokrasi eğitimi önce ailede başlar, sonra okulda devam eder. İnsan olarak kendi hak ve özgürlüklerinin bilincinde olduğu kadar diğer insanların da haklarına saygıyı benimseyen insanlar, demokrasi yolunda ilk adımı atmış olurlar. Demokrasinin vazgeçilmez koşulu olan katılımcılık ve hoşgörü antrenmanı eğitim süreci ile başlar. Düşüncesini açıkça ifade etmesini bilen birey başkalarının düşüncelerini ifade etmesi gerektiğinin de çok iyi bilir.

 

Üçüncü bölüm; Eğitimde din milliyetçilik çatışması, Türk eğitim sisteminde insan modeli, İnsan merkezli eğitim ve korkular, İnsan merkezli eğitim ve öğrenme güdüsü, Eğitimde fırsat eşitliği ve seçicilik, Köy enstitüleri trajedisi, Yeni ufuklar, Eğitim ve çocuk işçiler,Üniversiteler ve bilimsellik,, Aydınlar ve yüksek öğretim,Yeni bir dünyaya doğru başlıkları altında , Türk eğitim sisteminin irdelendiği bir bölümdür.

 

Türk eğitim sistemi ile ilgili pek çok eleştiri yapılmış yeni modeller denenmiş ancak her yeni model kısa süre içinde değişime uğrayarak yerini bir başka bilinmeze terk etmiştir. Böylece sistem güvenilmezliğini garantilemiştir. Eğitimde yenilenme ve değişiklik kaçınılmazdır. Ancak; bu değişimi yap boz haline dönüştürmek öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumu son derece bozmuştur.

 

Cumhuriyet dönemi ile birlikte eğitimle ilgili olarak alınan temel ve önemli kararlar; eğitimin dini hüviyetten çıkarılarak, ona milli bir vasıf kazandırılması açısından çok önemli olan laik eğitim ilkesinin benimsenmesi, Tevhid-i Tedrisat kanunu ile bütün öğretim ve bilim kurumlarının Maarif Vekaletine bağlanması ve ilköğretimin okul çağına gelen tüm çocuklara zorunlu hale getirilmesidir. Eğitimin kitleselleşmesi ve laikleşmesi yolundaki en önemli adımların Cumhuriyetle birlikte atıldığı ve bir devrim niteliği taşıdığı da son derece açıktır.

 

Türk eğitim sistemi, genç Türkiye Cumhuriyetini yaşatmak ve güçlendirmek için eğitimde Türk milliyetçiliği unsurunu esas almış ve Atatürk ilkeleri, eğitimin vazgeçilmez değerleri olarak gençliği benimsetilmeye çalışılmıştır.

 

1983 yılına kadar siyasi amaçla yapılan değişiklikler sonucunda İmam hatip okullarının sayılarında hızla artış olmuş ve mesleğin ihtiyacı olan insan gücü sayısındaki arz talep dengesini fazlasıyla aşmıştır. Halkın birikim ve destekleriyle açılan bu okullar din görevlisi ihtiyacını karşılamanın ötesinde eğitim veren alternatif orta dereceli okul olmuştur. 1971 –1994 yılları arasında bu okullardan 900 000 öğrenci mezun olmuştur. Bu rakam ihtiyaç olan din görevlisi miktarının kat kat üstünde olmasına rağmen din görevlisi istihdamında da açık mevcuttur. Bu da söz konusu okulda okuyan öğrencilerin mesleki amaç dışında bulunduklarını göstermektedir.

 

Türk eğitim sisteminde öncelikli hedef insan olmalıdır. İnsanı, siyasi sistemin belirlediği bir ideolojik kalıp içine hapis etmek yerine, onun büyük ve gizli potansiyelini geliştirmeyi amaç edine, özgür, demokratik, insana saygılı, çağdaş bir insan modelinin eğitimin hedefi olarak kabul edilmesine ihtiyaç vardır. Doğrular, sadece sistemi belirleyenlerin ve olduğu gibi korumayı amaçlayanların tercihleriyle sınırlı tutulamaz. Değişen toplumsal şartlar, geçmişte bir toplum için doğru olan şeyin, zaman içinde eskimesine yol açmaktadır. Bunun en belirgin örneği, dinlerde karşımıza çıkmaktadır. Gelişme ise, toplumun fikri ve ahlaki değer hükümlerini yenilemeye tabi tutmaktadır. Düşünen, tartışan, karar veren zihinler, toplum için doğru ve yararlı olanı üretebilecek kadar özgür, özgün düşünebilen ve karar alabilecek kadar kendine güvenip, saygı duyan insanların yetişmesini zorunlu kılmaktadır.

 

 

Türk eğitim sisteminin kendisini kuşatan dogmalardan sıyrılarak insanı merkez alan bir eğitim anlayışını benimsemesi, hem birlik ve bütünlüğü korumayı, hem de gelişmeye hız katacak zihinler üretmeyi kolaylaştıracaktır.

 

Türk eğitim sisteminde öğrenme eyleminin oluşmasını engelleyen iki önemli sorun vardır. Bunlar; eğitim sistemindeki tutarsızlıktan kaynaklanan sorunlar ve eğitim görenle ilgili sorunlardır. Bu sorunların çözümü için; öğrencinin öğrenme sürecine katılımı son derece önemlidir. Bu insan merkezli eğitimin temeli olan aktif eğitimdir. Aktif metodun kullanılması; Türk Milli Eğitiminin genel amaçları bakımından gereklidir. Zira genel amaçlar arasında; hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler yetiştirilmesini esas almıştır. Aktif metot için hür, açık fikirli, ideolojik saplantılarına gençleri kurban etmeyecek iyi yetişmiş öğretmenlere ve her düşünceyi özgürce ifade edebilme hakkını gençliğe tanıyan yasakçı olmayan bir eğitim anlayışı ile mümkündür.

 

Eğitimde fırsat eşitliği sağlamak için; sosyal sınıflaşmanın önlenmesi ve aradaki farkın kaldırılması, cinsiyet açısından eğitim eşitliği için imkanların yaratılması, eğitimde bölge, köy ve kent eşitliğinin sağlanması kaçınılmazdır. Bu koşullar devam ettiği sürece Türkiye’ de eğitim imkanlarının bütün birimlere fırsat eşitliği sağlayacak biçimde sunulması zorlaşmaktadır. Eğitimden yararlanmak her Türk vatandaşının hakkı olmakla birlikte, sunulan eğitim hizmetlerinin nitelik ve nicelik açısından eşit olmaması, eğitim hizmetinin dengeli verilmesini engellemektedir.

 

Trajedi ile sonuçlanan köy enstitüleri sistem içinde varlığını sürdürmüş olsaydı; köyden kente göçlerin büyük kısmı önlenebilir, tarımsal verimlilik arttırılabilir, köylerde de eğitim seviyesi yükseltilebilir, gelir dağılımındaki büyük uçurumların oluşması engellenebilir, köyden kente gelerek işsiz kalan insanların suça itilmesi, yer altı teşkilatlarının maşası durumuna düşmeleri ve gecekondularda hayat sürmeleri önlenebilir ve ülkenin demokratikleşme sürecine katkıda bulunabilirdi.

 

Eğitimin yaygınlaşması ve okul yaşındaki çocuk ve gençlerin toplumsal ve bireysel kalkınmanın gerçekleşmesi bakımından çocuk işçiliğinin önlenmesine ilişkin projelere ağırlık verilmesi önemlidir. Ancak çocuk işçiliğinin önlenmesi için toplumun refah düzeyinin yükseltilmesine ihtiyaç vardır. Bu sağlanmadığı sürece çocukların eğitiminde taviz verilmesi zorunludur.

 

Üniversite eğitiminde, klasik eğitim metotları yerine araştırma faaliyetlerinin ağırlık kazanacağı, üniversitelerin öğrenci ile yüz yüze ders yapılan eğitim kurumları olmaktan ziyade, araştırma merkezleri olarak faaliyet yapması gerektiğini yazar belirtmiştir. Zira derlenmiş bilgiye ulaşmak için bilgisayarlar, internet bağlantıları, kütüphaneler yeterli hizmeti sunabilecek şekilde yaygınlık kazanacaktır. Eğitimdeki esnekleşme ve tek tip eğitim

anlayışının terk edilmesinin yol açacağı sonuçlardan ürkenler, bu eğitim anlayışının toplumsal birlik ve bütünlüğü bozacağını dile getirmektedirler. Ancak burada göz ardı edilen husus birey odaklı eğitimin, temel bir eğitim felsefesinden yoksun bulunmadığıdır. Burada eğitimin merkezine insan oturtulmaktadır. İnsanın her yönü ile geliştirilmesi, erdemlerle donatılması, yetenekli, kendine güvenen, sorumluluk almaya hazır ve değerli kabul edilmesi esas alınmaktadır.

 

Eğitim sisteminde yapılacak değişikliklerin tek bir hedefi olmalıdır. Bu hedef insan merkezli eğitim anlayışıdır. Kabulü zor olsa da uygulaması büyük ihtilaflara yol açsa da eğitim ideolojilerinin ortak payda olan insan da kesiştiği gerçeğini artık kabul etmenin zamanı gelmiştir. İnsan merkezli dünyada eğitimin Ulusçu, dinci yada çıkarcı insan yetiştirmesi beklenmemelidir. İnsanlığın yüce ve kutsal bir değer olarak kabulü birlik ve huzur dolu geleceğe açılan ilk kapı olacaktır. Bu görüş kimine göre bir ütopyadır. Kimine göre ise kimlik kaybıdır. Nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, insan için var edilmiş yerkürede insana en yakışanıdır. İnsanlık, kendi için doğru ve yararlı olana ütopyadır diye sırt çevirmediği içindir ki, gelişme ve evrim

 

 

gerçekleşmektedir. Doğru ve yaralı olan her şey mücadeleyi gerektirir. İnsana saygı duyan ve insanlığı hizmete gönül verenleri yanında toplar ve güçlenerek yol alır.

ANA FİKİR VE BAŞLICA ESAS FİKİRLERİ :

İnsan merkezli eğitim sisteminde; eğitim insan odaklı olarak icra edilmektedir. İnsanın her yönü ile geliştirilmesi, erdemlerle donatılması, yetenekli, kendine güvenen, sorumluluk almaya hazır ve değerli kabul edilmesi esas alınmaktadır. Eğitimde çeşitlenen mönünün ortak noktaları, eğitimin felsefesini oluşturmaktır. Bu felsefe ile yetişen insanlar; toplumsal olaylara karşı son derece duyarlı, bu konuda sorumluluk üstlenmeye hazır , problemlerin çözümünü grup çalışmasının yararını tam olarak idrak etmiş olarak birlik ve bütünlükte arayacaklardır. İnsan merkezli eğitim; bölünmenin değil bütünlüğün sağlanmasına katkıda bulunacak ancak ulusal çıkarları gözeten bir dünya vatandaşlığı bilincini de geliştirerek dünya barışına hizmeti amaçlayan insanlar yetiştirecektir.

 

KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER :

Eğitim gören her birey insan verilen değeri tam olarak benimseyecek, diğer insanlarla iletişim kurmadaki duyarlılığı ve becerileri gelişecektir. İnsanın dünyada yaşayan en saygın ve gelişme potansiyeli en yüksek varlık olduğunu içe sindirmek, beraberinde adil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal yapının temellerinin atılmasına hizmet edecektir.

Bu sistem içinde birey erdemli olmanın gerekliliği, erdemli bir topluma ulaşmanın duyarlılığı düşüncesi içinde yetişecektir. Kendini tanıması, toplumdaki konumunu, hedeflerini ve görevlerinin seçebilmesi kolaylaşacaktır.

 

Sistemin en önemli hedefi, bilgiyi aktarmak değil öğrenmeyi öğretmek olacaktır. Öğrenmeyi öğrenen ve bundan zevk alan insanın yaşam boyu bilgi birikimini arttırmak istemesinden daha doğal bir şey olmayacaktır. Öğrenmeyi öğrenen kişi bilgiyi anlama ve yorumlamada konusunda tecrübeleneceği için bilgiyi sevecek, yaşam boyu eğitim ilkesinin takipçisi olacaktır.

 

Not : Kitap özetlerindeki fikirler yazarların özel fikirlerini yansıtmaktadır.