Etiket arşivi: Büyük Kargaşa Kitabı Özeti

Samir Aman Giovanni Arrighi Büyük Kargaşa

Dört yazar tarafından hazırlanan ve Erden AKBULUT tarafından çevrimi yapılan kitap, dünyadaki bütün egemenlik, tabiyet ve sömürü biçimlerine karşı mücadele anlayışıyla toplumsal hareketlerdeki “Kriz”i incelemiştir. Kitap, tarihi perspektif içinde yaşanan olguları tasvir etmenin yanısıra, Fransız Devrimi’nin “Eşitlik, Özgürlük ve Kardeşlik” sloganının özetlediği insanlığın kurtuluş hedefi çerçevesinde bazı görüşler öne sürmektedir.
Yazarlara göre “sosyalizmlerdeki yaşanan kriz veya çıkmaz, dünyada varolan kapitalizmlere karşı mücadele ve direnişi asla unutturmamalıdır. Doğu Avrupa’daki gelişmeler ve buralardaki siyasi rejimlerin çöküşü, ne liberalizmin geçerliliğinin kanıtı, ne de bugünkü sistemlerin doğası gereği sonsuz olduğu inancını pekiştirmektedir.
Yazar Samir AMİN, sistem karşıtı hareketlerin tarihi ve ikilemleri bölümünde; Fransız Devriminden sonra Batı Avrupa ülkelerinin çoğunda güçlü sendikalar ve işçi partileri kurularak örgütlenmelerini tamamladıkları ve bu parti ve sendikalarin II nci Enternasyonal’in temelini oluşturduklarını belirtmiştir. Bu yeni örgütlenme üç yeni sorunu gündeme getirmiştir.Bunlar;
İşçi sınıfının iki örgütü olan sendika ve partiler arasında meydana gelen anlaşmazlıklar, hiyerarşik yapılanma ve sosyalist hareketin kendi içinde iktidari ele geçirme mücadelesi ve sosyalistlerin bir yandan milliyetçilikle, diğer yandan da köylülerin taleplerine ilişkin çelişkili davranışları olarak belirtilmiştir.
Tüm bu sorunlara komunizmin etkileşimi de eklenince ikilemler arasındaki görüş farklılıkları daha da derinleşmiş ve mevcut sistemi tehdit eder hale gelmişti.
Giovanni ARRİGHİ; şu konulara değinmiştir. 1789’dan 1945’e kadar, çetin koşullarda uzun bir örgütlenme çalışması yapılmış, gayretler iktidarı toplumsal dönüşümü gerçekleştirmek için kullanma hedefine yönlenmişti.
1945 sonrasında ise sistem karşıtı hareketlerin iktidara gelişi,başlangıçta
güçlü bir halk desteğiyle birtakım önemli reformların gerçekleştirilmesine olanak vermişse de, zamanla hemen hemen bütün dünyada, toplumsal eşitlik, siyasi özgürlük ve uluslar arası dayanışma gibi üç alanda derin bir düş kırıklığına yol açmıştır.
Sistem karşıtı hareketlerin bunalıma dönüşme nedeni, tartışmalı olan
“eskiler” in stratejilerinin yerine ‘’ yeniler ‘’ güvenilir bir alternatif strateji keşfedememiş ve dolayısıyla örgütlü ve kalıcı bir kitle desteğini seferber etme yeteneğini gösterememesidir.
1945’den sonra bunalımdan çıkmak için siyasal ve sosyal hareketlerin gündemine daha demokratik ve nispeten daha eşitlikçi bir düzen getirmek için dört hedef konulmuştur. Bunlar;
1. Hareketlerin kitle tabanının ve hatta kadrolarının yeniden siyasallaşmaları,
2.Toplumsal dönüşüm süreçlerini kavramak için yeni bir kavramlar (konseptler) sisteminin oluşturulması,
3.Sistem karşıtı hareketlerin bir dünya hareketler ailesi içinde birleştirilmeleri,
4.Hareketlerin kendi küçük dünyalarında yaşamaya son vermeleridir.
Yazar Andre Gunder FRANK’a göre Marksizm’in gücü yalınlığına dayanıyor ve üç ilkeyi temel alıyor. Bunlar;
Sermayenin sınırı, sermayenin kendisi olması,
Uzun vadeli ve büyük ölçekli toplumsal değişimin konularının ve yapısal eğilimlerin kişileşmeleri, ekonomik olanın, kültürel ve siyasal olana üstünlüğüdür.
Marksist model; iktidar mücadelelerini, iktidar için her türlü iradeyi dışlayan, ve sınıf mücadelesinin basit bir yansımasına ya da dile gelmesine indirgemektedir.
Amerika hegemonyası ve uluslar arası işçi hareketinin yeniden biçimlenmesini inceleyen Immanuel WALLERSTEİN tarafından;
İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda Amerikan stratejisinin anlamlı yönlerinden biri, “sömürgeciliğe son verme”ye ve egemen devletler sisteminin yaygınlaşıp pekişmesine destek olması olarak görülmüştür.
Amerikan stratejisinin önemli bir ikinci yanı da, emek dünyasının toplumsal iktidarına karşı alınacak tutumda yatmasıydı. İçeride tanınmalı ve hesaba katılmalı, dışarıda ise yaygınlaşmasına elverişli koşullar yaratılmalıydı. Diğer bir husus Birleşik
Devletler’in dünya önünde yallnızca kapitalizmin değil, aynı zamanda emek dünyasının da çıkarlarının temsilcisi olarak kendini ilan etmesi ve gerçekten de böyle
algılanabilmesi anlamına geliyordu.
Amerikan işçi hareketi basit bir biçimde, genel Anglo-Sakson modelinden kaynaklanan ve amaca yönelik hareketin önceliği ilkesine uyan bir hareket olarak ele alınmıştır.
Diğer yandan Proleterler, sermayeyi değerlendirmek üzere değişken bir güce sahip olmanın ötesinde bir özelliğe sahip bulunmayan farklılaşmamış bir kütle olarak sermayeye karşı başkaldırmışlardır. Bir takım marjinalleşmiş ülkelerin globalleşme sistemi içinde, akıllı bir biçimde katılmak koşuluyla, adım adım yükselebilecekleri belirtilmiştir.
Ayrıca globalleşme sonucu gerek Doğu, gerekse Güney ülkelerinde demokrasi isteminde gözle görülür bir yükseliş meydana geldiği vurgulanmıştır.
Bunlara ilave olarak Fransız Devrimi’nden sonra aşılmış olduğu sanılan ancak kendilerini yeniden ifade eden toplumsal hareketler ortaya çıkmıştır.
Toplumsal hareketler; bir siyasal kurtuluş demokrasisini sağlamak üzere devleti ele geçirmeyi anlayan devrimci ve ulusal kurtuluşçu haraketler yönünde, Ekonomik bakımdan eşitlikçi bir demokrasi sağlamayı gözeten sınıf mücadelesinin öğeleri olan işçi hareketleri yönünde, kardeşliği birleştirmeyi gözeten Markist sosyalizm yönünde meydana gelmiştir.
Gelecekte Sosyalizm’e doğru muhtemel bir dönüşümün, partiler ya da devletten çok toplumsal hareketlere dayanacağı belirtilmektedir.
Sonuç olarak kitap; bugünkü dünya düzeninden daha iyi bir toplumsal düzenin oluşturulması çabalarına katkıda bulunmak amacı ile hazırlanmıştır.
Her ne kadar temeli itibariyle ortak bir yaklaşımdan hareket ediliyor ise de
dört yazar arasında büyük görüş farklılıkları bulunmaktadır.
Bu görüş farklılıklarının; kapitalizmin tarihsel gelişimini kavrayış tarzı ve tarih boyunca toplumsal olayların oynamış oldukları rolün kavranışındaki farklılıklardan, hareketlerin devlet iktidarının fethi ve şu ya da bu uğruna yürüttükleri mücadelelerin
tarihsel öneminden, toplumsal hareketlerin dönemlendirilmesinden ve toplumsal hareketlerin gelecekteki gelişmelerinin değerlendirilmesinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir.