Etiket arşivi: Can Dündar Kitapları

Can Dündar Sarı Zeybek

Modern ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup geliştiren ve aynı zamanda Türk’ün yenilmezliğini tüm dünyaya duyuran en büyük insan , en büyük Türk Yüce Atatürk’ün son üç yüz günü anlatılmaktadır. Bildiğimiz gibi Yüce Atatürk son üç yüz gününü siroz hastalığı ile çekişerek yarı yatalak geçirmiştir. Şimdi hastalığın sebeplerine gelelim. Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde Atatürk’ün çok yoğun bir çalışma trafiği vardı. Her akşam sofralar kurulur sabahlara kadar sofradan kalkmazdı. Ardından bir saat kadar istirahat ettikten sonra hemen ofisin yolunu tutardı. Bu yaşam tarzı zaten yıllarını cephelerde geçirmiş olmasınında etkisiyle O’nu artık yorgun düşürmüştür. Bununla birlikte bir de günde 60 – 80 tane sigara ve çok aşırı alkol tüketimi artık Ata’yı iyice tüketmişti. Ama tabi ki bunun da bir nedeni vardı. Ata kendini çok yalnız hissediyor ve daima sıkıldığını söylüyordu. Zaten yakın çevresinden alınan hatıralarda bu yalnızlık motifi hep ön plana çıkmaktadır.
Bir gün sofrada doktoru Mim Kemal Öke’nin Ata’nın önündeki kadehi almak istemesi üzerine Ata O’na hitaben Lütfen Kemal! Bir daha yapma. Benim ne kadar yalnız olduğumu en iyi sen biliyorsun. demiştir.Buna bir örnek daha verecek olursak genel sekreteri H. Rıza Soyak’a hitaben bunalıyorum çocuk, bunalıyorum. Ben bir nevi mahpus hayatı yaşıyorum. Çünkü gündüzleri ekseriyetle yalnızım herkes işinde gücünde. Ben ise bütün günümü bırak bir saatimi bile alacak bir işim yok şu halde ya uyuyacağım , yahut bir şeyler yazacağım, arada biraz dinlenmek istersem ve hava almak ihtiyacı duyarsam şehir içinde ve dışında ancak otomobille bir gezi yapacağım.ya sonra? Sonra gene bu hapishaneye döneceğim. Ve kendi kendime bilardo oynayıp , sofra zamanını bekleyeceğim. Bari sofrada bir değişiklik olsa ne gezer. Bu sofra nerede kurulursa kurulsun karşımda aşağı yukarı hep aynı insanlar, hep aynı yüzler, hasılı bıktım, usandım artık.
Gelelim Ata’ya uygulanan tedavi sistemine. İlk kriz 11 KASIM 1923 de geldi. 15 yıl önceden. Çankaya’da öğlen yemeğindelerdi. Sofrada birden elini kalbine atmış ve kolunun dirseğinden göğsüne vuran şiddetli bir sancı ile kıvranmıştı. Neyse ki sofrada Dr.Refik SAYDAM’da vardı. Hemen müdahale etti ve ağrının kalpten kaynaklandığını çok çalışmaktan yorgun düştüğünü söyledi. Ata’ya tütün, alkol ve kahveyi yasakladı, bir müddet istirahatı uygun gördü. İşte Ata’ya uygulanan yanlış tedavi sistemi böyle başlar.
Bütün Tedavi sistemleri kalp üzerine odaklanmış, doktorlar hep aynı reçeteyi yazmıştır. Doktorlar kalple uğraşa dursun karaciğer büyümüş alt kaburgayı aşmıştır. Yani hastalık karaciğer sirozu idi. Bu yanlış tedavi sistemleri 1938 yılı başlarına kadar devam eder. 1938 başlarında artık Ata iyice bitkinleşmiş, kolunda kaşıntılar başlamıştır. Bu durumda dahi doktorlar kaşıntının karıncalardan ileri geldiğini söylemişlerdir. İşte bu anlık tedavi sistemleri bunlara ilaveten Ata’nın burnundan bir de kan gelmesiyle son bulur.
Bu andan itibaren yabancı doktor gündeme gelir. Çünkü yerli doktorlar Ata’yı hep yanlış tedavi etmişler, anlık çözümler bulunmuş, Ata’yı tedavi sistemlerine inandıramamışlardır. Bundan sonra Fransa’da tıp mütehassısı Prof Dr. Fissenger çağrılmıştır. (28 MART 1938) .
Prof. Dr. Fissinger Ata’yı muayene eder etmez hastalığın kalpte olmadığını ve karaciğer sirozu olduğunu tespit eder. Aynı zamanda Ata’nın karnında bir miktar su tespit eder. Bu durumda Ata’nın karaciğeri büyümüş alt kaburgayı dört parmak aşmıştır. Prof. Dr. Fissinger Ata’nın tedaviye cevap vermesi halinde sekiz on yıl kadar yaşayacağını ancak geri dönüşün olmadığını söylemiştir. Bunları Ata’ya kendi dilinden kendi tarzıyla söylemek istemiş ve Ata’ya hitaben;
Karaciğer, bir orduya levazım tedarik eden, bir orduyu besleyen bir kıt’adır demiştir. Bunun üzerine Ata; bilmediğin konuda konuşma! derecesinde sözünü keserek,
Bazen orduda levazım teşkilatı bozulur ama onları yine beslemek mümkün olur onları bir kenara bırakınız, demiştir. Bunun üzerine de Prof. Dr . Fissinger;
Ben sizi iyi ederim, ama siz önce kendinizi iyi edeceksiniz. Siz büyük savaşlar kazanmış bir kumandan olabilirsiniz ama şimdi sizin kumandanınız benim demiştir.
İşte Türk doktorlarının yapamadığı şey buydu. Atatürk kendine meydan okuyan bu Fransız’dan hoşlanmıştı ve O’nun her dediğine uyacağına söz verdi.
Ata bu tavsiyelere harfiyen uydu ve durumu nispeten iyileşti. Ama Hatay meselesi üzerine güneye seyahat etmesiyle bu perhiz bozuldu. Yine de Ata kendi kendine bu hastalığı yendiğini düşünüyordu, kabuller toplantılar sofralar derken Ata yine fenalaştı ve HAZİRAN 1938 de artık yatağa düştü. Tekrar Prof. Dr. Fissinger çağrıldı o da Ata’yı iyi görmek ümidiyle heyecanlı geldi ama Ata’yı çok daha kötü gördüğünü belirtti. Karaciğer çok feci bir şekilde büyümüştü karnındaki su miktarı da iyice artmıştı.
Bu su kalbe baskı yapıyor ve kalbin çalışmasını engelliyordu. Fissinger ponksiyona (karından su çekme ) karar verdi. Artık Ata’nın en fazla iki yılı kalmıştı. Ata bunun üzerine halka ve kabineye veda etti ve Cumhuriyeti kendisinden sonraya hazırlamaya çalıştı.
Bu ponksiyonlar belirli aralıklarla üç defa denendiyse de sonuç vermedi ve hemen ardından ağır komalar geldi. 10 KASIM günü Ata halka veda etti.