Etiket arşivi: Mehmet Tanju Akad

Strateji Üzerine – Mehmet Tanju Akad

GENEL OLARAK STRATEJİ

Strateji, matematik ve felsefe ile ilgilidir ve doğru düşünmenin yollarını arar. Amaçlarla araçlar arasındaki dengenin kurulmasını amaç edinen bir kazanma oyunudur. Buradan yola çıkarak strateji belli bir amaca ulaşmak için kullanılan yollar olarak tanımlanabilir.

TARİH VE STRATEJİ

Stratejiyle ilgili bir çok prensip bundan 2500 yıl önce Çinli yazar Sun-Tzu tarafından formüle edilmiştir. Sun-Tzu ‘nun akıllı öğütleri bugün de tam olarak geçerlidir.Savaşın aldatmacaya dayandığı düşmanın aldatmacalarla kargaşalığa ve düzensizliğe sürüklenip ezilmesi gerektiği, kimsenin uzun bir savaştan karlı çıkmayacağı, saldırının düşmanın en zayıf yerlerine yapılması, hızlı hareketin önemi ve inisiyatif bunların en önemli bölümleridir.

STRATEJİNİN BAZI TEMEL SORUNLARI

Araçlarla hedeflerin birbirine dönüşmesi ve durumu devam ettirmenin esas hedef haline gelmesi hem askerlikte hem de politikada felakete uğramanın en garantili formülüdür.İşin öbür tarafı nadiren de olsa bir dönemi bu şekilde kurtarabilenler olsa bile bunlar bir sonraki aşama için daha büyük bir çöküş hazırlamış olurlar.

SAVAŞIN İKTİSADİ YÖNLERİ

Savaş her toplum için kaynaklar üzerinde yıkıcı bir yüktür. Hatta politik hedefleri elde etmek için bir caydırıcı güç oluşturmak bile büyük bir külfettir. Tarihte borçlanmadan savaş yapabilen çok az lider olmuştur.Körfez savaşı ekonomik yükün büyüklüğünü göstermesi açısından ilginç bir örnektir. ABD petrol kaynaklarını Irak’tan önce Rusya ve İran’dan korumak için de çok uzun yıllar hazırlık içersindeydi. Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia adası 1970′lerin başından itibaren hazırlanmaya başlamıştı. Tüm bunlara rağmen masraflar öyle boyutlara ulaştı ki Suudi Arabistan’dan Japonya ve Avrupa Birliği Ülkelerine kadar herkesin desteğine rağmen ABD iç borçlanma yapmak zorunda kaldı.

ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER VE STRATEJİ

Devler arası ilişkilerde savaşı diplomasinin bittiği yer olarak görmek mümkündür.İş savaş noktasına gelinceye kadar genellikle diplomatik süreçlerden geçtiği ve bittikten sonra da geçmeye devam edeceği için savaşı iki ucunda diplomasi olan bir süreç olarak görebiliriz.Genel strateji diplomasinin ortak amacı hasım tarafından desteklerini azaltmak, onları mümkün olduğunca tecrit etmek ve hasımların aynı yöndeki gayretlerini engellemektir. Ülkeler savaşa girmeden barış durumunu düşünmeli gerçek hedeflerini ortaya koymalıdır.Çünkü her savaş eninde sonunda bitecektir ve önemli olan barış durumuna yapılacak savaşın vereceği katkıdır.

ŞİDDET,KENTLER VE DİRENÇ FAKTÖRLER

İlk şehirler tanrıların evi olarak tapınakların etrafında kurulmaya başlamıştır. Bununla birlikte şiddet kitlesel bir karakter kazanmıştır. Putperestlik döneminin tapınakları aynı zamanda bir kurban mekanıydı. Burada şiddetin sadece ekonomik kaynakları ele geçirmesiyle sınırlı olmadığını anlıyoruz.
Şehrin savaşı kitleselleştirmesi ve kurumsallaştırması kralın emrine her an seferber edilebilecek büyük insan yoğunlaşması sunulmasıyla mümkün olmuştur. 20nci yüzyılda hukukun ve uluslar arası ilişkilerin gelişmesi şiddeti sınırlayacağı ve işbirliğini arttıracağı tezleri tatminkar olmamıştır. 20nci yüzyılda büyük bir kısmı Avrupa’da olmak üzere 100 milyondan fazla insan şiddet kurbanı olmuştur.

SAVAŞ ÜZERİNE

Savaş çoğu zaman olayların sıcaklığı içerisinde bütün yönleriyle kavranabilmesi çok zor bir olgudur. Her savaş eninde sonunda biter ama tartışması asla sona ermez. Savaş çok sayıda değişkenin rol aldığı bir strateji oyunudur.Moltke şöyle demişti; “Çoğu zaman düşmanın önünde üç seçenek olduğunu tespit edersiniz.O bunlar arasından dördüncüsünü uygular’’.
Kimi savaşlar ise askeri açıdan stratejik olmadığı halde moral açısından çok önemli olabilirler. Osmanlıların İnebahtı yenilgisi böyledir.Kısa vadede bir sonuca yol açmamakla birlikte Türk’lerin pekala yenilebileceğini göstermiş ve bir süre sonra yenilgiler birbirini kovalamaya başlamıştır.

SAVAŞIN KAPSAMI

Kentleşme, uluslar arası ilişkilerin ve bütünleşmenin artması, teknolojik faktörler tek bir hamle ile tayin edici zafer elde etmenin zorlaşması ve uluslar arası müdahalelerinin artması gibi faktörler, savaş yapma eğilimlerini zayıflatıyor. Yine de bunların hiçbirisi mutlak eğilimler değildir.Savaşın görünür gelecekte ortadan kalması beklenmemeli, tam tersine doğal kaynaklar tükendikçe savaş eğilimlerinin öne çıkacağı düşünülmelidir. Örneğin; bugün Ortadoğu barışının önündeki en büyük engelin su kaynakları üzerindeki hakimiyet sorunu olduğu sır değildir. Amerika ise tüm refahının dayandığı enerji kaynakları söz konusu olunca savaş opsiyonunu kullanmaya hazırdır.

BATILI BAKIŞ AÇISININ HAKİMİYETİ

Başka bir uygarlığa, hele maddi güçleri daha fazla olan bir uygarlığa karşı boyun eğmeci ve toptan reddiyeci tutumlar, Roma İmparatorluğu zamanında da gündeme gelmişti. Küçük halklar ya lejyonlara boyun eğiyor, ya da ölüme kadar savaşıyorlardı. Ama boyun eğenler sadece askeri güce değil, Roma’nı sanatına edebiyatına,mimarisine, tüm kurumlarına ve kültürüne de boyun eğiyorlardı. Bundan etkilenerek zaman içersinde aralarından bir kısmı isteyerek Roma vatandaşı oluyorlardı. Tıpkı bugün batının tüketim normlarını ve teknolojilerini alırken, onların ideolojilerini de farkında olarak veya olmadan edinen diğer ülkelerin okumuş kesimi gibi. Bugün batı uygarlığının dünyaya damgasını vurmuş olması, teknolojisinden ve bunun esas unsuru olan yüksek enerji kullanımından kaynaklanmakla birlikte, ideolojik hakimiyeti daha ön plandadır.

DİL VE BÜYÜK KAVRAMLAR

Kavramlar sözcüklerin düşünsel içeriğini oluştururlar veya onlara anlamlarını verirler. Bunlar bilgi ve deney temelinde oluşan genelleşmiş fikirler veya zihinsel imajlar olarak ta tanımlanabilir. Tabi bu arada bilimsel olan veya olmayan bilginin ne olduğu da son derece tartışmalı bir konudur. Bilimsel bilgi olarak öne sürülen bilgilerin, büyük bir bölümü her on yılda bir değişmektedir. Bu fizikte,tıpta,biyolojide, astronomide ve tüm alanlarda böyledir. Her dil kavramını oluştururken dünyayı nasıl kavrıyorsa ona göre anlam yükler. “ Batılı ’’ veya “ Doğulu ’’ kavramları bir dilde olumlu, başka bir dilde çok olumsuz anlamlar taşıyabilirler. Keza aynı dili kullanan kişiler dahi bu kavramlara etkisi altında oldukları ideolojiler çerçevesinde, çok farklı anlamlar yüklemiş olabilirler.

İNSAN DÜŞÜNCESİNİN AŞAMALARI VE KRİZ

Bilimin amacını dünyaya anlatmak ve tanımlamak olarak ifade edebiliriz.2000 yıl boyunca, batı düşüncesine hakim olan Aristo’ya göre insanlar, açıkça görülebilen prensiplerden hareketle nihai gerçeği anlayabilirlerdi. Çünkü evrendeki her şey “ Ait olduğu yere ’’ giderdi. Nesneler yere düşer ve duman göğe yükselirdi. Aristo sistemini yıkmayı başaran kişi Galileo oldu. Onu izleyen Newton ise bütün doğal süreçlerin normal deneylerle izah edilebileceğini gösteren yasaları formüle etti. 20nci yüzyıla girilirken parçacık fiziğindeki gelişmeler, eski bilimin temel taşları olan “Nedensellik” ve “Belirleyicilik” ilkesini zedeledi.

21 NCİ YÜZYILIN BAŞLARINDA ÖNEMLİ EĞİLİMLER

19ncu yüzyılın miras bıraktığı ve 20nci yüzyılın silemediği bir başka inanç ise, doğanın sonsuz bir kemmiyet olduğu ve insanların bundan teknolojilerin elverdiği oranda istifade edebileceği şeklinde özetlenebilecek olan görüştür. Üretimin artması devletler için o derece önemli kıstas olmuştur ki, gerçekten de tüm diğer değişkenler buna tabi kılınmıştır. Üretimin artması için nehirlerin yatakları değiştirilmiş, birçok baraj gölü oluşturulmuş, Aral gölü kurutulmuş,dünya ormanlarının ve meralarının 3 / 2 si bir 100 yıl içerisinde imha edilmiştir. Rusya’nın 1950’lerde ve 1960’lı yıllarda sağladığı hızlı büyüme süreci, 1970’lerde sistemi ölüm döşeğine düşürecek kadar tıkanmıştır. Asya’nın 1970 ve 1980’lerdeki mucizesi, ancak 1990’lara kadar sürmüştür. Kendi ülkelerini yağmalayarak büyüyen devletler hızla yolun sonuna geliyor. Başkalarını yağmalayan imparatorluklar kadar uzun ömürlü bir büyüme elde edemiyorlar.

TEMEL GÜÇLERİN HAREKETİ

21nci yüzyılın başında, ABD dünya liderliğinde İngiltere’nin 100 yıl önce yakaladığı üstünlüğü sağlamıştır. Ancak iç pazarı ve üretkenliği ile çok daha güçlü konumda olmasına karşın, güç dengelerinin eskisine göre olmasına karşın, güç dengelerini eskisine göre çok daha hassas yapmak zorundadır. Batı Avrupa ülkeleri ise sömürge pazarını yitirmiş, fakat kendi aralarında yarattıkları Pazar ile bunu bir ölçüde telafi etmiş durumdalar.

Ne yazık ki günümüzde insanları yeni bir sisteme götürecek onlara nasıl yaşamaları, kendilerini nasıl yönetmeleri gerektiği konusunda öneride bulunabilecek ve bunu çağın sorunlarını ihmal etmeden yapabilecek, yeni bir felsefe yoktur. Bu durum insanlık tarihinde ilerleme ve doğal hukuk fikirlerinin bir arada var olduğu son üç yüzyılda ilk kez ortaya çıkmaktadır. Bu gün genelde hakim olan yaklaşımlar, alternatif sistem arayışları değil, mevcut sistemlerin daha rasyonel hale getirilmesidir.

STRATEJİK DÜŞÜNCEYE TARİHİ BİR BAKIŞ

Strateji konusunun bir temel taşı sayılan Çinli yazar Sun-Tzu’nun savaş üzerine görüşlerini incelemek, bize bir konuda ortaya koyulmuş prensiplerinin temelini gösterecektir. Nitekim bu görüşler hala geçerliliğini korumaktadır. Bütün Harp aldatmaya dayanır. Bu nedenle taarruz gücümüz varsa, bu gücümüz yokmuş gibi görünmeliyiz, kuvvetlerimizi kullandığımız sırada hiçbir şey yapmıyormuş gibi davranmalıyız, yakında isek uzaktaymış hissi vermeliyiz , uzakta olduğumuz zamansa hasmı yakında olduğumuza inandırmalıyız. Düşmanı kandırmak için onu tuzağa çekin. Karışıklık içindeymişsiniz gibi görünün ve düşmanı ezin. Çabukluk savaşın ruhudur. Düşmanın hazırlıksız oluşundan yararlan, beklenmeyen yollardan ilerle ve savunulmayan noktalara saldır. Okur bunların ne kadar doğal olduğunu düşünebilir.Ne var ki savaş tarihi bu prensiplerin ihlali ile doludur. En büyük ordular dahi, bazen hazırlıksızlık, bazen de kötü yönetim, nedeni ile bu prensipleri ihlal etmişlerdir.

TÜRKİYENİN STRATEJİK SORUNLARI

Türkiye üzerindeki siyasi ve ekonomik baskının iki amacı vardır a) Türkiye’nin belli kısasları gerçekleştiremeyerek AB dışında kalması. b) Çok küçük bir olasılıkla Türkiye’nin AB’ye alınması halinde ise teslim olmuş, pazarlık yapamayacak bir Türkiye ile muhatap olunması, Yunanistan’ın Türkiye’nin bu durumundan azami şekilde istifade etmeye çalışarak, Kıbrıs’ta eşitlikçi ve adaletli bir çözüm engellenmekte, zamanın kendi lehine çalıştığını düşünmektedir.

Önümüzdeki süreç içerisindeki Türkiye’nin önündeki en zor hususlar, Kıbrıs ve Kürt sorunlarıdır. Bunların Avrupa Birliği meselesi ile birleştirilmesi işleri zorlaştırmaktadır. Türkiye’nin stratejisi her konuyu farklı bir platformda tutmak ve başka alanlarda elde edebilecek her hangi bir avantaj nedeni ile başka bir platformda taviz vermemektir. Türkiye önümüzdeki yıllar içinde gelişecek olan ekonomik-siyasi birliklerin ve ticari bölgelerinin dışında kalma telaşıyla, büyük yanlışlar yapma riskine sahip değildir.Kaldı ki Avrupa Birliği’nin geleceği de pek netleşmiş değildir ve Türkiye’nin mutlak oluşumuna bağlanamaz. Bu konuda en azından ihtiyatlı bir tutum gerekir, ayrıca Türkiye kötü yönetimini düzeltmek için Avrupa Birliği üyeliğinden medet ummamalıdır. Bir ülke çağdaşlaşmasını kendi yapmıyorsa, yabancıların bunu yapması beklenemez. Ancak bunun için hukuk devleti kavramının yerleşmesine, tutarlı siyasi yapılara ve yaratıcı politikalara gerek vardır. Bunların illa da maceracı veya büyük kaynak gerektiren politikalar olması şart değildir. Tutarlı , kişilikli ve açık olmaları yeterlidir.