İhsan Dinç Cengiz Han

Cengiz Han hakkında bilinen en iyi kaynak ölümünden hemen sonra ele alınan “ Gizli Tarih “ tir. “Gizli Tarih” bir destan gibidir. Olaylar folklör unsurları ile desteklenmiş ve güzelleştirilmiştir.Cengiz Han, Atilla, Sezar, Büyük İskender gibi, dünya tarihine mal olmuş büyük fatihlerden birisidir. Asya bozkırlarında vücuda getirilen son büyük imparatorluğun kurucusudur. 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarında kurulan bu imparatorluğa “Moğol” hatta Türk-Moğol İmparatorluğu denilmiştir.1227’de Cengiz Han öldüğünde, imparatorluğu Yakındoğu ‘dan Sarı deniz’e kadar uzanıyordu. Halefleri de bugünkü İran, Irak ve Güney Rusya’yı da fethettiler.
Cengiz Han tarihçiler tarafından acımasız bir fatih olarak bilinir.Bozkırların acımasız kuralları onun faaliyetlerini belirliyordu. Moğol İmparatorluğu, ülke sınırları kaldırarak, aralarında kültür ve mal varlıklarının değişimini sağladı.
National Geographic yazarlarından Mike Endwards’a göre Cengiz Han, Moğol korkusunu yaratan başlıca kişidir, ama aynı Cengiz Han Moğol gururunu da yaratmıştır. Moğol İmparatorluğu Roma, Osmanlı ve Britanya İmparatorluklarından daha geniş olmuştur. Ancak Moğol İmparatorluğu’nun ömrü, bu üç imparatorluğun ömürlerinden daha kısa olmuştur. Moğollar göklerin hükümdarı Tengri’ye inanırlardı.
Cengiz Han’ın yaşadığı 13. yüzyıl tarihte en çok savaşın görüldüğü dönemlerden biriydi.
Moğol İmparatorluğu’nun baş döndüren başarılarının temelinde Cengiz Han’ın “Cengiz Yasası” ile anılan yasaları vardır. Bu yasaların özünde katı bir ahlak ve disiplin anlayışı vardır. Moğol İmparatorluğu’nun basit ama çok iyi düzenlenmiş bir asgari örgütü vardı. Atlı birlikleri10,50,100,1000,10000 kişilik kıtalardan kurulmuştu. Askerlerin başarıları hemen ödüllendirilirdi.
Moğol ulusunun kökeninin Meng-ku adında bir kavimden geldiği bilinmektedir. Meng-ku’ların Tatarlar ile ortak yönleri çoktu. Tatarlar savaşçıydı ve avcılık ile geçiniyorlardı, ülkelerinde demir bulunmuyor kemikten ok yapıyorlardı. Çinliler onlarla ticaret yapıyordu, ancak onlara demir sağlanmasını yasak etmişti. Bu yasak Çinliler açısından mantıklıydı , çünkü 1071’de yasağın kaldırılması ile Tatarlar demir aldılar ve geniş miktarda askeri malzeme üreterek güçlendiler.
Moğol toplumunda soylu aileleri çok eşliydi ve bazı kavimler arasında geleneklere dayanan evlilikler oluyordu. Ancak uzun yolculuklarda görülen olaylar, göçebelerin daha değişik biçimlerde evlenmelerine yol açıyordu. Göçebeler arasında kadın kaçırma adeti vardı.
Temuçin (Cengiz Han’ın gençliğindeki lakabı), yetişme çağında iken, başından geçenlerden çok şeyler öğrendi. Soylu bir aileden geldiği halde sade yaşamayı, akrabalarının ne kadar vefasız olduklarını ve gerçek sadakat ve dostluğun kavimin dışındada bulunabileceğini öğrendi. Temuçin’in bütün gençlik hayatı belalarla geçti, ancak her seferinde himayeci bir ruh imdadına yetişiyordu. Tatarların babasını öldürmelerinden sonra kavim dağıldı, aile içi düşmanlıklar çevresinde kol geziyordu; onun ilerideki gücünü sezen düşmanları doğmakta olan gücü yok etmek istiyorlardı. On yedi yaşına kadar sefil bir hayat sürdü, tek mal varlığı hasta bir kısraktı, Kayalarda saklandığında da köklerle besleniyordu.
Temuçin yaşantısının bu zor döneminde onu ileride Moğolların Büyük Han’ı yapacak olan meziyeti gösterdi. Cesareti sonsuzdu ve en zor durumlardan bile kurtulmayı biliyordu.Temuçin’in bozkırlarda ünü yayıldı ve ona hayran olan gençler kendisine katılmakta gecikmediler. Temuçin, on sekiz yaşında, çeşitli kavimlerden gelen üç yüz atlıya hükmediyordu. Bunların arasında okçu Cebe, ileride Poloya Kralı Henri’yi Breslav ‘da ezecek olan Subutay ve sadık Cemle Temuçin’in yükselip Cengiz Han olmasını sağladılar.
Temuçin’in hırslı bir kişiliği vardı,annesi gibi o da güçlü olmak istiyordu. Güçlü olmak için de kendini himayesiz bir yabancı gibi görmek istiyordu.
Cengiz Han’ın İmparatorluğu, Baykal Gölü’nden, Çin Duvarı’na kadar uzanan bir milyon kare genişliğinde bir alandı. Cengiz Han, imparatorluğunu kurmak için çok az sayıda askeri kuvvet kullandı. Cengiz Han başarısını adamlarının cesaretine, bağlılığına borçluydu. Adamlarını,verdikleri hizmetten dolayı ödüllendirdikten sonra bozkırlarda yeni bir düzen kurmak için hazırlıklara başlardı. Göçebelerin kurdukları devletler, iç karışıklıklar sonucunda yok olmuşlardır.Dışarıdan gelen saldırılara karşı koyamamışlardı.Cengiz Han “bin “ kişilik birliklerini eski silah arkadaşlarının emrine verdi. Bunların da seçimi kavimler hiyerarşisindeki doğuştan gelen imtiyazlara göre değil, daha önce verdikleri hizmete göreydi. Birlik komutanlarının çoğu halktan geliyordu. Çoban, at yetiştiricisi, halıcı, demirci gibi Cengiz Han aynı zamanda birlik komutanlarını farklı kavimlerden seçerek, tek bir kavim de yetkilerini toplanmasını engellemiş oluyordu.
Cengiz Han, en üst rütbeli komutanlarından, en sıralı askerlere kadar körü körüne itaat bekliyordu. Olabilecek komploları önlemek için ordu komutanlarının bir araya gelmelerini engelliyor, yönetimi sağlamak için de sorumlulukları iki komutan arasında bölüyordu. Fethettiği ülkelerde de benzer ortak komutanlık ilkelerini uyguluyordu. Eski asil sınıfına mensup olanlara “Noyan” unvanı verildi (halkın efendisi). Komutanları kardeşleri ve oğulları da rehine niyetine muhafız alayına dahil edildiler . Cengiz Han, idarecilerini muhafız alayından seçmekte özen gösteriyordu. Bu seçme birliğin adamlarının sayısı 10000 civarındaydı. Cengiz Han en çok bu birliğe güveniyordu.
İmparatorluğun tek birisi tarafından idare edilemeyeceğini anlayan Cengiz Han yarım-kardeşi Belgutey’i Devlet bakanlığına ve Büyük yargıçlığa atadı. Cengiz Han, Belgutey’e hırsızlığa izin vermemesini, idam edilmeyi hak edenlere acımamasını ve ödüllenmesi gerekenleri de ödüllendirmesini emretti. Moğollar Uygur alfabesini ancak 1206’da uygulamaya başlamışlardı, dolayısı ile yazıya dayalı uygulamalar ancak o tarihten sonra başladı. Bütün uygulamalar, yazılı olarak “Büyük Yasa” adında bir kitapta toplandı.
Cengiz Han artık genç değildi ve batıdaki seferinden çok yıpranmıştı, henüz yapmak istediklerini bitirememişti ve inanılması güç bir rivayete göre ölümden korkuyor ve ölümsüzlüğün sırrını arıyordu.Cengiz , yaşı Taocu bir bilge olan Çangçung’un ölümsüzlüğün sırrını bulduğunu öğrenince, onu yanına getirtti. Çangçung söylenildiği gibi gibi 300 yaşında değildi, ancak 70’in üstündeydi. Çangçung Cengiz Han ile Hindikuş Dağlarında görüştü.Cengiz yaşlı Taocu bilgeden ölümsüzlüğün sırrını sağlayan ilacı istedi. Çangcung, Hanın bu isteğine cevap olarak insan hayatını koruyan ilaçların bulunmasına karşılık, insan ömrünü uzatan bir ilacın bulunmadığını söyledi, Cengiz Han hayal kırıklığını belli etmemeye çalıştı.Bilgeye çok saygılı davrandı ve onun ile bir çok kez görüşmeye devam etti. Cengiz Han’ın ölümsüzlük iksirinin peşinden koşması, onun gibi başkalarının hayatı hakkında bu kadar kolay karar veren bir insan için büyük bir çelişkidir. Bu çelişkinin en fazla farkına varan oğlu Çoşi olup, bunu da şu sözlerle dile getirdi; “Cengiz Han bunca insan öldürdüğü ve bu kadar ülkeyi yıktığı için çıldırmış olmalı”.
Çoşi sonradan bir plan kurdu. Babasını avlanırken öldürecek, Hamzerşah ile anlaşacak, halkı harekete geçirecek ve Müslümanları destekleyecekti. Çağatay ve Ögedey kardeşler Çoşi ile anlaşamıyorlardı. Çağatay Cengiz Han’a, Çoşi’nin planları hakkında bilgi verince, o da Çoşi’yi gizlice zehirletti. Çoşi’nin ölümü hakkında farklı rivayetler olmasına rağmen, imparatorluğun birliğini tehdit ettiği doğrudur.
Cengiz Han’a gelince, ölümsüzlüğün peşinde koşarken bile, oğlunun ölüm emrini vermek zorunda kalması acı bir çelişkidir. Ölümsüzlüğün sırrını arayan Cengiz Han’ın , ne yazık ki aldığı kararların çoğu birilerinin ölümü ile sonuçlanıyordu.
Cengiz Han artık iyice yaşlanmıştı ve ölüm vaktinin geldiğini hissediyordu. Oğullarına yaptığı son konuşmalardan biri şöyle oldu: ”Hastalığım tedavi edilemeyecek kadar ilerlemiş durumda ve biriniz tahtı ve devletin gücünü koruyacak ve bu kadar sağlam temelleri olan bu yapıyı yayacaktır…
Eğer, bütün oğullarım Han ve yönetici olmak isterlerse ve birbirlerine düşman olurlarsa, bu tek başlı yılanın çok başlı yılana karşı olan üstünlüğüne benzer” ( Cengiz Han burada, eski bir Moğol efsanesinden söz ediyor. Bu efsaneye göre çok başlı yılan arabanın altında kaldı, çünkü her baş ayrı bir yere gitmek istedi, tek başlı yılan ise kurtuldu çünkü bütün kuyruklar tek bir başı takip ettiler).
Cengiz Han sözlerini bitirince, oğulları yazılı olarak Ögedey ve haleflerin Han seçtiklerini bildirdiler.Cengiz Han’ın son seferi de bir kan banyosun da bitti. Cengiz Han, Tangut seferinden hemen sonra, 1227 yılının Ağustos ayında öldü. Cüveyni’nin naklettiği bir rivayete göre, Tangutların kralı, yaralarından süt gibi ak kan aktığı taktirde, Cengiz Han’ın da üç gün sonra öleceğini bildirdi. Bunu ciddiye alan Cengiz Han, gücünü kaybetti ve Tangut Hükümdarının idam edilmesinden üç gün sonra öldü. Bir başka rivayete göre Tangut Kralı Cengiz’e şöyle demişti : “ Eğer beni öldürürsen bedenin acı çekecek ; eğer beni öldürmezsen sana bağlı olanlar acı çekeçek”. Cengiz Han’ın kişilik yapısı çok ilginçtir.Cengiz Han yeni imparatorluğun yapısında “Nökör” denilen düzeni tercih etti. Bu düzende yemin edenler kendisini himaye edenlere bağlı kalıyorlardı. “Nökör” düzeninde ihanet kesinlikle ölümle sonuçlanıyordu. Cengiz dostlarına karşı cömert ve hoş görülü olduğu kadar, düşmanlarına karşı acımasız ve zalimdi. Göçebelerin adalet anlayışının temelinde öç alma düşüncesi vardı ve düşünce kuşaktan kuşağa geçiyordu.
Cengiz Han , ölümüne kadar öc alma duygusundan vazgeçmedi Tangutların başı Cengiz Han’ın Sultan Muhammed ‘e karşı düzenlediği seferinde kendisine asker yardımında bulunmamıştı. Cengiz Han ölüm döşeğine düşecek kadar hasta olmasına rağmen Tangutlara karşı seferine devam etti. Tangutların başının öldürülmesinden sonra şunları söyledi ”Cenazesinde bütün halkın nasıl öldüğünü , nasıl katledildiğini ve yok edildiğini anlatacaksın ”
Cengiz Han yendiği düşmanlarına karşı cömert davranmıyordu. Alparslan’ın Romen Diyojen’e veya Selahattin Eyyubi’nin arslan yürekli Richard’a gösterdiği saygıyı yendiği düşmanlarına göstermedi.
Cengiz Han yaşantısında çok büyük çelişkiler görülür. Gerektiğinde kaçmaktan çekinmediği gibi bir çok tehlikenin içerisine de dalmıştır

Ailesinin atlarını çalan akıncıların peşinden tek başına gider ;yabancı bir ülkeye sadece birkaç kişinin refakatinde akınlar düzenler, genç yaşında bir çok savaşa katılır.
Cengiz Han’ın savaşlardaki başarısı kendi cesareti kadar etrafında topladığı adamların bağlılıklarına ve özverilerine bağlıydı.
Cengiz Han bir çok savaşta, dostları sayesinde kurtulmuştur. Naymanlara karşı yürüttüğü seferinde, yanında yalnız yedi kişi vardır. Bu yedi kişiden birisi, bir baskın sırasında, atını Cengiz’e verir ve düşmana karşı savaşarak ölür.
Cengiz Han askeri planlarında tehdit unsurunu stratejik bir silah gibi kullanıyordu ve çok sert şekilde kanunları uyguluyordu.
Cengiz Han, koyduğu yasaların ihlal edilmesi durumunda olacakları şu sözler ile özetlerdi: “ Eğer ileride dünya ya gelecek olan büyük askeri önder ve hükümdarlar, yasalara bağlı kalmazlarsa o vakit devletin gücü sarsılır ve biter, artık istedikleri kadar Cengiz Han’ı arasalar bile onu bulamazlar”
Cengiz Han gençliğinden beri dağınık halde bulunan Moğol kavimlerini birleştirecek bir yasa arayışındaydı. İmparator olduğunda da bu yasayı uygulamaya başladı. Yasalar Uygur yazısı ile yayınlandı. Cengiz Han bütün yasaları ” Yasaların Büyük Kitabı “ adında bir eserde toplandı.
Bugün bu yasaların çoğu kaybolmuştur.Moğol İmparatorluğu savaşların sonucunda oluşmuştu ve Cengiz Han’ın gücünü yaratan temel unsur askeri birlikleriydi. Bu nedenden dolayı Cengiz Yasalarının çoğu askeri düzen ve disiplin hakkındaydı. Savaştan kaçmak veya yaralanan bir savaşçıya yardımcı olmamak ölüm ile cezalandırılıyordu. Yasalardan birisine göre “ Eğer bir savaştan 999 kişi ölüp de birisi sağ dönerse oda diğerleri ile kalmadığı için öldürülecektir bunun bir istisnası vardır, bir zafer ile dönmesi”.
Moğol ordusunda herkes aynı disiplinin altındaydı. Eğer bir komutan hata yaptığı taktirde ne kadar uzakta olursa olsun bir elçi onu bulacak ve hakanın kendisine verdiği cezayı uygulayacaktı. Bu cezalar komutandan bir miktar altın almaktan, başını istemeye kadar gidebilirdi. Ordunun temel dayanağı başarıydı. Başarısız komutan görevinden alınıyor. yerine emrindeki kişi bile atanabiliyordu.
Cengiz Han dini uygulamalara önem veriyor ve bütün inançlara saygı gösterilmesini yasalarla beliriyordu. Bazı yasalarında mantıkla ilgisi yoktu. Örneğin bahar ve yaz aylarında suya girildiğinde fırtına çıkacağına inanıyordu, elbiselerinde yıkanılmasına izin vermiyor, onların kişilerin üstünde eskitilmeleri gerektiğine inanıyordu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>