Etiket arşivi: Güneli Gün

Güneli Gün Bağdat Yollarında

Hürü 1496 yılında İstanbul’da doğdu. Eğitiminde eksiklikler vardı, çok çalışkan biri değildi. Bunun nedenlerinden biri de o dönemde kabul edilmemesine rağmen her şeyin nedenini, nasılın sormasıydı. Ailesi Türkmen’di. Osmanlının yabancılara gösterdiği hoş görüyü Türkmenlere göstermemesinden sarayda hekim olan babası Turan Bey hep şikayetçiydi. Babasıyla kızı padişahın nasıl biri olduğu konusunda konuşurlardı. Hürü padişahla ilgili her şeyi sorar, onu çok merak ederdi Annesi Gülbahar’dı. Babası Hürü’nün annesini alıncaya kadar ne zorluklar yaşadığın kekeme olan kızı Hürü’ye anlatırdı. Üvey ağabeyi Mahmut Can hareketli biriydi Karaman adlı bağımsız bir ülkenin hayalini kurardı. Hürü ve ailesi Haliç’te oturuyorlardı. Hekim Bey bahçesiyle çok ilgilenirdi. Bahçesinde şifalı otlar yetiştirirdi Hürü on altı yaşındaydı. 6 Mayıs günü Hıdrellez’in gelmesini bekliyordu Kevser Hanım o gün Hıdrellezin o bilindik Hızır ile İlyas peygamberleri ile ilgili hikayesini anlattı. Hürü de etkilenerek bu hikayeyi dinliyordu. Turhan Bey yıllardır istediği bir şeyi kavuştu. O da hacca gitmesi için saraydan iznin çıkmasıydı. O zamanlarda hacca gitmek, sarayın iznine bağlıydı. Turhan Bey karısı ve Mahmut Can 6 ay sürecek hac yolculuklarına çıktılar. Hürü çok istemesine rağmen ailesi izin vermediğinden hacca gidemedi. Evin yönetimi İmam Efendi’ye bırakıldı. Ne olur ne olmaz diye Turhan Bey bir vasiyetname bile yazmıştı.
Evin yönetimin ele alan İmam Efendi Hürü’ye aşıktı, ona sahip olmak istiyordu. Kevser Hanım’la bir oyun tezgahladılar. Hürü’yü bir gün hamama götürdüler. Bütün saray eşrafının geleceğini zanneden Hürü hamamda tek başına idi. Biraz erken geldiğini zannediyordu. Hamama sonradan çırılçıplak olarak İmam Efendi geldi. Hürü hala oynanan oyunun farkında değildi. İmam Efendi, Hürü’ye “şuraya yat, seni keseleyim” dedi. Hürü, “ilk önce ben seni keseleyim” dedi. İmam Efendi de kabul etti. Hürü, çok sıcak olan suyu İmam Efendi’nin başından öyle bir döküyordu ki İmam Efendi kendinden geçti. Hürü de belki bilerek belki de bilmeden bu oyundan kurtuldu. Bunun üzerine İmam Efendi hac yolundaki Turhan Bey’e bir mektup yazdı. İmam Efendi mektupta Hürü’nün Bahriyelilerle oynaştığını yazıyordu. Ailesi bir karar aldı. Mahmut Can İstanbul’a dönecek ve bir şey belli etmeden Hürü’yü Bağdat’a götürecekti. Aile olayın doğru olup olmadığın Hürü’nün masumiyetini orada karar verecekti. Mahmut Can İstanbul’a geldi ve Hürü’yle yola çıktılar. Mahmut Can olayın doğru olduğu kanaatindeydi. Konya’da onu bir ağaca bağladı, bırakıp gitti. Kendisi de Bağdat’a gitmedi. Hürü’yü ağaçtan bir ihtiyar kurtarırdı. Yoldan geçen çoban ona eski giysilerini verdi. Hürü, ormanlıkta iken bir avcı gördü. Avcı, Hürü’yü o giysiler içinde erkek zannetti. Hürü’ adının “Keloğlan” olduğunu söyledi. Bu avcı, Konya Valisi, tahtın varisi Selim’di. Hürü, yani Keloğlan artık Şehzade Selim’in yanındaydı. Selim onu devşirmelerin gönderildiği Enderun Mektebi’ne gönderdi. Ayrıca, Konya’da Mevlana dergahına gitti. Oradaki derviş onun kız olduğunu anladı. Fakat kimseye söylemedi. Hürü, dergahta olgunlaşmıştı. Bir gün Hürü, Selimin birini astırdığını öğrendi. Asılan kişi üvey ağabeyi Mahmut Can’dı. Zaten Mahmut Can Karamanın bağımsızlığı için çalışıyordu. Selim’e Mahmut Can’ın üvey ağabeyi olduğunu söyledi. Kendisinin de soylu bir Karaman şehzadesi olduğunu söyledi. Buna rağmen Selim onu astırmadı. Kız olduğun ise söylemedi. Selim İstanbul’a döndü. Hürü, Güneydoğuya yöneldi. Bağdat’a gidecekti. Bağdat’a gitmek için Beyrut’a kadar bir gemi bulması gerekiyordu. Bulduğu gemi korsanlarca kaçırıldı. Korsanlar Hürü’ye birkaç gün ne yapacaklarını düşündükten sonra onu gemiden attılar. Hürü bilmediği bir yerdeydi. Bilmediği o yer Kıbrıs’tı. Başından birkaç ilginç olay geçtikten sonra Magosa’da Abdulsamed’le tanıştı. A.Samed ona yeni giysiler verdi Onun evinde misafir kalıyordu. A.Samed’e misafirliğinin yirminci gününde, A.Samed’le Hürü yanlarındaki iki cin köleyle beraber, sihirli hazinelere gittiler. Hürü sayesinde hazineyi buldular. Fakat A.Samed’in asıl istediği taştan yapılmış bir çalgı aleti olan “lir”di. Liri olan Hürü, onu A.Samed’e vermedi. Liri alamayacağına anlayarak, Hürü’yle uğraşmadı, Bağdat’a giden Hürü orada şekerleme yapan yaşlı bir ihtiyarla tanıştı. Lakabı şeker olan bu adamın adı Bedrettin Hasan’dı. Onun yanında kalmaya başlayan Hürü kendini “Kahireli Cidu” olarak tanıttı. Onun, Arap olmadığın anlayan Şeker, evinden attı. Hürü de rasgele tanıştığı üç kadının yanında lir çalıp, şarkı söylemeye başladı. Bağdat’ta Halife Harun Reşit’in yanında üç kadın ve Hürü dalkavukluğunu yapıyor, şarkılar söylüyordu. Üç kadından biri olan ve 35 yaşındaki Zübeyde Hanım’ı, Harun Reşit adında yaşlı, hastalıklı bir adamla evlendirmek istiyordu. Hürü’nün gönlü buna razı olmadı. Kendisinin, evlenebileceğini söyledi. Harun Reşit kabul etti. Böylece gerçekte “kız” olan Hürü Zübeyde Hanım’la evlendi. Evlendikleri gün kız olduğunu Zübeyde Hanım’a söyledi. Zübeyde Hanım gerçekleri öğrendikten sonra bu oyunu belli bir süre daha devam ettirmenin gerekli olduğunu söyledi.
Hürü’nün Kıbrıs’a gidip A.Samet’le tanışması, cinlerin yardımıyla taştan liri elde etmesi, şarkıcılık yapması, H. Reşit’in üç kadınla dalkavukluğunu yapması, Zübeyde Hanım’la evlenmesi başka zamanlarda geçmiş olaylardı. Farklı bir büyücü olan A.Samed sayesinde, Hürü zaman içinde bir yolculuk yapmıştı. Tıpkı Bin bir Gece Masallardaki gibi. Zaten bu roman olağan üstü konuları kurgulayan tarihsel bin bir gece masalının Türk yorumu olarakta algılanılabilir.
Artık, Hürü olması gereken zaman döndü. Bir anda kendini bir köşkün bahçesinde buldu. Orada Şehrazat çocuklarıyla yaşıyordu. Hürü herşeyi Şehrazat’a anlattı. Şehrazat’ın sevdiği Şehriyar “Sultan Selim Bağdat’a doğru geliyor, şuanda Şam’da ben kaçacağım” dedi Şehrazat Şehriyar’ı yalnız bırakmayacağını söyledi. Bu konuşmalar sırasında orda olan Hürü Selim’i tanıdığını, yardımcı olabileceğini söyledi.
Bağdat’ın girişine giderek, Selimi ve ordusunu beklediler Selim, büyük bir orduyla geldi. Hürü’yü görünce “sen misin?” dedi. Hürü, Şehriyar’ı göstererek, “Bağdat’ın anahtarını size vermek istiyor” dedi. Selim anahtarı aldı. Selim Hürü’nün aslında bir kız olduğun Konya’da iken biliyordu. Bunu, ona fark ettirememişti. Bu kadar uzun zamandır Hürü’yü unutamadığını ve onunla evlenmek istediğini söyledi. Selim’le Hürü Arap yarımadası’nda evlendiler. Boydan boya Arap Yarımadası’nı dolaşıyor, yeni yerleri fethediyordu. Sergilerde indirimler yapılıyor ve böylece halkın sevgisin kazanıyordu. Yanında Şehrazat ve Şehriyar’da vardı. Şehriyar bu durumdan şikayetçiydi. Çünkü; her yerde Şehriyar’ı eziyor, onunla dalga geçiyordu. Bu arada Hürü hamile kalmıştı. Şehrazat’ı baştan çıkartan Selim, Hürü’den bıkmıştı. Hürü de bunun farkındaydı. Selim, Mısır’ı fethetmek üzere onlardan ayrıldı. Hürü, Şehrazatla Şehriyar’ın yanında kalmaya başladı. Onların yanında bebeğini doğurdu. Bir süre sonra İstanbul’a gitmek istedi. Onu İstanbul’a Şehriyar götürecekti. Yolculukta Şehriyar Hürü’ye sarkıntılık yapmaya başladı. Bir göl kenarında Hürü yıkanırken, tecavüz etmeye çalıştı. Bu arada Şehriyar Hürü’nün bebeğini (Osman Kara) suya atarak boğulmasına neden oldu. Şehriyar bu olaydan sonra Hürü’yü tam öldürürken bir çoban onu kurtardı.
Hürü’nün kaderinin kötü olmasından dolayı Kevser Hanım’dan, İmam’dan yada Şehriyar’dan öç alma peşinde değildi. Yaşlı annesini ve babasını suçlayamazdı. Hürü yaşadığı bu olaylardan sonra Konya’daki kendisin olgunlaştıran Mevlana Dergahındaki dervişin yanına gitti. Oraya yakın arkadaşı Şehrazat geldi. Hürü, yaşadıklarından sonra artık kafasını dinliyordu.
Bir taraftan da annesini merak ediyordu. Yaşlanmakta olan annesini terk etmiş olmanın yüreğine getirdiği sıkıntıdan bir türlü kurtulamıyordu. Gülbahar Hanım kucağında orunların hoplatması gerekirken, İstanbul’da öylesine yaşıyordu.
Hürü ile Şehrazat ormandaydılar. Hürü, liri göle attı ve “oğlumu geri ver!” diye bağırdı. Yanlarında Çobanla karısı da vardı. Hürü’nün bu bağırtısından sonra göl yüzeyinde, tombul bir bebek belirdi. Hürü, suya dalıp, bebeğe doğru yüzmeye başladı. Şehrazat’ta Hürü ile beraber yüzüyordu. O arada mucizevi bir şey oldu. Bir kütük devrildi. İki kadın göldeki bu kütüğe tutarak karşı kıyıya geçiyorlardı. Bebekle içinde olduğu sepetiyle kütüğü terkip etmişti. Hürü Şehrazat’a yetişip arkadaşını kıyıya doğru çekmeye başladığı sırada yaşlı çam ağacı suya yıkılmış ve Hürü’nün başına çarparak hem onun hem de kendisini hayatını kurtarmasını engellemişti.