Etiket arşivi: İpek Yolu

Colin Falconer İpek Yolu

XIII. yüzyılda, Moğolların altın çağı döneminde yaşanan ve her ne kadar kayıtlı tarihe bağlı kalınsa da tamamen hayal ürünü bir roman olan bu kitap, Colin Falconer adlı İngiliz kökenli bir yazar tarafından kaleme alınmıştır.Olayları cereyan ettiği yolculuk, zengin kervanların ticaret yolu olan İpek yolu’nu da kapsadığı için bu ismi alan roman, üç ana karakter üzerine inşa edilmiştir. Bunlar; Tatar Prensesi Hutelun, Haçlı savaşlarında Arapları bir türlü alt edememiş olan Hıristiyanların, Orta Asya’ya hükmeden “Büyük Hakan” dan yardım istemek için görevlendirdikleri; Şövalye Josseran ve Rahip William’dır.
Hutelun; Tatarların Çağatay Hanlığı’nda, Ferhana Koyağı Hanı Kaydu’nun kızı olup ata binme, silah kullanma ve avlanmada bir erkeği aratmayacak denli yetenekli, bir o kadar güzel ve gerçekleşecek olayları önceden haber verme yeteneğine sahip istisnai bir prensesdir.
Josseran Sarrazini; Fransa’nın Toulouse kentinde yaşarken, babasının evlendiği genç kadınla ilişkiye giren, sonradan, yaptığı bu eylemin ızdırabıyla kavrulan ve bu günahtan kurtulabilmek ve ızdırabını hafifletebilmek için her şeyini bırakıp “Kutsal Topraklara” yani Outremer’e (Filistin) gelen ve buradaki Haçlı Ordusu içinde bir oluşum olan Templier Tarikatı’na katılan bir Fransız Şövalye’dir.
William; Roma’da yaşayan, Papa’ya gönülden bağlı ve Hıristiyanlığın gereklerini yerine getirmeye çalışan, dindar bir Hıristiyan rahiptir.
Filistin’de, Araplarla Hıristiyanlar arasında süre gelen bir anlaşmazlık, ve savaş vardır. Kutsal topraklara sahip olabilme arzusu iki tarafın da çok istediği bir şeydir. Bu arzuda doğal olarak onları birbirinden nefret etmeye, birbirleriyle sürekli savaşmaya itmektedir. Bu durum iki taraftan biri bu arzusundan vazgeçene kadar devam etmektedir. O yıllarda (Miladi 1260) Tatarlar dünyaya korku salmaktadır. Bir çok seferler düzenlenmekte ve zafer üstüne zafer kazanmaktadırlar. Bu durum hem Arapları hem de Hıristiyanları endişelendirmektedir. Tatarların bir boyu Çin’e saldırırken başka bir boyu Halep’e saldırmaktadır. Sıranın kendilerine de geleceğini bilen Araplar, Hıristiyanlara ateşkes çağrısında bulunurken, Hıristiyanlar bu gelişmeler karşısında en sağlıklı kararı verebilmek için, Kudüs’ün Hıristiyanlara ait sınırları içinde Hıristiyan soylular bir toplantı düzenler. Papa’dan Tatar Hanı’na verilmek üzere bir mektup alan William’da bu toplantıya katılmak için Outromer’e gelir. Toplantıda herkes görüşlerini dile getirir. Sonunda Tatar Hanı ile Araplara karşı işbirliği yapılmasına ve Papa’nın mektubunu barış sancağı altında götürülmesine karar verir. Papa’nın mektubunu götürmek ve “Hıristiyanlığın Kutsal Öğretilerini” onlara anlatmakla görevlendirilen William’ın yanına onu koruması ve tercümanlık yapması için Josseran Sarrazini verilir. William ve Josseran ilk tanıştıklarından itibaren birbirlerinden hiç hoşlanmamışlardır. Bu onların yolculuk boyunca didişip duracaklarının belki de bir göstergesidir. Ne var ki görev onları beraber olmaya ve uzun bir yolculuğa katlanmaya zorlamıştır. Josseran ve William mesajı iletmek üzere yanlarına Halep’te bulunan Tatar Prensi Hülagu’ya verilecek hediyeleri de alarak, Halep’e doğru yola çıkarlar. Bu arada “Hanlar Hanı” Mengü ölmüştür. Fakat bundan Josseran ve William’ın haberi yoktur. Mengü’nün yerine kimin seçileceğini düşünmektedir. Belki de artık bir Hanlar Hanı seçemeyecekler ve bölüneceklerdi. Kafile Halep’e doğru yol alırken birden nasıl olduğunu ve nereden çıktıklarını bilmedikleri bir grup süvari tarafından kuşatılır. Bunlar Tatar süvarileridir. Halep’e kadar onların gözetiminde giderler. Hanlar Han’ı Mengü ile görüşmelerini söyler. Oysa Mengü ölmüştür ve şu anda Karakum’da bir han seçilmemiştir. Fergana Koyağı’nda günlük işler rutin bir şekilde giderken, Buhara’dan gelen bir atlı Halep’ten iki barbarın Karakum’a gideceklerini ve oraya giderken Fergana Koyağı’ndan da geçeceklerinin haberini verir. Haberi alan Kaydu onların buradan geçerken Karakum’a kadar eşlik etmesi ve yeni hanın seçileceği kurultayda yerine oy kullanması için kızı Hutelun’u görevlendirir. Bu yolculuğun daha başından itibaren William ve Josseran’a özellikle de William’a çok zor gelmektedir. At üzerindeki yorucu yolculuklar, Tatar yemekleri ve Tatarların onlara karşı tutumları William’a dayanılmaz gelmekteydi. Josseran yolculuk ilerledikçe Tatarların ne kadar iyi birer savaşçı olduklarını daha iyi anlamaktadır. Tatarların at üstündeki becerileri ve manevra kabiliyetleri Josseran’ı oldukça etkilemiştir.Yolda kafileyle karşılaşan Hutelun onları babasıyla Buhara’daki hükümdar vekili dışında en büyük Tatar şefi olan Kaydu ile tanıştırmak için Fergana Koyağı’na doğru götürür. Josseran içinde garip duygular beslediği Hutelun’la sohbet edebilmek için fırsat kollamaktadır. Bir gün fırsatını bulur ve sohbet etmeye başlarlar. Hutelun ona evlilik, Hıristiyanlık ve ülkesi hakkında sorular sorar. Josseran ona şaşkınlıkla cevap verir. Çünkü bu konularda bir kadınla ilk kez konuşmaktadır. Bir gün Kaydu onlardan düzenlediği büyük av partisine katılmalarını ister. Bu Josseran’ın o güne kadar gördüğü en büyük av partisi olacaktır. Josseran büyük bir topluluğun ustaca avları bir araya toplamaları bunu yaparken Tatar askerlerin sergilediği müthiş uyum ve eşgüdüme hayran kalır. Av partisinde Hutelun’un yaralanması karşısında Josseran endişeye kapılır ve buna bir anlam veremez. Çünkü daha düne kadar barbar diye nitelendirdiği birinin yaralanmasından endişe duymaması gerekir. Yüksek tepelere tırmanışlarla başlayan yolculuk oldukça zor geçmektedir. Her taraf kar ve buz kaplıdır. At sırtında sarp yollardan ilerlemek Josseran’a nazaran zaten iyice çökmüş olan William’a daha zor gelmektedir. Josseran Huletun’un şimdiye kadar gördüğü kadınlardan çok farklı olduğunu görünce bu yabanıl prensese olan tutkusu daha da artmaktadır. Bu tutkuyla şimdiye kadar Templier tarikatında geçirdiği zamanı düşündükçe nefsiyle de çatışma yaşamaktadır. Yolculuk sürdükçe Josseran kendi ve inançlarını sorgulamaya başlar. Bunda Hutelun’la yaptığı konuşmalar, Tatarların din arayışları, olaylar karşısında takındıkları tavır ve yürüttükleri mantığında etkisi olmaktadır. William’ın durumu son derece kötüdür. Bu zor koşullarda bir de inançları gereği “Paskalya Öncesi Perhizi” uygulaması onu daha da bitkin düşürmüştür. Yolculuk sırasında sık sık Hutelun’la sohbet eden Josseran onunda kendisine karşı bir istek duyup duymadığını merak eder. Hutelun’un o yabanıl hali ve diğer kadınlardan farkı Josseran’ın tutkusunun iyice artmasına neden olmaktadır. Bu tutku karşısında Josseran her şeyi terk ederek gelişini ve tarikatte geçirdiği 5 yılı hatırlar ve belki de kendi ruhu için kurtuluşu olmadığını anlar. Sarp dağların birini geçerken William’ın atının ayağı tökezler ve uçuruma doğru kayar. Onu yakalayan Josseran bunu yaparken başını kayaya vurur ve yaralanır. Yarası ciddi gibidir. Bu yaralanma sonucu Hutelun öleceği endişesi ile büyük üzüntü duyar. Onun endişelendiğinden dolayı kendi kendine kızan Hutelun, kendinde ona duyduğu ilgiyi istemese de kabul eder. Bir ara Hutelun yolculuk esnasında Josseran’ın yanında birinin ona eşlik ettiğini söyler. Artık Kaşgar’a varmışlardır. Fakat sadece Müslümanları bulabilmişlerdir. Bu yer Josseran’ın hayal ettiği Çin’e hiç benzememektedir. Burada yaşayan kendilerine Uygur diyen Türkçe’yi andıran bir dil konuşan ve görünüşleri ile Tatar’lara hiç benzemeyen insanları görünce Josseran oldukça şaşırır.Kafilenin Çin’e yaklaştıkça daha temkinli olması gerektiği bir haberci tarafından Hutelun’a iletilir.Yolculuk devam ederken Josseran’la Hutelun sık sık sohbet etmekteydiler.Josseran Hutelun’un hem ruh hem de bedenine sahip olmak istemektedir.Artık Outremer’de çokça sözünü ettikleri “İpek Yolu” dedikleri yolda ilerlemekteydiler.Gerçekte burası tek bir yol değildir.Çin’den başlayarak Akdeniz’e kadar uzanan çok sayıda yoldan oluşmaktadır.Yolculukla beraber Josseran’la William arasındaki didişme sürmektedir.Josseran’ın Hutelun ile konuşması William’ın hiç hoşuna gitmemektedir.Kafile yola devam ederken Çin sınırı yakınında aniden saldırıya uğrar.Neye uğradığını şaşıran kafile dağılır.Bunlar Kubilay’ın askerleridir.Josseran gittikçe karmaşık bir duruma girdiklerini düşünmektedir.Tatarların Kubilay ve Arıkboğa adlı iki hanın olduğunu düşündü.Bu arada Hutelun saldırıdan kurtulmuştur.Olanları Arıkboğa’ya anlatmak için atını Karakum’a doğru sürer.Karakum’a vardığında hayret ve üzüntüyü bir arada yaşar.Hanın sarayını görünce hayranlığından hayrete düşer, üzülür. Çünkü, Tatarların böyle lüks ve şatafatlı yerlerde yaşamasını uygun bulmaz.Arıkboğa’nın huzuruna çıkar ve olanları ona anlatır.Altı aylık yolculuktan sonra Şang-tu’ya varan Josseran ve William görkemli sarayda “Hanlar Hanı” Kubilay’ın huzuruna çıkarırlar.Getirdikleri hediyeleri ve mesajı beğenmeyen Kubilay’a efendilerinin Araplara karşı bir ittifak oluşturmak istediğini iletirler.Josseran’ın dikkatini çeken şey ise burada Tatar geleneklerinden çok farklı bir hayat tarzının olmasıdır.Kubilay‘la ikinci görüşmeyi beklerken, kutsal görevi gereği, İsa’yı tanıyan birilerini bulmalı ve diğerlerine de kutsal dinini öğretmek isteyen William sokaklarda dolaşır. Ama umduğunu bulamaz.Bekledikleri ikinci görüşme için Kubilay‘ın huzuruna kabul edilirler. Josseran burada Papa’nın mesajını okumak isteyen William’ı dışarı çıkartıp, Kubilay’a Araplar’a karşı bir ittifak teklifi sunar. Kubilay bu teklifi neden kabul edeceğini, zaten Araplarla başa çıktıklarını, Hulagu’nun Halep ve Şam’ı ele geçirdiğini bildirir. Konuşmanın sonunda bu ittifakı düşüneceğini belirterek, bu düşünme süresi içinde, Şang-tu’da misafir olarak kalmalarını ister ve konuşmayı bitirir.Şang-tu’da misafir olarak gün geçirirlerken Kubilay onlardan kızına Hıristiyanlık ile ilgili ders vermelerini ister. Bu teklifi kabul eden William ve Josseran, Prenses Miao-yen’e ders vermeye başlarlar. Dersler sırasında Josseran, Kubilay’ın kızıyla sohbet ederek onun ağzından Kubilay’la ilgili bir şeyler öğrenmeye çalışır. Fakat aynı şeyi Kubilay’da Miao-yen den beklemektedir. Josseran burada gün geçtikçe incelemelerini sürdürmekte ve her yeni gün ilginç şeylerle karşılaşmaktadır. Burada tam bir Çin kültürü hakimdi.Kubilay Şang-tu’daki bütün din bilginlerini , hangisinin kendine daha yakın olduğuna karar vermek için bir din münazarası tertipleyeceğini bildirir. Münazara yapılır ve Josseran’a kendine en yakın din olarak Hıristiyanlığı bulduğunu bildirir.Miao-yen bu sözleri babasının bütün din temsilcilerine söylediğini açıklar.Kubilay; Josseran ve Wiiliam’ı davet ettiği bir av partisinde , bu ittifakı kabul edeceğini ama Papa’nın kendisine yüz bilgin göndermesini ister. Josseran’a Kaydu ile tanışıp tanışmadıklarını soran Kubilay; o ve o’nun gibi düşünenlerin kendisini sevmediğini, oysa kendisinin daha güçlü olduğunu açıklar.Kubilay misafirlerine yola çıkmadan önce anlaşmayı kabul ettiğine dair kendi mührünü taşıyan bir metin ve koruma belgesi verir. Josseran bu anlaşmadan William’a bahsetmez ve ona metnin Papa’ya bir dostluk mektubu olduğu söyler. Ayrıca Papa’nın burada din değiştirmeleri için yüz rahip göndermesini istediğini eklemeyi unutmaz.Josseran son kez prenses ile konuşur. Vedalaşırken Miao-yen ona Kubilay ile Arıkboğa’nın bir savaş yapacağını ve yolda çok dikkatli olmaları gerektiğini söyler. Yüz kadar atlı birlik eşliğinde, birlik kumandanı Sartak ile birlikte dönüş için Çin’in güneyine oradan da İpek Yolu’na doğru yola çıkarlar.
Bu arada Hutelun Fergana Koyağı’na dönmüştür. Olanları babasına utanarak anlatır. Babası Kaydu ise onun utancını hafifletir ve önemli olanın kendisinin sağ salim evine dönmüş olması olduğu söyler.Kafile yine kızgın çöllerde bu kez dönüş için deve sırtında yol almaktadır. William konvoydan yanlışlıkla ayrılır. Kendine geldiğinde umutsuzca sağa sola koşturup yardım arar ama ortalıkta kimsecikler yoktur. Yapayalnız çölün ortasında kalan William çaresiz yere büzülerek bir çocuk gibi ağlar. Akşam kervanla birlikte konaklama yerinde olan Josseran sonunda bir karara varır. Her ne kadar William’ı sevmese de, Tatar Komutanların tüm karşı çıkmalarına rağmen, William’ı aramak için geri döneceğini açıklar. Ertesi gün William’ı bir yıkıntının yanında yarı baygın bir halde akbabalardan önce bulurlar.O gece konakladıkları yerde aklından bir türlü çıkaramadığı Hutelun’u bir daha görüp göremeyeceğini düşünmektedir.
Kafile dağda ilerlerken Hutelun ve adamları tarafından saldırıya uğrarlar. Kaydu, onun Kubilay ile görüşmesinin yanlış olduğunu anlatır ve onu cezalandırır.Tatarların geleneksel yarışmaları uygulanacaktır.Doğan tepesine bırakılan keçi postunu ilk getirenin isteği yerine getirilecektir.Josseran kazanırsa Huletun ile evlenecek Huletun kazanırsa Josseran öldürülecektir.Kaydu ile böyle anlaşmışlardır.Yarış başlar ve beklenmeyen olur.Huletun yenilmiştir.Josseran kazanmıştır.Çok sinirlenen han kızını onunla evlenmesine müsaade etmeyecektir ve cezalandırır.Huletun Josseran’ın kaçmasına yardımcı olur ve Kaydu’nun haberi olmaz.Josseran gözlerini açtığında kendini bir yatakta bulur.Yanında William oturmaktadır.Josseran ve William’ın geri dönebilmeleri için tekrar Kaydu’nun hakimiyetindeki bölgeden geçmeleri gerekiyordu.Çağatay Hanlığı ile anlaşma yapan Kubilay kızını Buhara’da ki Algu’ya gönderir.Prensesi getiren kervan Kaşgar’a ulaşmıştır.Fakat prenses hastadır.Prenses hasta yatağında ölü gibi yatmaktadır.Dua etmek için prensesin yatağına oturan William’ın korktuğu başına gelir.Peder William zaafına yenik düşer ve kendini günaha girmekten alıkoyamaz.Kaydu bu politik evliliği engellemek için prensesin öldürülmesine karar verir.Bunun için Huletun’u görevlendirir.Josseran ve William’da yola çıkarlar.Ancak kervanda prensesin olmadığı öğrenilir.Kervan ilerlerken yolda atlılar belirir ve saldırmaya başlarlar.Huletun’u gören Josseran “Kardeş William” diye bağırarak Huletun’u omuzlar ve yakalar.Kubilay’ın kızı prenses Miao-yen ,Buhara’da Algu’ya gelin olarak gitmiştir.Fakat onun bakire olmadığı, başka birinden gebe olduğu anlaşılmıştır.Bunun içinde Sartak suçlanmaktadır.William olanları tercüme ettirince ne yapacağını bilemez.Günahını itiraf etmekten korkar. Prenses, Cengiz Han’ın kanı bozulmasın diye çok kötü bir yöntemle öldürülür.
Josseran ve Huletun’un akibeti meçhuldür. Yıllar sonra Peder William ölüm döşeğinde günah çıkarmak için, işlediği büyük günahtan kurtulabilmek için “Baş Rahibi” odasına çağırır. Yaşadıklarını bir bir anlatır. Şovalye Josseran ve Tatar Prensesi Huletun’u da anlattıktan sonra yolculuk boyu tartışıp durduğu, Kutsal topraklara döndüklerinde onu Engizisyon’a çıkaracağını söylediği Josseran Sezzarini için kim bilir belki de “O benim en iyi arkadaşımdı” diyecekti.