Tutum Seçimler Shad Helmstetter

Gün boyunca içinizde duygular yaratan pek çok şey olmasına rağmen, bir şey hakkında ne ‘hissettiğinizi’ bir kez bile bilinçli olarak düşünmeksizin bütün bir günü geçirmek mümkündür.
Davranışınız yaptığınız eylemler hakkında bilinçli olarak bir kez bile düşünmeksizin bütün bir günü geçirmek de mümkündür. O anda yalnızca, çevrenizde ve kendi içinizde olanlara son derece normal, her günkü gibi tepki veriyorsunuz.
Bu oluşurken, beyniniz yavaşlayıp, şimdi ne yapacağını söylemenizi beklemez. O sadece son hızla ilerler ve ona ulaşan her sinirsel dürtüye ve duruma, sayısız dosyalarını araştırarak, uygun eylemi veya tepkiyi belirleyerek eyleme geçerek, duyguyu yaratıp, düşünceyi akla getirerek ve duruma kumanda ederek tepki verir. Beyniniz tüm bunları, siz farkında bile olmadan yapar.
Bu yüzden beynimize her an ne yapması gerektiğini söylemeye ihtiyacımız yok. O işini büyük ölçüde bizim bilinçli bir müdahalemiz olmaksızın gayet iyi yapar. Fakat bu aynı zamanda işlerin çoğu zaman istediğimiz gibi gitmemesinin de nedenidir.
Beyniniz – Otomatik Pilotunuz
Bu olay adeta uçağımızı otomatik pilota bağlayıp geriye yolcu bölümüne geçip güzel rahatlatıcı bir şekerleme için bir koltuğa kurulmaya benzer. Bunu yaptığınızda otomatik pilotu kullanan bilgisayarı kontrol eden programların doğru programlar olduğunu yalnızca umabilirsiniz. Ne yazık ki büyük sıklıkla otomatik programlar hiç de doğru programlar değildir.
Tutum Seçimleri
Tutum seçimleri bir şey hakkında nasıl hissettiğinizle ilgilidir. Kökeninde perspektif yani olaylara nasıl baktığınız yatar. Yaşamdaki olayları görüş tarzınız ve onlarla ilgili duygularınız bir seçim meselesidir.
Tutumlarınızın inançlarınız tarafından yaratıldığı doğrudur. Fakat bu programlarınızı şu andan itibaren kendinizin yapacağınız yeni tercihlerle değiştirebileceğiniz gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden herhangi bir şey hakkında ne hissettiğiniz daima sizin seçiminizdir.
İyi Bir Tutuma Sahip Olmak Gerçekten Ne Anlama Gelir
Tutum seçimleri tabii ki yalnızca kötü haber almak gibi bir şey hakkında nasıl hissettiğimizle ilgilenmez. Herhangi bir şey hakkında hissettiklerimiz bir tutum tercihidir.
Dış görünüşünüz hakkında ne hissediyorsunuz? Bu günkü hava hakkında duygularınız nelerdir? Kullandığınız araba? Yaşınız? Bankada olan ya da olmayan paranız? Gelecek hafta sonu yapacaklarınız? Telefonda son konuştuğunuz kişi?
Her şey hakkında iyi bir tutuma sahip olduğu görülen birisiyle karşılaştığınızda mesele yalnızca bu değildir. Bu kişi sadece tek tek bir çok konuda 0iyi bir tutuma sahip olma konusunda pek çok bağımsız seçim yapmıştır olaylara olumlu ve faydalı bir gözle bakma konusundaki bireysel seçimler bir araya toplanır ve bireyin olumlu bir tutumu olduğunu bize anlatan kişilik özelliğini yaratır.
Tutumumuz olarak adlandırdığımız bu kişilik nasıl hissettiğimiz konusunda yaptığımız veya yapamadığımız bütün seçimlerin toplamıdır.
Beynimize her zaman herhangi bir şey hakkında sizin nasıl hissetmeyi seçtiğinizi söylemek mantıklı gelir. Geçmişe ait programlarımız derin ve güçlü olsa bile içinizde bu eski tutum programlarını net bilinçli kararlı seçimlerle değiştirme yeteneği var.
Üzeri açılan kırmızı spor arabalardan kararlı bir şekilde hoşlanmayan arkadaşı hatırlıyorum bu hoşlanmama duygusu bu arabalardan birini kullanan hanımla çıkmaya başlayana dek sürdü hiç belli bir yiyeceği sevmeyen ama kendi.sine başka bir şey olarak sunulunca bilmeden ondan hoşlanan birini tanıdınız mı.yani bundan da anlıyoruz ki durumlar nötr dür; tutumunuz değildir

Cevdet Bey ve Oğulları Orhan Pamuk

Nişantaşı’lı bir ailenin üç kuşak boyunca süren serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken okuma geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor.
Kitap üç ana bölümden ve 92 alt başlıktan oluşmaktadır.
Yüzyılımızın başında Padişah Abdülhamit’in son yıllarında küçük bir dükkan sahibi, ilk Müslüman tüccarlardan Cevdet Bey’in tutkusu hem işlerini büyütmek, zenginleşmektir, hem de “Batılı Anlamda” çağdaş modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan kendi geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen yalnız ve tüccar Cevdet Bey’in ve oğullarının günümüze uzanan hikayesi bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin özel hayatının da hikayesidir.
Olaylar hikayenin kahramanı Cevdet Bey’in evlenmeden önceki hayatından başlar. Cevdet Bey annesi ile birlikte oturan bekar bir genç adam olup evlenmeyi düşünmektedir. Evlenmek istediği bayan Batı terbiyesi almış tahsilli, iyi ve soylu bir ailenin kızı Nigan hanımdır. Nigan hanım Cevdet Bey’in tasarladığı bir bayan olup Şükrü Paşa’nın kızıdır. Bu evlilik görücü usulü gerçekleşir. Cevdet Bey Nişantaşı’ndan bir konak kiralar ve zaman içinde burayı satın alır. Olaylar bu konakta başlar.
Cevdet Bey o zamanın ilk ve tek Müslüman tüccarlarından biri olup kerestecilik imalatı ile meşguldür. Zamanla İstanbul’un bir çok yerinde kereste depoları olur. Cevdet Bey’in bu evlilikten üç çocuğu olur, Muhittin, Refik ve Ayşe. Muhittin babası gibi ticaretle ilgilenir ve evlenince de ailesi ile birlikte oturmaya devam eder. Refik ise ticaretten bir o kadar uzaktır, evde yaşamayı tercih eder. İçine kapanıktır, yazarlık denemeleri yapmaktadır. Ayşe ise öğrenimine eve gelen öğretmenler sayesinde devam eder, müzikle ilgilenir, annesi gibi o da Batı tarzında yetiştirilen bir bayandır.
Aile sosyetik bir yaşam tarzında kışları İstanbul’da yazları Heybeli adadaki yazlık evlerinde yaşarlar. Kitapta olaylar yıllar sonra Refik’in oğlu Osman’ın ağzından hatıra defterinden alınmış tarzda anlatılmıştır. Zamanla Nişantaşı’ndaki Cevdet Bey’in kagir konağı yerine bir apartman yapılır. Cevdet Bey vefat eder. Muhittin ve eşi ayrı eve taşınırlar, Refik’in eşi kendisinden boşanınca oğlu Osman ve annesi Nigan hanımla yalnız kalır. Bir süre sonra bunalıma girerek intihar eder. Osman’ın annesi Perihan Refik’ten ayrılınca başka biriyle evlenir, Ayşe ise İstanbul’dan uzakta bir memurla evlenir, o da aileden ayrılır.
Osman bir üniversite öğrencisi olup zamanında babası Refik’in kaleme aldığı bu hikayeyi tamamlar.

Asrın Operasyonu Hakan Türk

Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak sahip olduğumuz topraklar stratejik öneminin yanısıra doğal güzellikler bakımından da önem arzetmekte ve tabii olarak bilhassa komşu ülkelerin dikkatini çekmektedir. Sıcak harpler döneminin kapanmış olduğu çağımızda, dünya ülkeleri artık soğuk savaş metotlarını kullanarak gayelerine ulaşma yolunu seçmektedirler. Güzel ülkemizin de üzerinde çok yoğun bir soğuk harp karmaşası söz konusudur. Ülkemiz üzerinde gizli düşmanlar çok yoğun istihbarat faaliyetleri yürütmektedirler. Gizli emellerine ulaşabilmek maksadıyla, icap ettiği taktirde terör faaliyetlerine de yasal olmayan ve gizli bir şekilde destek vermektedirler.
Ülkemiz üzerinde kaynatılmakta olan cadı kazanı her ne kadar tehlikeli ve karmaşık olsa da genç ve dinamik Türkiye Cumhuriyeti devletinin iç ve dışta ayakta kalmasını canları pahasına koruyacak ve idame ettirecek kahramanları vardır. Bu kahramanlar başta Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, Milli İstihbarat Teşkilatı, Emniyet Teşkilatı İstihbarat birimleri ve takdire şayan diğer devlet birimleri personelidir.
EYLÜL 1998’te yapılan son MGK toplantısında alınan gizli kararlar gereği değişen güvenlik konseptinin sonucu: Artık Türkiye PKK örgütüne destek veren ve Abdullah ÖCALAN’I barındıran Suriye’ye karşı ilk kez rest çekerek “güç gösterisi” politikasına girmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Atilla Ateş, Hatay’ın Reyhanlı İlçesinde halka hitaben yaptığı konuşmada PKK terör örgütüne destek veren Suriye’yi uyarmıştır.
Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman DEMİREL; TBMM.’de yapmış olduğu konuşmada “Suriye’ye karşı sabrımız taşmak üzeredir, mukabelede bulunma hakkımızı saklı tutuyoruz.” Mesajını tüm dünyaya ilan etmiştir. Bu kanlı terör örgütü lideri ve komuta grubunu topraklarında barındıran ve terör örgütü lideri ve komuta grubunu topraklarında barındıran ve açık destekçisi olan Suriye hükümetine çok net, anlaşılır, haklı ve etkili nihai uyarı idi. Gerilimin artmasından endişe duyan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek, arabuluculuk yapmak maksadıyla, Ankara’ya gelerek temaslarda bulunmuş ama beklediği ilgiyi Türk Makamlarından bulamamıştır. Baskılar sonucu ÖCALAN’ın Suriye’yi terkettiği tespit edilmiştir. Abdullah ÖCALAN Moskova civarında barınırken, Türkiye tüm Avrupa ülkelerini sızma girişimine karşı resmi olarak uyarmıştır.
Köşeye sıkışan ve ne yapacağını bilemez duruma gelen terörist başı Rus resmi makamlarından resmen sığınma ve iltica hakkı talep etti. Rus makamlarının, ÖCALAN’ın talebine sıcak bakması, Türkiye’nin kararlı ve çok sert tavrıyla karşılaşmasına sebep oldu. Türkiye – Rusya ekonomik ilişkilerinin sarsılması durumunda Rusya’nın ne kadar büyük bir zarara uğrayacağı, Türk ekonomisine ne denli bağımlı oldukları Rus yetkilileri tarafından bilinmekteydi. Türkiye Cumhuriyeti devletinin şimşeklerini üzerine çekmek Rusya için olabilecek en kötü durumlardan biridir. Neticede terörist başının Rus topraklarında bulunması ve bunun Türkiye tarafından bilinmesi Rusya’nın tamamen aleyhine idi.
Abdullah ÖCALAN farklı bir isim kullandığı pasaportu ile Roma yakınlarında bir hava limanında yakalandı ve kalp rahatsızlığı nedeniyle, kalmakta olduğu Regina Celia cezaevinden alınarak Palestirina kliniğine götürüldü. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı Abdullah ÖCALAN’ın iadesi konusunda ilk resmi başvurusunda bulundu.
4 ŞUBAT 1999 günü 4 gün kadar ortadan kaybolmuş olan terörist başı muhtemelen bir telefon görüşmesiyle yerini belli etmiş MİT, CIA’dan aldığı teknik destekle ÖCALAN’ın Nairobi’deki Yunan elçiliği ikametgahında olduğunu tespit etmiş ve bilgi Ankara’ya intikal etmiştir. Ankara’da devletin zirvesinde yapılan değerlendirmede ÖCALAN’ın yakalanması için bir operasyon yapılması kararı alınmıştır.
15 ŞUBAT 1999 tarihinde Yunan Büyükelçisi Kenya’lı yetkililerle görüştükten sonra Abdullah ÖCALAN’a Avrupa’ya gönderilmesi için Nairobi uluslararası havalimanında bir uçak hazırlandığını söylemiş, hatta kendisinden de bu uçakla yolculuk edeceğini taahhüt etmiştir.
Yine de Abdullah ÖCALAN, dokunulmazlığı olan Büyükelçinin otomobili ile gitmek istemiş, neticede beş araçlık konvoy Büyükelçilik’ten ayrılmış, hareket edilir edilmez tuhaflıklar başlamıştır. Terörist başının üç polisle içinde bulunduğu araç hızla hareket etmiş ve konvoydan kopmuştur. Bu esnada Abdullah ÖCALAN bir iğne ile uyutulmuş ve Türk Timinin beklediği özel uçağın kapısına kadar ilerlemiş ve uçağa teslim edilmiştir. Haini taşıyan uçak 03.49’da Bandırma’ya iniş yapmış ve kanlı terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah ÖCALAN İmralı Cezaevi’ne nakledilmiştir. Bu aşamada tarih 16 ŞUBAT 1999’u göstermektedir.
Terörist olarak nitelenen devletler; Küba, İran, Irak, Libya, Kuzey Kore, Sudan ve Suriye’dir. Türkiye için tehdit oluşturan terör örgütleri ise Hizbullah, Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu (ASALA), Kürdistan İşçi Partisi (PKK), Devrimci Halk Kurtuluş Partisi /Cephesi (DHKP/C)’dir. Terörle mücadelede çok sayıda şehit ve yaralı verilmiştir. Bunlar;
• 4.219 şehit, 9.053 yaralı olmak üzere toplam 13.272 asker,
• 1.387 şehit, 2.216 yaralı olmak üzere toplam 3.603 diğer güvenlik güçleri,
• 5.316 ölü, 5.903 yaralı olmak üzere toplam 11.219 sivil kişilerdir.
Terörist Başı Abdullah ÖCALAN 20 bin suçtan yargılanacaktır. Bu suçlar; 08.11.1984 tarihinde Şırnak Karageçit Köyü’nde 5’i kadın, 4’ü çocuk 9 vatandaşımızın ölümünden, 07.08.1999 tarihinde Bitlis Ahlat Aşağıoluk Köyü’nde bir vatandaşımızın ölümüne kadar olanları kapsamaktadır. Abdullah ÖCALAN’ın verdiği sayfalar dolusu ifadelerin satır başlarına göz attığımızda kimin kiminle nasıl bir ilişkisi olduğunu görülebilir. Özetle bunlar;
35 bin kişinin ölümünden ben sorumluyum. Bunu kabul ediyorum. Şimdi bütün örgüte “kan dökmeyin” çağrısını yapıyorum. Ben hata yaptım. Başlangıçta bağımsız kürdistan adıyla bir devlet hayali kuruyordum. Ancak zaman içerisinde kürt halkına, Türk devleti tarafından tanınan haklarla bu fikrimi değiştirdim. Artık Türk ve kürt halkının aynı sınırlar içerisinde, kardeşçe yaşayabileceğine inanıyorum. Kadınlara düşkünlüğümü herkes biliyor. İnkar etmiyorum. Bu benim zaafım. PKK’nın kurulduğu günden bu yana çok sayıda kadınla birlikte oldum. Sayılarını hatırlamıyorum. HADEP, PKK ile direkt bağlantılı bir parti. HEP ve DEP’te öyleydi. Ben her zaman HADEP yöneticilerine TC yasalarını zorlamamalarını söyledim. Yunanistan makamları beni önce Kenya’ya sonrada Güney Afrika’ya götürme sözü verdi. Kenya’ya gittim. Kenya’da yakalanışım ise nasıl oldu hiç anlamadım. Havaalanına doğru ilerliyorduk. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda kendimi uçakta buldum. Karşımda Türk güvenlik görevlileri vardı.
Kitap, Türkiye’nin yıllardır en büyük sorunu olan ve ülkemizin güçlenmesini istemeyen veya bir biçimde Türkiye’den bazı menfaatler sağlama peşinde olan ülkelerin desteğiyle beslenen PKK terör örgütünün iç yüzünün detaylı bir biçimde ortaya serilmesi ana fikri temelinde şekillendirilmiştir. Yazar, bu ana fikir çerçevesinden ayrılmadan uluslar arası terör kavramını açıklayarak belli başlı terör örgütlerini ve bunları destekleyen ülkeleri açıklamıştır. Ayrıca ülkemizin bütün güvenlik birimlerinin koordineli bir biçimde asrın son büyük operasyonunu başarıyla gerçekleştirmişlerdir. Bu türden operasyonlar için Türkiye’nin her açıdan hazır ve donanımlı olduğu, ön plana çıkan diğer bir önemli noktadır.
Kitabın içeriğinin ülkemiz kamuoyu açısından yeni olan tarafı, Abdullah ÖCALAN’ın yakalanmasını bütün detayları ile açıklaması ve PKK’nın bağlantılı olduğu diğer kişi veya kurumların dış bağlantılarını ayrıntılı olarak ortaya koymasıdır. Titiz ve dikkatli bir çalışma ve derinlemesine bir araştırmanın ürünü olan kitap konunun ilgilileri için önemli bir başvuru kaynağı olacaktır.