Etiket arşivi: Aydoğan Vatandaş

Aydoğan Vatandaş Mustafa Aydın Kod Adı Kılıç Balığı

1990 yılların başında soğuk savaşın bitimi ve ABD’nin tek süper güç olarak belirlenmesinden sonra dünyayı yeni bir sistem bekliyordu: Yeni Dünya Düzeni Başkan George Bush ve ekibi tarafından gündeme getirilen Yeni Dünya Düzeni 50 yıl dünyada hakim olan çift kutuplu dengenin ABD lehine dönüşmesini öngörüyordu. Bu sistem çerçevesinde tartışmalar sürerken yeni düzenin efendisi olan Birleşik Devletleri kimin yöneteceği gibi karmaşık ve spekülasyona açık bir soru ortaya çıktı.
11 Eylül saldırısı ile Amerikan kamuoyu fena halde sarsıldı. Herkesin kafası karışıktı ve bu saldırının içeriden mi yoksa dışarıdan mı planlandığı konusunda tartışmalar yapılmaya başlandı. Tam bu olay olmuştu ki bazı araştırmacılar kamuoyunun o dönemde pekte önemsemediği, Demokrat Parti’den başkanlık seçimi için aday adayı olan Lydon La Rouche’yi gündeme getirdi. 11 Eylül’den kırk sekiz gün önce sıra dışı bir iddia olarak kabul edilen ve La Rouche’ye ait olan bir kehanet, sonraları bir çok münakaşaya öncülük etti. La Rouche, ABD içerisinden bir grubun III. Dünya Savaşını çıkarmak için bir takım hazırlıklar içerisine girdiğini söyledi. Herkesin gözü Usame bin Ladin’deyken o, daha ilk olanlardan itibaren Baba-oğul Bush, Ariel Şaron, Bush’un kabinesindeki şahinler kanadı arasındaki ilginç ilişkilerden bahsediyordu. Bu kitap La Rouche’nin iddiaları yanında konu ile ilgili olarak bir CIA ajanının, özel kuvvetlere mensup üst rütbeli bir askerin, ayrıca Pakistanlı emekli bir istihbaratçının da ilginç iddialarına yer vermektedir. Bunun yanında Gladio ve derin devlet ile ilgili yazıları da kitapta bulacaksınız.
Kitap adını, 11 Eylül olaylarının olduğu sırada vizyonda olan ve konu itibariyle ABD’deki derin devleti anlatan “Kod Adı Kılıç Balığı” isimli filmden almaktadır. Saldırının ve filmin teması birbirini çağrıştırmaktadır.
Bush Ailesi Kurukafalar Örgütüne Üye
Bush ailesinin üç kuşaktır aktif bir şekilde üye olduğu, merkezi Yale Üniversitesi’nde olan Skulls and Bones Society (SBS) adlı örgütün diğer Masonik örgütlere nazaran ABD’nin en etkili kuruluşu olduğu belirtiliyor. Körfez Savaşı ve 11 Eylül’ün anlaşılabilmesi bu örgütün iyi bilinmesi gerekiyor. Yeni Dünya Düzeni’nin temel ideoloji merkezlerinden biri olan bu örgüt yılda 15 erkek üye kabul ediyor ve mevcut üyeleri ülkenin en kritik noktalarına yerleştiriyor. Örgüte üye olabilmek için beyaz, Anglosakson ve Protestan olma şartı aranıyor. Örgüt işleyiş olarak mason localarına çok benziyor.
11 Eylül Saldırılarındaki Şüpheler
11 Eylül 2001’deki tüm dünya kamuoyunu şoka sokan saldırılar yerel saatle 8:48’de meydana geldi. Dünya Ticaret Merkezine gerçekleştirilen ilk saldırı Boing 767 tipi yolcu uçağının Los Angeles’e gitmek üzere havalandıktan sonra, Dünya Ticaret Merkezi’nin ikiz gökdelenlerinden birine çarpmasıyla gerçekleşti. Bu saldırıdan 18 dakika sonra bir başka yolcu uçağı ikinci gökdelene çarptı. Bir saat içerisinde 110’ar katlı iki gökdelen birbiri ardınca çöktü. Daha sonra Savunma Bakanlığı (Pentagon) 9:45 sularında üçüncü bir saldırıya tanık oldu.
Peş peşe gelen saldırıların hemen ardından İsrail ve ABD basını anlaşmış gibi olayın faillerinin İslam Dünyasına mensup kişiler olduğunu belirtti. Ancak olaydan kısa bir süre sonra, saldırıların oluş şekli ve zamanlamaları bazı şüpheleri ortaya çıkardı:
1. Uçaklar kaçırıldıktan sonra, çarpışmaya kadar 30 dakika rotalarından sapmış olarak uçmuşlar ve nedense radarlarca hiç fark edilmemişlerdi. Ayrıca kaçırıldıklarına dair herhangi bir sinyal verilmemişti.
2. Uçaklarda bulunduğu iddia edilen on sekiz terörist oldukça iyi eğitimli ve nereye ne zaman saldıracaklarını iyi bilen kişilerdi. Saldırıları yaptığı iddia edilen kişilerin bu kadar ciddi bir eğitim almaları mümkün gözükmüyor.
3. CIA, FBI ve ABD’nin en esrarengiz istihbaharat örgütü NSA bu saldırılardan nasıl haber alamamıştı. Dünyadaki tüm telefon konuşmalarını süzen ve bazı stratejik kelimeleri duyduğunda kayda geçen “Echelon sistemini” kullanan NSA nasıl faka basmıştı.
4. İlk uçak çarptığında niçin uyanılmadı. Aradan geçen 18 dakika içerisinde gökyüzünde rotasından çıkıp kule ile irtibatlarını kesen uçakların olduğu nasıl fark edilemeyip müdahale edilemedi.
Delil Yok Ama İkna Ederiz
ABD düşmanı çok kolay tespit etti: Üsame bin Ladin. Ladin’in kim olduğu ve Bush’un kardeşi ile nasıl bir ortaklık yaptığı ve Afganistan’da savaşmak için nasıl palazlandırıldığı soruları sakıncalı hale geldi. ABD, elinde çok kuvvetli kanıtlar bulunduğunu ancak bunları kamuoyuna açıklayamayacağını bildirdi. Müttefik devletlerin büyük elçilerine bunların gösterildiği açıklaması yapıldı. Ancak saldırılardan bir ay önce CIA başkanı George Tenet’in: “Üsame bin Ladin bizi atlatacak kadar zeki değil” şeklindeki açıklamaları saldırının failinin Ladin olmayacağı iddiasını kuvvetlendiriyordu.
Yeterli delillere sahip olduğunu söyleyen ABD çok önceleri planladığı Afganistan harekatını başlattı ve bu ülke üzerine binlerce bomba bıraktı. Bu sırada çok büyük bir gaf yapan Bush, terörizme karşı bir Haçlı Seferi başlatacağını ağzından kaçırdı. Sonraları yanlış anlaşıldığını iddia ettiyse de maksadını herkes anlamıştı.
La Rouche’nin iddiaları, eldeki veriler ikiz kulelere yapılan saldırıların Üsame bin Ladin ya da herhangi bir Arap devleti tarafından yapılmayacak/yapılamayacak kadar komplike ve doğurduğu sonuçları itibariyle İsrail’e ayrıca aynı çizgide bulunan ABD içinden bir gruba daha fazla yarar sağlayacağını gösteriyor.
Eski CIA Ajanı Ruppert: 11 Eylül’ü CIA Düzenledi
Eski bir CIA ajanı olan Michael Ruppert CIA’nın böyle bir saldırıyı yıllar önce planladığını ve aşamalı olarak uygulamaya geçirdiğini, Amerikan medyasında yayınlanan 29 makaleyi kanıt göstererek iddia etti. İşte bu makalelerden bazılarının özeti:
1. ABD eski başkanı George Bush, savunma sanayi şirketi Garleye Group adına Suudi Arabistan’a gitti. Kraliyet ailesinin yanı sıra Ladin’in ailesiyle de görüştü. (Wall Street Journal, 27 Eylül 2001)
2. 13 Şubat 2001: Ulusal güvenlik ajansının (NSA), el-Kaide örgütünün haberleşmede kullandığı şifreleri çözdüğü ortaya çıkarıldı. (UPI Haber Ajansı) Dolayısıyla saldırının el-Kaide tarafından yapılması imkansız gözüküyor.
3. 4-14 Temmuz 2001: Ladin, BAE’nin başkenti Dubai’deki Amerikan Hastanesinde böbrek tedavisi görürken CIA yetkilileriyle görüştü. (Le Figaro)
4. 7 Eylül 2001: United Hava Yolları’nın 4744 hissesi borsada satışa çıktı. Hisselerin çoğu CIA direktörü A.B. “Buzzy” Krongard’ın 1998 yılına kadar yöneticisi olduğu Deuttsche Bank/AB Brown tarafından satın alındı. (New York Times)
Nato’nun Gizli Kılıcı: GLADİO
Sovyetlerin dağılmasının ardından Komünizm bloğunun yıkılmasıyla Yeşil Kuşak stratejisi işlevini yitirdi. Batı’nın düne kadar çıkarları uğruna kullanıp desteklediği ülkeler bir anda lanetli bir sınıf oldular. İşin ilginç tarafı bu ülkelerin çoğunun İslam coğrafyası içerisinde yer almasıydı. Dün, Sovyetlere karşı Taliban’ı destekleyenler bugün çağdaş dünyanın en büyük düşmanının bu örgütler olduğunu söylüyorlardı.
NATO’nun direkt mücadele edemediği düşmanlara karşı Gladio yada Süper NATO oluşumlarının etkinlik gösterdiği bir gerçek.
Gladio’nun Hikayesi:
II. Dünya Savaşı ardından Sovyet tehlikesine ve işgal durumuna karşı 1948’de NATO kuruldu. CIA bünyesinde Komünizmle mücadele amacıyla basını, sivil toplum örgütlerini ve sendikaları mali açıdan destekleyerek anti komünist bir propaganda yapıyordu. Gladio bu amaçlarla kuruldu. ABD’nin finanse ettiği bu örgütler bir işgal durumunda sabotaj ve gerilla eylemleri yapacaklardı. Gladio, örgütün İtalya’daki adıydı. Diğer ülkelerde farklı isimlerde kurulan teşkilatın Türkiye’deki ismi Kontrgerilla olarak biliniyor. Örgüt 27 Eylül 1952’de Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu. ABD’nin 1974’teki silah ambargosuna kadar örgütün bu devletten direkt para alarak iş gördüğü biliniyordu. Olayı ortaya çıkaran dönemin Başbakanı Bülent Ecevit oldu.
Türkiye’deki Gladio örgütü 1965’de Özel Harp Dairesi adını aldığında, hala ABD askeri yardım örgütü JUSMMAT ile aynı binada faaliyet yürütüyordu. ÖHD 1991’de tümen seviyesine yükseltildi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldı. ÖHD’nin anti komünist olup olmadığının sorulmasına Korgeneral Doğan Beyazıd, ülkemizin sadece komünist istilaya uğrayacak komşularının bulunmadığını, din ihracından tutun da Yunan, Bulgar tehlikeleriyle de karşı karşıya olduğumuzu, dolayısıyla örgütün anti komünist olmadığını, alanının daha geniş olduğunu ifade etti.
Kontrgerilla Ne İş Yapar ?
Konunun Türkiye’deki en yetkin uzmanı emekli Kurmay Yarbay Talat Turhan, Amerikan FM 31-15 adlı talimatnamenin öz olarak bağlı-bağımlı ülkelerdeki benzer yapılanmaların ruhunu oluşturduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise önce Seferberlik Tetkik Kurulu daha sonra ise ÖHD adıyla, kuruluşun K.K.K. sahra talimatnamesi olan ST 31-15 numaralı yönergeyle düzenlendiğini ifade ediyor: “ FM 31-15 işaret ve Mayıs 1961 tarihli Amerikan Sahra Talimatnamesi tercüme edilerek, ST 31-15 işaret ve Ocak 1965 tarihinde ‘Gayri Nizami Kuvvetlere Karşı Harekat’ adı altında ve Orgeneral Ali Keskiner imzası ile TSK’da uygulanmak üzere dağıtılmıştır.
Talat Turhan bu kuruluşun yaptığı işi şöyle anlatıyor: “ST 31-15 adlı talimatnamede açık ve sinsi gayri nizami faaliyetler arasında; adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm hale getirme, adam kaçırma yoluyla tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinlerin alı konması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yazma, zorbalık, şantaj sayılmakta ve 10. sahife madde 9’da ‘Bir gayri nizami kuvvetin yer altı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir, hem de yaptıkları işlerin kanunsuzluk olarak düşünülmesi mümkün değildir.’
İlk kez İtalya’da deşifre edilen ve bütün dünyada ortadan kaldırılan bu örgüt niçin Türkiye’de feshedilmemiştir ?
Promis:
Amerikan Gladio’sunun pek çok ülkeye sattığı casus bir bilgisayar programıdır. Elektronik ortamda her işlemi bilgi olarak derleyip merkezileştirmeyi amaçlayan bu program sahibinden izinsiz olarak çeşitli ülkelere satıldı. Ancak programa bir de virüs eklendi. Böylece programı kullanan her ülkedeki gizli bilgiler ABD istihbaharatına açılacaktı. Bu program Türkiye’ye de satıldı. Bu program ile ilgili çok ciddi iddialar ortaya atıldı. Kurulduğu birimlerdeki (İstihbarat dış işleri, emniyet, silahlı kuvvetler, maliye, hazine, Merkez Bankası) bütün bilgileri “arka kapı” yöntemiyle “merkeze” ulaştıran promis programının resmi raporlara göre, Dünya Bankası ve IMF tarafından İsrail’e de kullandırıldığı iddia edilmektedir. Bu sayede MOSSAD’ın ilgilendiği dünyadaki bütün bankaların borçları, zararları ve açıkları ile ilgili tüm bilgiler İsrail’e ulaştırılmaktaydı. AB, bu program vasıtasıyla mahremiyetine girmeye çalışan bu oluşuma tepki göstererek Dünya Bankası ile ilişkilerini en alt seviyeye indirdi. ABD’nin bu program ile hedef ülkelerin banka sistemlerini istediği an kitleye bildiği ve kontrollü mali krizlere yol açabildiği ileri sürüldü. Türkiye’ye de satıldığı söylenen bu program sayesinde ekonomik krizlerin yaşandığı ve ileride de yaşanabileceği dedikoduları tüm kulislerde konuşulmaktadır.