Etiket arşivi: Can Dündar Romanları

Can Dündar Gölgedekiler

Anadolu da isyanı ateşleyen komutanlar için idam fermanı çıktığında bir karar için Mustafa Kemal’in annesi ve kız kardeşi kadar gözyaşı döken biri daha vardı. Fikriye adındaki bu genç kız Mustafa Kemal’i Ankara da son derece zor geçen günlerinde, yerel ayaklanmalarla mecliste muhalefetle ve cephede uğraşırken hasta düştüğü Ankara garındaki istasyon binasındaki karargahında hep yanındaydı Ankara bu genç kadının peçesiz narin vücuduna çabuk alışmıştı. Çankaya taraflarındaki bağ evine taşınmıştı Mustafa Kemal. ileride başkanlık konutu olacak olan bu evin ilk sahibesi için belki de sonun başlangıcıydı. Ankara’nın kışına dayanamamıştı Fikriye. Tedavi olması gerekiyordu.
O sırada Mustafa Kemal son taarruza ve zafere hazırlanıyordu. Gazi Mustafa Kemal 10 Eylül 1922’de İzmir’e girdiğinde yaşamını değiştirecek insan orada karşısına çıktı. Karargahını Uşakizade’lerin konağına taşındığında Mustafa Kemal kültürlü zeki kendine güvenen mor çarşaflı peçesiz kahverengi gözlü genç kızda aradığı yeni Türk kadınını buluyordu. Mustafa Kemal Ankara dönüşünde rahatsızlığı olan Fikriye’yi tedavi için yurt dışına senatoryuma gönderdi.
Münihteki sanatoryumda gazeteleri görünce beyninden vurulmuşa dönen Fikriye hemen Ankara’ya döndü. Kendi elleri ile dayayıp döşediği Çankaya Köşkünde artık bir yabancıydı, hastaydı ve yenilmişti. Yine bir gün evine gider gibi gitmişti köşke ama bu kez kapılar açılmadı. Köşk kapısında bekleyen faytona binip Çankaya’dan uzaklaşırken yaşamla bağlarının birer, birer koptuğunu hisseder dönüp son kez Çankaya köşküne bakar çantasında sakladığı sedef kakma saplı tabancasını çıkarır yüreğine sıkar. Bir devrime tanıklık ettiği o dönem elleri ile kurduğu bu köşk ve uğruna ölümü göze aldığı adam birer acı hatıradır artık…
2 ) KURBAN – BİR İNSAN , BİR İSYAN
1930 Türkiye‘sinde yoksulluk ağır vergiler ve şok reformlarla içten içe kaynayan halkın nabzını tutacak tepkisini yönlendirecek ve memleketin bu görünümünü düzeltecek bir soluğa ihtiyaç vardı. Bu yeni soluk Mustafa Kemal’in girişimleri ile Fethi Bey tarafından serbest fırkanın kurulmasıyla alınmıştır. Kurulmasıyla birlikte Anadolu’yu etkisine alarak büyüyüp sert bir rüzgara dönüşmüştü. Düzenlenen ilk çok partili yerel seçimde aralarında Samsun ve Menemen’in de bulunduğu 31 beldede seçimi kazanmıştı. Serbest fırka birçok gerçeği gözler önüne sermişti.
Ege de aylardır biriken elektrik Menemen’de yıldırıma dönüştü, 23 Aralık Salı sabahı Giritli esrarkeş Mehmet ve beş arkadaşı tarafından başlatılan isyan kısa sürede büyümüştü. Bir manga askeriyle olay bölgesine gelen asteğmen Mustafa Fehmi KUBİLAY sahte mehdinin tüfeğinden çıkan bir kurşunla yaralanıp yere düştüğünde buna müdahale eden askerlerin tüfeklerinden çıkan manevra mermileri sahte mehdiye etki etmeyince isyancılar iyice çıldırdılar. Yaralı Kubilay’ın başını keserek Menemen’de dolaştırdılar.
Haber ulaştığında bölgede sıkı yönetim ilan edildi. Zafer ilk okulunda kurulan askeri mahkeme sonucunda 77 sanık hüküm giyerek 37 si idam edildi. Olaylar meclise geldiğinde yine faturayı serbest fırkaya ve Fethi Beye kesmek isteyenler oldu bu suçlamalar Fethi Beyi hasta düşürmeye yetti ve birkaç yıl sonrada Londra büyük elçiliğine atandı. Atatürk ölmeden İnönü Fethi Beyi Türkiye’ye davet etti. Atatürk’ten sonra kurulacak kabinede bakanlık önerdi ve adalet bakanı oldu. 1942 de ise sağlık nedeniyle siyasetten çekildi.
3) KIZIL TEPELİ KALPAK
Anadolu iç isyanlar ve işgallerin tezgahında yanarken 7 kasım 1917 sabahı Rusya da çarlık rejimi devrilerek dünyanın ilk Marksist rejiminin temelleri atılıyordu. Bir yanda Garp cephesinde Yunanlılar güneyde Ermeniler Kara denizde Pontus Rumların Çerkez, Gürcü, Abaza Beylerinin ayaklanmaları olurken diğer yanda Mustafa Kemal ve yanında bir avuç insan … Elde ne ordu vardı ne para ne asker nede silah. Bu çemberi yarmanın tek yolu Sovyetlerle anlaşmaktı . Mustafa Kemal Lenine yazdığı mektuplarla Bolşeviklerin nasıl emperyalist hükümetlere karşı savaşmışsa ülkesinin de emperyalist güçlerinin saf dışı bırakmak için para, silah, cephane ve bunlardan başka askeri teknik ve tıbbi malzeme birliklerimizin ihtiyacını karşılayacak gıda maddeleri sağlanmasını istemekteydi. Bolşevikler Mustafa Kemal’e kerhen destek vereceklerdi asıl beklenti Ankara rejiminin Bolşevikleşmesiydi. Mustafa Kemal işte tam o günler de bu düğümü çözmek için müthiş bir formül buldu
Bir kominist partisi kuracak ve o sırada Anadolu’da yavaş, yavaş yayılmaya başlayan Bolşevizim hareketini dizginleyecekti. En yakın dostlarına parti yönetimine getirerek gelişmeleri anında haber alacak ve resmi Türkiye Komünist Partisi kurulduktan sonra diğer Komünist örgütlenmeleri yasaklayarak bu alanda tam bir denetim kuracaktı. Ankara rejiminin ne yön alacağını gözleyen Moskova bu gelişmeler üzerine yardımlarını göndermeye başladı Türk resmi kayıtlarına göre o dönemde Sovyetlerden Anadolu’ya 40 bin tüfek, 50 bin sandık mermi, 66 top ve 150bine yakın top mermisi gönderildi. Bu kurtuluş savaşı boyunca alınan dış yardımın yüzde 83 üne eşitti savaşın en zor dönemi bu saye de aşılabildi.
4)GELİBOLU’NUN İKİ YAKASI
Sofya da ateşe militerken baş komutanlığa yazıyla baş vurarak savaş cephesinde bir göreve atanmak isteyen Mustafa Kemal artık Gelibolu’daki 19. uncu tümen komutanıydı.
18 Mart günü ittifak donanması Boğazlardan geçip İstanbul’a yol almak için Akdeniz’in o güne dek en büyük deniz kuvvetiyle ilerliyordu. Sabahın ilk pusu kalkarken tam 10 savaş gemisi ile boğaza girerken Türk tabyalarını şiddetle bombalamaya başlamıştı. Türk topçusunun yoğun ateşi sonucu denize doğru yağan gülleler ve Nusret mayın gemisinin mayınları sonucu dünyanı en güçlü donanması üç büyük gemisini Çanakkale Boğazının derinliklerine terk ederek geri çekilmek zorunda kaldı.
Çanakkale’yi denizden geçememişlerdi. Böylece Kara muharebeleri başladı Mustafa Kemal düşmanın Arıburnu’ndan saldıracağını düşünmesine rağmen boğazın savunmasını alan Alman Ordu komutanının yanlış hesabı yüzünden ağır kayıp verilmişti. Bunun üzerine bütün birliklerin komutasını alan Mustafa Kemal Çanakkale savaşının en kanlı saldırısını başlatıp Conkbayırını geri kazandı. O andan başlayarak tam 8.5 ay boyunca yaşamlarında daha önce hiç birbirini görmemiş 20 yaşlarındaki bir milyon genç birkaç bin metre karelik arazi üzerinde kıyasıya bir ölüm kalım savaşına giriştiler. Müttefikler boğazı geçemeyeceklerini anlayınca 1915 Aralığında gizlice çekip gittiler. Müttefikler Ruslarla buluşamayınca çarlık yıkıldı. Mustafa Kemal Çanakkale’de ateşlediği direniş ruhunu kısa zaman da ulusal bağımsızlık savaşına dönüştürdü.

5) SİNE – İ MİLLET
İstanbul işgal edilmişti Meclis-i Mebusan dağılıp Anadolu’da açıldığında sandık kurulabilen her sancaktan beşer kişi temsilen Ankara ya yollamıştı. Mustafa Kemal’e göre 1920 Ankara’sında çöle hayat verecek şey tam yetkili bir meclisti yasama yürütme ve yargı meclise toplanacak kendisi de o meclisin başkanı olarak bu harekete yön verecekti 23 nisan 1920de açılan meclisin oylarıyla Mustafa Kemal meclis ve hükümet başkanı seçildi. Ülkenin ilk anayasası İnönü zaferinden 10 gün sonra kabul edildi. 1921 temmuzunda Yunan taarruzu ile Türk ordusu Sakarya’nın doğusuna çekildiği sırada Mustafa Kemal 3 ay süre için meclisin sahip olduğu yetkilere bizzat üslenmek istemişti ve oy birliğiyle kabul edildi. Yunanlılara karşı Mustafa Kemal’in başkomutanlığında bir savaş yapıldı. Savaştan sonra Mustafa Kemal Gazi Ünvanını aldı 1922 sonuna kadar meclis bir yandan kendi içinde kıyasıya tartışırken bir yandan da Dumlupınar zaferinin kazanılması Türk ordularının İzmir’e girişi ve zafere ulaşması Mudanya ateşkes anlaşması saltanatın oy birliğiyle kaldırılması gibi önemli ve tarihi dönemeçleri yaşadı.

Can Dündar Sarı Zeybek

Modern ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup geliştiren ve aynı zamanda Türk’ün yenilmezliğini tüm dünyaya duyuran en büyük insan , en büyük Türk Yüce Atatürk’ün son üç yüz günü anlatılmaktadır. Bildiğimiz gibi Yüce Atatürk son üç yüz gününü siroz hastalığı ile çekişerek yarı yatalak geçirmiştir. Şimdi hastalığın sebeplerine gelelim. Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde Atatürk’ün çok yoğun bir çalışma trafiği vardı. Her akşam sofralar kurulur sabahlara kadar sofradan kalkmazdı. Ardından bir saat kadar istirahat ettikten sonra hemen ofisin yolunu tutardı. Bu yaşam tarzı zaten yıllarını cephelerde geçirmiş olmasınında etkisiyle O’nu artık yorgun düşürmüştür. Bununla birlikte bir de günde 60 – 80 tane sigara ve çok aşırı alkol tüketimi artık Ata’yı iyice tüketmişti. Ama tabi ki bunun da bir nedeni vardı. Ata kendini çok yalnız hissediyor ve daima sıkıldığını söylüyordu. Zaten yakın çevresinden alınan hatıralarda bu yalnızlık motifi hep ön plana çıkmaktadır.
Bir gün sofrada doktoru Mim Kemal Öke’nin Ata’nın önündeki kadehi almak istemesi üzerine Ata O’na hitaben Lütfen Kemal! Bir daha yapma. Benim ne kadar yalnız olduğumu en iyi sen biliyorsun. demiştir.Buna bir örnek daha verecek olursak genel sekreteri H. Rıza Soyak’a hitaben bunalıyorum çocuk, bunalıyorum. Ben bir nevi mahpus hayatı yaşıyorum. Çünkü gündüzleri ekseriyetle yalnızım herkes işinde gücünde. Ben ise bütün günümü bırak bir saatimi bile alacak bir işim yok şu halde ya uyuyacağım , yahut bir şeyler yazacağım, arada biraz dinlenmek istersem ve hava almak ihtiyacı duyarsam şehir içinde ve dışında ancak otomobille bir gezi yapacağım.ya sonra? Sonra gene bu hapishaneye döneceğim. Ve kendi kendime bilardo oynayıp , sofra zamanını bekleyeceğim. Bari sofrada bir değişiklik olsa ne gezer. Bu sofra nerede kurulursa kurulsun karşımda aşağı yukarı hep aynı insanlar, hep aynı yüzler, hasılı bıktım, usandım artık.
Gelelim Ata’ya uygulanan tedavi sistemine. İlk kriz 11 KASIM 1923 de geldi. 15 yıl önceden. Çankaya’da öğlen yemeğindelerdi. Sofrada birden elini kalbine atmış ve kolunun dirseğinden göğsüne vuran şiddetli bir sancı ile kıvranmıştı. Neyse ki sofrada Dr.Refik SAYDAM’da vardı. Hemen müdahale etti ve ağrının kalpten kaynaklandığını çok çalışmaktan yorgun düştüğünü söyledi. Ata’ya tütün, alkol ve kahveyi yasakladı, bir müddet istirahatı uygun gördü. İşte Ata’ya uygulanan yanlış tedavi sistemi böyle başlar.
Bütün Tedavi sistemleri kalp üzerine odaklanmış, doktorlar hep aynı reçeteyi yazmıştır. Doktorlar kalple uğraşa dursun karaciğer büyümüş alt kaburgayı aşmıştır. Yani hastalık karaciğer sirozu idi. Bu yanlış tedavi sistemleri 1938 yılı başlarına kadar devam eder. 1938 başlarında artık Ata iyice bitkinleşmiş, kolunda kaşıntılar başlamıştır. Bu durumda dahi doktorlar kaşıntının karıncalardan ileri geldiğini söylemişlerdir. İşte bu anlık tedavi sistemleri bunlara ilaveten Ata’nın burnundan bir de kan gelmesiyle son bulur.
Bu andan itibaren yabancı doktor gündeme gelir. Çünkü yerli doktorlar Ata’yı hep yanlış tedavi etmişler, anlık çözümler bulunmuş, Ata’yı tedavi sistemlerine inandıramamışlardır. Bundan sonra Fransa’da tıp mütehassısı Prof Dr. Fissenger çağrılmıştır. (28 MART 1938) .
Prof. Dr. Fissinger Ata’yı muayene eder etmez hastalığın kalpte olmadığını ve karaciğer sirozu olduğunu tespit eder. Aynı zamanda Ata’nın karnında bir miktar su tespit eder. Bu durumda Ata’nın karaciğeri büyümüş alt kaburgayı dört parmak aşmıştır. Prof. Dr. Fissinger Ata’nın tedaviye cevap vermesi halinde sekiz on yıl kadar yaşayacağını ancak geri dönüşün olmadığını söylemiştir. Bunları Ata’ya kendi dilinden kendi tarzıyla söylemek istemiş ve Ata’ya hitaben;
Karaciğer, bir orduya levazım tedarik eden, bir orduyu besleyen bir kıt’adır demiştir. Bunun üzerine Ata; bilmediğin konuda konuşma! derecesinde sözünü keserek,
Bazen orduda levazım teşkilatı bozulur ama onları yine beslemek mümkün olur onları bir kenara bırakınız, demiştir. Bunun üzerine de Prof. Dr . Fissinger;
Ben sizi iyi ederim, ama siz önce kendinizi iyi edeceksiniz. Siz büyük savaşlar kazanmış bir kumandan olabilirsiniz ama şimdi sizin kumandanınız benim demiştir.
İşte Türk doktorlarının yapamadığı şey buydu. Atatürk kendine meydan okuyan bu Fransız’dan hoşlanmıştı ve O’nun her dediğine uyacağına söz verdi.
Ata bu tavsiyelere harfiyen uydu ve durumu nispeten iyileşti. Ama Hatay meselesi üzerine güneye seyahat etmesiyle bu perhiz bozuldu. Yine de Ata kendi kendine bu hastalığı yendiğini düşünüyordu, kabuller toplantılar sofralar derken Ata yine fenalaştı ve HAZİRAN 1938 de artık yatağa düştü. Tekrar Prof. Dr. Fissinger çağrıldı o da Ata’yı iyi görmek ümidiyle heyecanlı geldi ama Ata’yı çok daha kötü gördüğünü belirtti. Karaciğer çok feci bir şekilde büyümüştü karnındaki su miktarı da iyice artmıştı.
Bu su kalbe baskı yapıyor ve kalbin çalışmasını engelliyordu. Fissinger ponksiyona (karından su çekme ) karar verdi. Artık Ata’nın en fazla iki yılı kalmıştı. Ata bunun üzerine halka ve kabineye veda etti ve Cumhuriyeti kendisinden sonraya hazırlamaya çalıştı.
Bu ponksiyonlar belirli aralıklarla üç defa denendiyse de sonuç vermedi ve hemen ardından ağır komalar geldi. 10 KASIM günü Ata halka veda etti.