Etiket arşivi: Feyza Hepçilingirler Eserleri

Feyza Hepçilingirler Ürkek Kuşlar

Feyza HEPÇİLİNGİRLER’in yazmış olduğu Ürkek Kuşlar isimli kitap kendi arasında dört bölümden oluşuyor. Sevgiye Dikkat, Sabişi, Kekikdağı/Dağkekiği ve Bir Dağ Lalesi olarak. Bu bölümler de kendi arasında ikiye ayrılıyor.

Aykırı Bir Öykü

Bu bölümde yazar Feyza HEPÇİLİNGİRLER bir kadınla bir erkeğin birbirleri hakkındaki düşünce ve görüşlerini, toplum arasındaki yaşanan günlük bazı olayları insanların içinde bulundukları durumu anlatıyor.

Sevgiye Dikkat

Kitabın bu bölümünde yazar hiçbir şeyin değişmeyeceğini her şeyin eskisi gibi olduğunu, bir şeylerin değişebilmesi için eski durumların ortadan kalkması gerektiğini anlatıyor. Aile içindeki sevgisizliğin ne kadar kötü sonuçlar verdiğini anlatıyor.

Sabişi

Boşlukta bir nokta olduğunun yalnız bir kez farkına varmaz insan. Bir çok olabilir bu. Bir nokta olmak, bir nokta olduğunu ayrımsamak. Bir noktanın ancak kendi dışındakiler tarafından görünebilen tek boyutunun hüznünü yaşamak.

O noktaya başka bir noktadan bakmak neyi belirler. Enine çizgiler boyuna çizgiler oluşturmak, bu çizgileri hareketlendirip çözümler bulmak bu düzlemlerden yüzeyler, bu yüzeylerden biçimler oluşturmak.

Bugün kötüyüm gene anne. Bırak der desin boş ver der. Bırakmaz boş vermez ki artık. Bırakmaz ve boş vermek, geçip giden trenin son vagonuydu. Bir daha geri dönmeyecek. Sokaktan bir sürü insan geçiyor. Güzel insanlar evleri, işleri, eşleri olan insanlar. Şu adam karısının evde beklediğini bilmekten nasıl güvenli, nasıl dolgun atıyor adımlarını. Ama hiçbir şey düşünmüyor olamaz. Düşünmesi uygun olan, yakışık olan, bunca şey varken hiçbir şey düşünmemek bu adama yakıştırılamaz doğrusu. Nasıl konuşabildin öyle. Bravo sana arkadaş. Hak etmişti namussuz zaten. Sen söylemesen bugün çıkartıp bir yumruk vuracaktım gelip geçen bunalımlı dönemler artık geçmemeye başladı. Geldiler mi? Her şeyi kovup boşaltıp, bedeniyle kafasını, kendilerini büyütmeye çalışıyorlar. İlk kez bakıyormuş gibi dünyaya, herkesin ezberle bildiği bir takım gerçekleri ilk kez anlıyor, görüyor keşfediyorlarmış gibi hep keder üretmeye kurulmuş tezgahlar. Artık dize değil acı üretiyor. Gereksinme duyan herkese yetebilecek kadar acı. İşte yalnız şimdi de. Ölümden ne ayrımı var. Hala yemek gereksinmesini uyku gereksinmesinin karşılanmasını bekleyen ölü bir bedeni oradan oraya sürüklemenin gereği ne? Anlamsız. Artık yaşamak her şey anlamsız.

Ölüm işinde yetkili bir uzman aranıyor. O benim işte. Dur bağırma öyle ne oluyorsun? Ölmeden ölmeyi özlemek ne demek, yaşıyorsun yaşadığının farkında olmalı değerlerini bilmelisin topla kendini. Gel buraya otur dedim sana, dizimin dibinden ayrılma diyen ses zamanların birinde çıkıp gelmeli duyurabilmeli kendini yeniden. Çocukluğun sesleri gelmeli sonra. İzmir’deki birkaç yılın, sokak satıcılarının, çam ağaçlarının, denizin sesi gelmeli; Kalın, tok, kara bıyıklı, kara kaşlı, dindin kara saçlı, bir adamdan öyle bir ses gelmeli.

Ey insanlar sizde yok olacaksınız. Bu varlık yok oluşu işliyor durmadan hep yok oluşu dokuyor, onu örüyor, onu üretiyor. Yüz binlerce değil belki milyarlarca kez yaşanmış bir akış bir geçiş kısacık bir an durdurulmuş uçuş anı, kalkıştan sonra inişten önce öyle havada uçuş halinde bir düğmeye basılıp netleştirilen bir insan serüveni.

Bir insan bir bakışta insanın yalnızlığını yok edecek karakterde güçlü olabilir mi? Üstelik bu yalnızlık bir alışıldık giysi gibi değil kızgın yaz güneşinde kararmış bir ten gibi bizimse artık bizden olmuşsa o kişi hep yalnızlıkla hükümlüdür hem de her zaman.

Anne söylemiştim ya sana o zaman anlatamamıştım hani bir dönüm noktasıydı. O yaşamında ondan sonra artık asla düzelemeyecek olduğunu anladım. Bitmişti her şey ben o zaman değil şimdi anlamış olsam da bitiş tarihi tam o andı. Hiçliğimi fark ettiğim değersiz küçük bir insan değil, tedirgin bir nokta olduğunu gördüğüm o anda tükenmişim meğer ben. Sonra hiç kendim olamadım. Dostluk denildiği zaman anladığım asla dostluk sözcüğünün anlamıyla çalışmıyordu artık. Bir zaman yayında olmak sonra tam düştüğüm, tam eğildiğim, sendelediğim zamanda çekip gitmekti dostluk. Yalnız koymaktı, aç bırakmaktı. Yalnızlıkla eşitlenmişti dostluk. O yalnızlıklı dostluğun, o dostluk ki yalnızlığın düşmanıdır. Nasıl böyle birbirine dönüşebilir.

Kekik Dağı – Dağ Kekiği

Kaç yıldır gelmiş oturmuş buraya, kaç yıldır anlatıyor havalardan, yağmurdan, topraktan söz eder gibi kocasından söz ediyor. Nasıl anlamsız böyle sebze kazanının üstüne oturup gidiverecekmiş gibi ilişip öylece anlatması. Neden böyle yıllarca anlatıyor, anlatımı yıllarca sürecek ne var. Boynu ince Zeynep’in şimdi çocuklarına bağırırken bütün köyü çınlatan sesi yok o zamanlar daha. Zeynep elinin köpüğünü sıyırıp doğrularak yerinden şimdi sevgi diyecek kadına sevgi, sevdiğin için bir şey yapabilmektir. Doğruluyor Zeynep ellerini kurulayıp doğru kekiklere yürüyor. Al diyor al bu kekikleri sanki senin için koparmışım. Dağ gibi yığıyor kekiklerin tümünü kucağına ve söyledi niçin kopardığını ve söylemesi uygun düşün şeylerin hiç birini söylemeden.

Suçluyum Babama Karşı

Ben babama bunca benzediğimi bu güne dek ayrımsamadım. Bak abi diyor İsmail. Üçüncü kadehin yıllık sarhoşu olmuş gibi. Bak abi votkası kesilmez adamın. Cesaretini toplayıp tekrar Binnaz’a baktığında Binnaz yoktu. Neden sonra karşısında ceketiyle bacaklarını örtmüş öylece oturuyor görünce Binnaz’ı kalkıp elini öpmek geçti içinden. Ama dizlerinde kalkacak derman bulamadı.

Yukarıdaki yazdıklarımda görüldüğü gibi yazar pek çok konudaki görüşlerini kendine göre yazıya dökmüş ve yorumlarını sunmuştur.