Etiket arşivi: Emir Şekip Arslan Eserleri

Emir Şekip Arslan Sürgünde Üç Ölüm

Roman Özetleri yazılarımıza devam ediyoruz Bugün sizlerle Sürgünde üç Ölüm kitabını paylaşacağım..

Enver, Talat ve Cemal Paşa… Osmanlı’nın son döneminde üstlendikleri etkin role karşın bu üç paşa hakkında şimdiye dek objektif bir değerlendirme yapılmadı ne yazık ki. Ya muhalifleri tarafından sorgusuzca karalandılar ya da yandaşlarının şişirmelerinin ardında gereğinden fazla kaldılar.
Peki gerçekte kimdi onlar? Vatan haini mi, kahraman mı? Kötü birer asker mi, yoksa güçlerinin çıkarları için ‘tasfiye’ edilen ‘sivri fikirliler’ mi?
Öte yandan, bir şekilde yurtdışına sürülen bu üç paşa hangi sebeplerle ve kimler tarafından öldürüldü? Ölümlerin ardında hangi ülkeler vardı? Onları kimler, niçin korumak istedi?
Cevabı ne kadar sarsıcı olursa olsun, tarihin doğru şekilde yorumlanabilmesi için bu soruların yanıtlanması gerekiyor. Elinizdeki kitap hem bu sorulara günümüz Türkçesinin yalın anlatımıyla objektif yanıtlar veriyor hem de Enver, Talat ve Cemal Paşalar’ın gizlenen yaşamlarını belge bilgi ve fotoğraflarıyla ortaya koyuyor.

KİTABIN ÖZETİ :

Enver, Talat ve Cemal Paşalar… Osmanlı’nın son döne­minde oynadıkları rolün önemine karşın, hayat ve faaliyetle­ri yeterince irdelenememiş, muhaliflerinin karalamaları ve yandaşlarının şişirmeleri arasında gerçek yerlerini bulama­mış üç şahsiyettir.
Bu bakımdan, bunlarla ilgili her yeni bilgi ve belge bü­yük önem arz etmekte; yaptıklarının, şahsiyet ve amaçlarının anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.
Bu konuda yazılıp söylenenler genellikle tarafgirlik ya da düşmanlıkla malul olduğundan, tarafsız gözlemcilerin ta­nıklıklarına özellikle ihtiyaç vardır.
Hayatı, yıkılışından önce Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu; ardından, batı emperyalizmine karşı Arap – İslam ülkelerinin bağımsızlığı yolunda mücadele ile geçen; iç politik çekişme­lerden uzak kalmayı yeğleyerek Osmanlı Devleti’nin ve bü­tün bir İslam dünyasının menfaati doğrultusunda çalışmak ve tüm çabasını Osmanlı’nın yıkılmaması ve İslam âleminin birlik ve beraberliği üzerine yoğunlaştırmak suretiyle geniş bir yelpazenin -haklı olarak- sempatisini kazanan Şekip Arslan bunlardan biridir.
Osmanlı’nın dağılma sürecinde -milletvekilliği dahil-önemli görevler üstlenen, Enver Paşa’ya yakınlığı ile tanınan, Almanya ve Rusya’da bir süre onunla beraber bulunan Şekip Arslan’ın hatıra ve gözlemlere dayalı bu eserinde;
Enver Paşa’nın şahsiyeti; Avrupa’daki hayatı; Mustafa Kemal Paşa ile ilişkileri ve onun hakkındaki görüşleri; Bolşeviklerle işbirliğinin nedenleri; Enver-Rus, Türkiye-Rusya münasebetleri; Rusya ve Türkistan’daki faaliyetleri; ömrü boyunca namazını bırakmadığı, ağzına içki almadığı, sır sak­lamaktaki ustalığı, düşmanlarının dahi aleyhinde konuşma­ması gibi karakter bilgileri; Ruslarla mücadelesi ve ölümü;
Talat Paşa’nın şahsiyeti; İttihat ve Terakki içindeki yeri; nüfuzunu mal kazanma yolunda kullanmaması; Almanya ve Avrupa’daki hayatı ve faaliyetleri; Mustafa Kemal’le ilişkisi ve Ankara tarafından yetkilendirilmesi; Bolşevizm’e bakışı; İngilizlerle görüşmesi ve onlara, yetkili biri olarak, Sevr An­laşması’nda değişiklik yapmaları halinde Ankara’ya giderek TBMM Hükümeti’ni barışa yanaştırma sözü vermesi; öldü­rülmesi;
Cemal Paşa’nın Afganistan’daki faaliyetleri; Suriye’deki icraatı ve hataları ile bu bağlamda Türk-Arap ilişkileri gibi konularla ilgili değerli bilgiler verilmektedir.
Çevirmenin nereden -yazı dizisi, kitap- tercüme ettiğini belirtmediği eser, tahminimize göre 1920′li yılların ortaların­da yayımlanmış yazılardan oluşup, Batıya Karşı İslam kita­bındaki alıntı ve özetlemelerden Sîretü Zâtiyye adlı otobiyografisiyle örtüşmektedir.
Eserin yarısı Enver Paşa’ya, diğer yarısı ise Talat ve Ce­mal Paşalara ayrılmıştır.
Aziz Akpınarlı tarafından çevrilerek Şehit Enver Paşa ve Arkadaşları adıyla 1948′de Samsun’da basılmasına rağmen, kullanılan eski kelimelerin yoğunluğundan, günümüz diline uyarladığımız gibi, cümle yapılarının ve üslubunun bozuk­luğu nedeniyle birçok yerini adeta yeniden yazmak duru­munda kaldık.
Bazı kelimelerin asılları parantez içerisinde korunurken, gerekli görülen yerlere dipnotlar düşülüp, kitapta isimleri geçen önemli kişiler hakkında biyografik bilgi verilmiş; bölümlendirme, başaklandırma, indeks ve fotoğraflarla zenginleştirilmeye çalışılmıştır.
Sondaki ek bölüme, Sekip Arslan’ın Berlin’den Moskova’daki Enver Paşa’ya gönderdiği bir mektup ve Paşa’nın kardeşi Mehmet Kâmil ve yaveri Muhittin Beylerle yapılan mülakatlarla, Abdülkadir Baysun’un Paşa’nın öldürülmesiy­le ilgili hatırası alınmıştır.
Yorum ve görüşlerindeki hakkaniyet ve insaflılığın ken­disini belli ettiği merhum Şekip Arslan’ın Enver, Talat ve Ce­mal Paşaların özellikle 1918 sonrasında, yurtdışındaki hayat ve faaliyetlerine ilişkin hatıra, gözlem ve tespitleriyle ve zaman zaman geçmişe dönük yorumlarıyla eserin olumlu bir işlev göreceği kanısındayız.
Şekip Arslan, bu eserinde, gözlemlerini olduğu gibi akta­rırken, yanlış gördüğü yerleri eleştirmekten de çekinmemiş­tir.
Toplumlara ve milletlere mal olmuş şahsiyetler, hata ve sevaplarıyla, oldukları gibi ortaya konulmalıdır; ancak taraf­tarlarının övünme, karşıtlarınınsa karalama vesilesi edinerek geçmiş düşmanlıkların yemlenmesi ve yenilerine yol açılma­sı için değil; dersler çıkararak yararlanmak, benzer hataları tekrarlamamak… Kısacası, tarihi tekerrür ettirmemek için!.. İbret vererek muhtemel hataları engelleyip, sağlıklı adımlar atılmasına yardımcı olmayan bir tarih anlayışı gerek bireyle­re, gerekse de toplumlara zarardan başka bir şey getirmez.
Geçen geçmiş, gidenler hata ve sevaplarıyla geçip gitmiş­lerdir. Zaman, geçmişte yaşayanların doğrularından olduğu kadar yanlışlarından da yararlanarak hataları asgariye indir­me, onların yanlışlarına düşmeme ve gelecek nesillere güzel örnekler bırakma zamanıdır. Zaten tarihin işlevi de bu değil midir?…
Doğu ve Batı’nın çağdaş meşhurlarından, kalem ve ede­biyat üstadı, büyük yazar Emir Şekip Arslan’ın, her siyah sa­tırından okuyucunun kafasına bir sosyal ders ve ibret ışığının aksettiği ve milli tarihimizin acı-tatlı kahramanlık sayfalarını, gerçeğin abideleşmiş güzellikleri şeklinde, hayranlık verici bir heyecanla sergilediği kıymetli yazılarını, onun bilgece işa­retleri ve zevki coşturan estetik üslubu ile, kısacası tam anla­mıyla dilimize çevirmek kolay değildi.
O halde, bu yazıları dilimize çevirme zahmetine katlan­manın sebebi neydi denilebilir?
Bunun, bir değil -aşağıda yazıldığı üzere- birtakım se­bepleri vardır:
Bu eserde; konuların yerine göre uzatılması veya kısaltıl­ması gibi, okuyucu üzerinde iyi etki bırakacak gerekli nokta­lara dikkat edilmiştir.
Bu eser; kutsal değerlerimize saygısı, Türk tarihine, Türk kahramanlığına hedeflenmiş, tarihimize içtenlikle bağlılık göstermiştir. Batı dünyasının; bencilliği yüzünden kendi­siyle birlikte Doğu dünyasını da, ne yaman zarar ve tehlike­lerle yüz yüze bırakmış olduğu inkâr edilemeyecek bir açık­lıkla ortaya konulmuştur.
Bu eser; öteden beri, dirayet ve isabetle yönetildiği nere­deyse tüm dünyaca kabul edilmiş olan Büyük Britanya (İngiliz) İmparatorluğu siyasetinin, bir zamanlar Bolşevik siyase­tine yenilerek aldatılmış durumuna düştüğünü açıkça ispat­lamaktadır.
Bu eser; Müslüman milletlere karşı, Bolşeviklerin içyüzü­nü, gerçeğe en yakın bir şekilde açıklamaktadır.
Bu eserde; Bolşeviklerin, Milli Mücadele sırasında bizim­le kurdukları dostlukta bile samimi olmadıkları ve bu dost­luk maskesinin altında, Gazi Mustafa Kemal ile Enver Paşa’yı vuruşturup Anadolu’yu kardeş kanına boyadıktan son­ra, Mahut Moskof emelini gerçekleştirmeye kalkışmak gibi hain maksatların yattığı duyurulmaktadır.
Bu eser; Talat Paşa, Prens (Said) Halim Paşa, Cemal Paşa, Doktor Nâzım, Doktor Bahâ(eddin) Şakir ve Cemal Azmi gi­bi değerli Türk evlatlarının gurbet ellerinde, hain komitalar tarafından kurşunla arkalarından nasıl kahpece vurulup şe­hit edildiklerini, bütün dramatikliğiyle ve çok asil ve temiz duygular uyandıran candan bir ifade ile anlatmaktadır.
Bu eser; şehit Enver Paşa’nın, her biri başlı başına bir yi­ğitlik ve cesaret arz eden yurtdışındaki milli cihatlarını, hata­larını hata, sevaplarını sevap, doğrularını doğru olarak de­ğiştirmeden anlatmakta ve gözler önüne sermektedir. Onun Ruslarla olan siyasi ilişkilerini ve nihayet Türkistan’daki ga­zalarını ve bunlardan birinde nasıl şehit düştüğünü ve 30.000 kişilik muazzam bir cemaatle kılman cenaze namazının ardın­dan Türk Buhara’nın şefkatli bağrında Tanrı’ın rahmetine ka­vuştuğunu çok hazin ve dokunaklı ifadelerle anlatmaktadır.

KİTABIN ANA FİKRİ :

Eser; Tanrı, adalet, hakkaniyet, ahlak, milliyet, inkı­lapçılık ve demokrasi fikirleri ile zulüm ve diktatörlüğe nef­ret duygusu, vefakârlık, mertlik ve sadakat karakterleri, okuyucunun dikkatine çarpacak şekilde kıymetlendirilmiş bu­lunmaktadır.