Etiket arşivi: Abdulbaki Gölpınarlı Kitapları

Abdulbaki Gölpınarlı Yunus Emre

İçli ve özlü şiirleriyle asırlar boyunca Türk halkının fikir hayatında etkili olan, Türk edebiyatının kurulup gelişmesinde önemli bir katkısı bulunan Yunus Emre’nin yaşayışı, halk tarafından destanlaştırılmıştır.
Yunus, Porsuk Çayı’nın Sakarya’ya döküldüğü yerde bulunan Sarıköy’de doğmuştur. Çocukken mektebe verilmiş, ama, alfabeyi bir türlü sökememiş, elif be derken bir gün kocasına;
Elif okuduk ötürü
Pazar eyledik götürü
Yaratılmışı hoş gördük
Yaratandan ötürü deyip mektepten çıkmıştır.
Köyünde, çiftiyle çubuğuyla meşgul olan Yunus, kıtlık olduğu bir yıl pek bunalmıştı. Kırşehir’e yakın Sulucakaraöyük’de Hacı Bektaş Sultan denilen pir’in kendisine başvuranlara buğday verdiğini duymuş. Yunus da, Hacı Bektaş’a başvurmaya karar verip Sulucakaraöyük’e gider. Boş giden boş çıkar deyip dağlardan alıç toplar ve dergaha gider. Hacı Bektaş’a Yunusun geldiğini ve alıç getirdiğini söylerler. Yunusun bu davranışı Hacı Bektaş’ın pek hoşuna gider ve bir dervişle “Buğday mı ister himmet mi” diye haber yollar. Yunus “ben himmeti ne yapacağım bana buğday lazım” der ve hurcunun aldığı kadar buğdayı alır yola düşer. Fakat “himmet alsaydım buğdayda bulabilirdim” der geri döner, Hacı Bektaş’a “buğdayları boşaltsınlar sen bana himmet ver” der. Hacı Bektaş “o geçti o ihsanın anahtarını Tapduk Emre’ye verdik, git nasibini ondan al” diye cevap verir.
Yunus, Tapduk Emre’ye gidip derviş olur. Kırk yıl hizmet eder, tekkesine odun taşır. Fakat bu kırk yıl içinde bir kere bile eğri odun götürmez tekkeye ve sebebini soranlara “bu kapıdan içeriye odunun bile eğrisi giremez” der. Yunusun bu içten bağlılığını gören dervişler, “Yunus şeyhin kızını seviyor da onun için bu kadar canla başla hizmet ediyor” der. Şeyh bunları da yalancılıktan kurtarmak için kızını Yunusa verir. Fakat Yunus, ben şeyhimin kızına layık değilim diye ömrünün sonuna kadar kıza dokunmaz.
Yunus, Tapduk Baba’ya hizmet ederken bir türlü olgunluğa erişemediğini görür canı sıkılır ve tekkeden kaçar, yolda birkaç dervişe rastlar, onlarla yoldaş olur. Akşam olunca, dervişlerden biri dua eder; Tanrı gayb aleminden bir sofra gönderir, yer içerler. Ertesi akşam öbür derviş dua eder, sonunda sıra Yunus’a gelir. Yunus, ellerini kaldırıp “Tanrım bende bir ilerleme yok, yalnız sen benim yüzümü bunların yanında kara etme. Bunlar, kimin yüzü suyu hürmetine senden yemek istiyorlarsa, lütfen, o kişinin hakkı için yemek gönder” diye dua eder. O akşam, her akşamkinden fazla ve iki sofra dolusu yemek gelir. Dervişler, kimin hürmetine dua ettin diye Yunus ’a ısrarda bulunurlar. Yunus, “önce siz söyleyin” der. Onlar da “biz Tapduk Emre’nin dervişi, Yunus Emre yüzü suyu hürmetine dua ediyoruz” diye cevap verirler. Bu sözü duyan Yunus, olgunluğa erişmiş olduğunu, fakat kendisinin bunu bilmediğini anlayıp, derhal döner ve sabaha karşı Tapduk Emre’nin tekkesine gelir, şeyhin karısı Ana bacıya, kendisini affettirmesini rica eder. Ana bacı “sen kapının eşiğine yat, şeyh namaza çıkarken ayağı sana dokunur ve kim bu diye sorar, ben Yunus derim. Bizim Yunus mu derse anla ki gönlünden çıkmamışsın, hemen ayaklarına kapan af dile. Yok eğer hangi Yunus derse, anla ki gönlünden çıkmışsın artık derdine derman ara”. Tapduk’un gözleri görmezmiş. Yunus Ana bacının dediği gibi yapar. Tapduk “bizim Yunus mu” diye sorunca ayaklarına kapanır. Tapduk, Yunus’u affeder, ama “kendi mertebeni öğrenmeden bana inanmadın, canını vermen gerek, asamı atacağım, ardından git, nereye düşerse orada Tanrı’ya kavuş” der ve asasını atar. Asa Yunus’un doğduğu köye düşer. Yunus da oraya gidip yere başını koyar, Hakka kavuşur.
Yunus’un son zamanlarda Sarıköy’deki mezarı açılmış, çıkan kafatasına göre, uzmanlar Yunus’un dahi bir adam olduğunu, iskeletin takriben altı asırdan önceye ve seksen yaşlarında ölmüş bir adama ait olduğu söylenmiş ve bu nedenle eski kaynakların rivayetlerinin gerçek olduğu ortaya çıkmıştır. Mezar, geniş bir bahçe içine alınmış, giriş kapısına, Yunus’un bir mısrasındaki “sevelim sevilelim” sözü, mezarın altındaki çeşmeye “Hak’dan inen şerbeti içtik elhamdülillah” mısrası işlenmiş, kemiklerinin konduğu tabut da resmen ilan edilmediği halde, yirmi binden fazla bir halk kütlesi tarafından kucaklanarak yeni mezarına gömülmüştür.
Özlü ve bilgiyle genişleyen güçlü bir görüş ve anlayış yeteneği, bu yeteneğin verdiği çağrışım ve hayal gücü, tasavvufla gelişen hoşgörülü, insani ve ileri bir dünya görüşü, nihayet sanatını halkın hizmetine ve yararına sunduğu için halk ifadesini benimseyiş ve en güç şeyleri bile rahatça ve halk diliyle anlatış. İşte Yunus’un sanatındaki sır ve işte onu ebedileştiren gücün sırrı…
Yunus hiçbir zaman halk şairi değildir. O okumuş, yazmış zamanının bilgilerini hazmetmiş, zahiri bilgi kendisini tatmin etmediği için tasavvuf yoluna girmiş, çiğken pişmiş, olmuş, mecazi aşktan gerçek aşka, ölüm korkusundan ebediliğe, ilimden irfana, şeriattan hakikate, mücahededen müşahedeye, kulluktan tanrılığa ulaşmış tam bir insandır. Halktan ve hayattan ayrılmayış onu yaşatan ve halk şairi olmadığı halde halkın şairi yapan sırdır. Ondaki ölüm şiirleri yalnız kaza ve kaderi, yalnız eceli ve ahireti belirten cansız ve basmakalıp sözlerle örtülmemiştir canlı birer hakikattir. Tanrı’ya yönelirken duygusunu duyduğu gibi nakleder. Dervişliği gördüğü bildiği ve duyduğu gibi anlatır. Sevgilisi ayın on dördüdür sanki. Sıfatının arılığı bulgura nohuta benzer.
Gurbeti anlatırken öyle garibim ki der ölürsem üç gün sonra duyarlar da bir garip ölmüş derler, soğuk suyla yıkarlar beni. Kah yeller gibi eser Yunus, kah yollar gibi tozar, kah seller gibi akar, çağlar dertli yüreciğini dağlar. Dostu rüyada görür, uyanır, melal olur. Yunus bu güzel sözleri çatmada sanki balı yağa katmada diye övünür. Dünya geçimini anlatırken verdiği öğütler de yolunun ve inancının birer formülüdür. Yetmiş iki milleti bir görür, din tamamlanınca sevginin doğacağını bildirir. Kendine yapılmasını istediğin şeyi halka da yap der, eğer varsa dört kitabın da manası budur, bundan ibarettir.
İşte halk şairi olmadığı halde, halkın şairi olan Yunus’un sevilişinin yayılışının ve yaşayışının sırrı, işte onun içtiği ab-ı hayat, halk sevgisindeki, halktan ayrılmayıştaki yaşatıcı iksir.
Hayatından ve sanatından kısaca bahsedilen kitapta Yunus’un divanındaki 356 şiirinden 132 tanesi yer almaktadır.