Etiket arşivi: Michael ignatieff Eserleri

Michael ignatieff Sanal Savaş

Kosava hava taarruzu NATO askerlerinden tek bir kayıp bile verilmeden hedeflerine ulaştı. Askeri açıdan benzeri görülmemiş bir başarıydı. Etik açıdansa savaş ahlakını yönlendiren beklentileri dönüşüme uğratan bir yenilik. Çağlar boyu savaşın Zımni Anlaşması, ahlaki tehlike açısından temel bir eşitliği varsayıyordu. Öl veya öldür. Dolayısıyla savaştaki şiddet kendini nefsi müdafanın meşrutiyetinden yararlanarak haklı gösterirdi. Ama bu anlaşma, bir taraf tehlikeden muaf bir şekilde öldürülmeye başladığında anlamını yitirir. Başka bir ifade ile, savaş bir hindi avına dönüştüğünde adil olmaktan çıkar Kosavadaki muhalifimiz pes etmemiş olsa da Sırp Hava Savunma birimleri hava taarruzunun son gününe kadar ateş etmeye devam etti. Mücadele o kadar eşitsiz şartlarda yapılıyordu ki, NATO ahlaki üstünlük duygusunu ancak katı taarruz kurallarına titizlikle uyarak koruyabiliyordu. NATO sivil kayıplarının sayısını en az da tutmayı amaçlayan bu kuralları ahlaki bir üstünlük belirtisi olarak sundu. Ama bu kuralların amacını NATO’nun tehlikeden muaflığını örtbas etmek olduğunda ileri sürülebilir. Kendi askeri personeli, karşı tarafınkine eş değer tehlike altında olsaydı şiddetle hatta vahşice karşılık verebilirdi. Gemilerinin biri batırılmış ve çok sayıda pilotunu kaybetmiş daha cezalandırıcı bir tavır alır ve hava gücünü kullanırken ahlaki ölçüleri geri plana itebilirdi. Askeri üstünlük tek başına vizyonda ayrı olarak kendini tutmayı gerektiriyordu. Bir düşmanla risk eşitliği varsa, hasar asgari düzeyde olmalıdır.

İnsan hakları kavramı, tüm insanların hayatını eşit değere sahip olduğunu varsayar. Risksiz savaş kendi hayatımızın, kurtarmak için askeri müdahale yaptığımız insanlardan daha değerli olduğunu öngörür. O halde bu ahlaki tavırlarımız da ciddi olduğumuzu kanıtlamak için hayatımızı ortaya koymamız anlamına gelir ? Savaş, iki tarafın ölü sayısının eşit olduğunda mı meşru hale gelir ? Elbette hayır. Bilakis en iyi strateji iki tarafta da kayıp sayısının asgari düzeyde tutan müdahaleler olmalıdır. Açıktır ki, risk adına riske girmenin bir anlamı yoktur. Yıldızlarını hak eden hiçbir komutan da az kayıpla zafer elde etmekten başka bir şey amaçlayamaz. Asıl sorun, risksiz savaşın olup olmayacağıdır.

Soğuk savaş sonrası batının askeri müdahalelerinde amaca, mümkün olan en az askeri masrafla ulaşılmaya çalışılmıştır. Kosava taarruzu, hedeflerini müttefik kuvvetlerin tek bir askerini dahi kurban etmeden ulaştığı için, sanal savaşın strateji ve taktiklerine uygundur. İnsani müdahale hakkında yana bir görünümde sunuyordu ki bu hakkın uygulama alanına geçirilişi, batılı devletlerin silahlı kuvvetlerinde en temel varlık nedeni haline geldi. Bu kuvvetlerin müdahale etme “hakları” na Sovyetler Birliği, Çin ve üçüncü dünyada NATO müttefiki olmayan ülkeler şiddetle karşı çıktı. Zaten böyle bir hak ne geleneksel hukukta nede uluslar arası resmi hukukta yer alıyordu. Bu hakkın varlığını sürdürmesinin tek nedeni batının emirlerini kabul ettirecek güce sahip olması.

Demek ki askeri güce baş vurmanın insani gerçekleri bulunduğu noktasında şöyle bir durup düşünmeliyiz. Hele de bu gücün birilerinin ölümüne yol açacağı kesinlikle biliniyorsa, Zira burada modern biçime bürünmüş eski bir hortlak vardır. Adalet adıyla ahlaki bir kılığa bürünen ve koşullarla sınırlanamayan bir şiddet.

Kosava savaşını desteklemiş olanlar, şiddet kullanmanın ahlaka uygun hale getirilmesinin istenmeyen etkileri ile yüzleşmek zorunda. Yüce amaçlı soyutlamalar, kendi adlarına yapılan şeylerin gerekçelerini, işlerinde barındırır. İnsan hakları gibi ahlaki soyutlamaların, insan haklarını çiğneyen herkesi barbar olarak tanımlayarak, barbarlığı meşru kılan mutlakiyetçi bir zihniyete indirgiyor.

Felsefeci Hannah AREND’in yazısında belirttiği gibi “ciddi biçimde doğruyu aramak bir erdem biçimidir. Soyut kavramda soyut duygular, gerçekte olanları nerdeyse yanlış yansıtmakla kalmaz aynı zamanda iç içe de geçmişlerdir” Her zaman buğulu bir camın ardından bakıyoruz, çıplak gözle değil. Ancak doğru, gizlide olsa vardır ve çıkarımlarla, sabırlı bir çalışma ile onun şeklini şemalını gözümüzde canlandırabiliriz. Sadece neyin doğru olduğuna ilişkin göstereceğimiz ciddi bir dikkat, hem sorumluluk sahibi olmamız hem de etkili bir muhakeme yürütüp harekete geçmemizde bize yardımcı olabilir. Sanal gerçeklik, ayartıcıdır. Kendimizi soylu bir savaşçı, düşmanlarımızı da adi bir zorba olarak görürüz. Savaşa bir ameliyat neşteri olarak bakarız. Kana bulanmış bir bıçak olarak değil. Böyle yapınca, ölüm araçlarını yanlış tasvir ettiğimiz gibi kendimizi de yanlış tasvir etmiş oluruz. Kendini üstün gören bir şekilde bana bir şey olmaz masallarından uzak durmalıyız. Ancak o zaman ellerimizi pis taşların altına sokabiliriz. Ve ancak o zaman doğru olanı yapabiliriz.