Dostluğun Gücü Alan Loy Mc Ginnis

“Dostluğun gücü “isimli bu kitap, dört ana bölümden oluşmuştur. Bu bölümler;

- İlişkileri derinleştirmenin beş yolu,
- Yakınlık kurmanın beş yolu,
- İlişkiye zarar vermeden olumsuz duygularla başa çıkmanın iki yolu,
- İlişkilerin kötüye gitmesi durumunda karşılaşabileceğimiz durumlar.

Yazar birinci bölümde; insanların çok zengin, iyi bir işinin ,iyi bir eşinin olması durumunda bile çoğu kez mutlu olamadıklarını gözlemlemiştir.Bu insanların mutlu olabilmeleri için;sıkıntılı günlerinde ya da zamanlarında en az onun sıkıntılarını paylaşabilecek bir yakını ya da dostunun olmasını , hiç haber vermeden evine ziyaret edebilecek dostunun bulunmasını, ihtiyacı olduğunda kendine borç verebilecek birinin ya da birilerinin bulunması gerektiğini dile getirmiştir.

Yazar; yakınları açısından gerçek mutluluğu dostların miktarında değil, değerinde ve seçilmiş olmasında olabileceğini dile getirmiştir. Yazar; ayrıca mutlu olabilmek için sevginin, şeffaf olmanın, dürüstlüğün, sıcak olmanın, duygularınızı zaman zaman açığa vurma cesareti göstermenin şart olduğunu ortaya koymuştur.

Yazar; mutlu ve güçlü olabilmek için sevgi boyutunun önemli olduğunu, bunun zaman zaman nezaket kuralları ile zaman zaman bir hediye ya da gösterilecek olan tebessümle elde edilebileceğini, bizlere küçük gibi gelen bu duyguların karşı tarafa müthiş etkili olduğu kanaatindedir.

Yazar; her zaman yönlendirici olmanın dostlukların gelişmesini önlediğini, dostlukların kalıcı olması için eleştirilerin ölçülü ve dikkatli olmasını, herkesi olduğu gibi kabul etme gereğini, başka ilişkileri teşvik edici şekilde olunmasının gerekliliğini ortaya koymuş, bunu örneklerle anlatmıştır. İnsanlarla yakınlık kurmak için; dokunma sanatını, övme sanatını, etkili konuşma sanatını iyi kullanmak gerektiğini, çocuklarla nasıl konuşulması gerekliliğinin önemli olduğunu, onlara onların anlayacağı dilden konuşarak onlarla mükemmel iletişim kurulabileceğini ve onların çok şeyler yapabileceği mesajının verilebilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Yazar; öfke gösterdiğimiz takdirde karşı tarafında gösterebileceğini ve hazırlıklı olmamız gerektiğini, daima iyi bir dinleyici olunmasının gerekli olduğunu, bu sayede kendilerinin dinlendiğini farkeden kişiler; kendilerine değer verildiğini düşünerek müthiş bir motive ile hem işlerine hem de hayata bağlanacaklardır demiştir.
Dostlukların güçlü, etkili ve kalıcı olmasını istiyorsak; daima ben merkezli olmamalı, zaman zaman başkalarının da fikirlerine hürmet etmeli, onları dinlemeli, kontrol bendeci olmamalıyız. Tüm bunlarla beraber, kendimizi daima başkalarının kontrolüne de bırakmamalıyız. Bu durum karşımızdakilerin güvenini sarstığı gibi bizlerin durumunu zedeler.

Bu değerlendirmelerin yanında kendimizi, olaylardan ve insanlardan uzak tutarak onların bize ihtiyaç duymasını bekleyemeyiz. Kısaca; “Kendisine ihtiyaç duyulmasına ihtiyaç duyan yönlendirici” durumunda da kalmamalıyız. Dostluk ve arkadaşlığınızın güçlü olmasını çok istersek; eleştirilerimizde dikkatli olmalı, kabul etme lisanını kullanmalı, dostları “Tek” olmaları için cesaretlendirmeli, yalnızlığa izin verilmeli, başka ilişkileri teşvik etmeli, ilişkilerdeki değişikliğe hazır olunmalıdır.

Dostlukların güçlü olmaları istenirse; iyi bir konuşmacı olmalıyız. İyi bir konuşmacı olmak için önce iyi dinleyen olmalıyız. Çünkü; “Kalbe giden yol, kulaktan geçer” sözü daima güzelliğini korumuştur. Tavsiye verilirken tedbirli olunmalı ve dinlerken güven ortamı oluşturulmalıdır.

Sonuç olarak; yazar, dost kazanmak için, sevginin, sabrın, güvenin, övmenin, nezaketli olmanın, iyi bir dinleyici olmanın, ölçülü eleştiri yapmanın, izin verme sanatının bulunması ve iyi kullanılması gerekliliğini ortaya koymuş ve etkili, ölçülü örneklerle bu fikirlerini pekiştirmiştir.

Susuz Yaz Necati Cumalı

Susuz Yaz, Necati CUMALI’nın, öykülerden oluşan, adını da içindeki bir öyküden alan kitabıdır. Yazar, avukatlık yaptığı yıllarda, hem memleketi olması hem de yaşamının önemli bir kısmını orada geçirmesi nedeniyle, İzmir’in Seferihisar ve Urla ilçelerine bağlı köylere ait deneyim ve izlenimlerini sunar bu kitapta. Yazılanlar her ne kadar kurgu olsa da, öykülerdeki isimler değiştirilmiş olsa da, söz konusu öykülerde yaşananlar gerçeğin ta kendisidir. Susuz Yaz’ı okuyup da Urla ve Seferihisar bölgesine gidenlerin gözünde hemen kitabın satırları canlanırken, bölgeyi iyi bilen biri için de kitabı okuyunca civarın dağları, dereleri ve ormanlarının canlı bir şekilde gözünün önüne geleceği kesindir.

Toplam onbir kısa öyküden oluşan kitapta, Necati Cumalı, gerçekçi köy hikayelerini toplamıştır. Toprak, su davaları, çekişmeler, kıskançlıklar, öç almalar, kavgalar, cinayetler, zorbalıklar ve köylümüzün, kasabalımızın bu konulardaki tutumu anlatılıyor bu hikayelerde. Aynı zamanda şair de olan yazarın bu özelliği konuları anlatış tarzına da yansımış görünmektedir. Olayları o kadar şiirsel bir dille anlatıyor ki okuyucu ister istemez kendisini olayın içinde buluyor. Kitaba adını veren Susuz Yaz’ın yanında on öykü daha vardır: Öç, Yenilmeyen, Dağlı ve Muharrem, Bıçak, Kaatil, Gülsüm Kıza Ağıt, Esma ile İsmail, Aktör, Aksinin Biri ve Selim’i Anarım.

Tiyatroya da uyarlanan Susuz Yaz’ın konusu adından da anlaşılacağı üzere “su”dur; Anadolu’da hep var olan, yüzyılımızın son çeyreğinde sınırları da aşıp uluslar arası, savaş çıkartacak kadar önemli bir hale gelen su paylaşımıdır. Mevcut suyun herkese yetmemesi üzerine, tarlasından su çıkan iki kardeş suyu sahiplenir. Çıkan su kavgası kardeşlerden birinin cinayet işlemesiyle sonuçlanır ve diğeri hapse girer. Ceza evine düşen kardeş evlidir ancak gelenek olduğu üzere suçu küçük üstlenir. Bir süre içerdeki kardeşiyle ilgilenen ağabey daha sonra geline göz koyduğu için kardeşinin ölüm haberinin geldiği yalanını bütün köye yayar ve nihayet böylece çaresiz kalan gelinle evlenir. Ancak yıllar sonra ceza evinden beklenmedik şekilde çıkıp gelen küçük kardeş olayları öğrenince kıyamet kopar.

Sinema uyarlamasında aynı adama âşık ana-kız rekabeti olarak gösterilen Öç’te ise köyün işsiz güçsüz haytasından kızını korumaya çalışan ananın durumu ve olaylarla hiç de ilintisi olmayan insanların trajedisi anlatılmaktadır. Ağabeyinden (Şerif Ali) farklı olarak gözü hep işinde olan küçük Mahmut aşk olayının en hak etmeyen kurbanı olarak, kendisini ve erkekliğini ispatlamak zorunda hisseden, bunu daha çok köylülerin ırz, namuz doldurmalarıyla yapan, kızın (Hacer) erkek kardeşi tarafından öldürülür. Köylerimizde yaygın olarak görülen tipik bir kız kaçma-kaçırılma ve bunu takip eden namus cinayeti olayıdır.

Yenilmeyen’de her şeyini yenilmez bir güreş devesine yatıran bir köylünün kıskançlıklar sonucu devesinin öldürülmesiyle beraber Batı Anadolu’daki deve güreşi geleneği en ince ayrıntısı ve terminolojine kadar okurlara sunulmaktadır. Anlatımdaki şiirsellik bir devenin ölümünü okur vicdanında bir insanınki kadar acıklı ve hüzünlü hale getirmektedir. Bıçak ise insanımızın silaha düşkünlüğünü işleyen, bir bıçağın köy çocuğunun arkadaşları ve büyükleri nezdindeki imajını nasıl güçlendirdiğini anlatan kısa öykülerden bir başkasıdır.

Dağlı ve Muharrem, Katil ile Gülsüm Kıza Ağıt öykülerinde sırasıyla zorbalık, kabadayılık, eğitimsiz ve kocasına tamamen mahkum olan kadının dramı ve bütün bunların karşısında sürekli bastırılan, horlanan, aslında pervasızlığa saygısından dolayı baş vurmayan insanların çileden çıkıp olanlara dur demesi ve kendini savunma ihtiyacı hissetmesi örnekleriyle anlatılmaktadır. Ezilen insanların haklılığını belgelemek istercesine söz konusu hikayelerde cinayet işleyenler yazar tarafından “katil olmalarına rağmen” o şekilde sunulmaktadır ki okuyucu farkında olmadan sempati duyar onlara.

Aktör ve Aksinin Biri öykülerinde ortak olarak insanlarımızın zayıflıkları, içinde bulundukları maddi güçlükler ve bu güçlükler nedeniyle kolayca yoldan çıkarılmaları, devlet memurlarına rüşvet verilerek ulusun ortak değerlerinin nasıl katledildiği anlatılmaktadır. Hayatta hiç bir amacına ulaşamayan sözde aktör, köylü ve kasabalının saf duygularını ve iyi niyetini sömürerek yaşayıp giderken, bir kereste tüccarı da kolcunun maddi açmazlarını ve içkiye düşkünlüğünü kullanarak ormanları talan etmeye devam eder. Tüccarın yolsuzluğu sanki kırk yıl öncesine ait değil de son birkaç yıldır yaşadığımız her türlü yolsuzluk, sahtekârlık, yüzsüzlük ve vurdum duymazlıkları sergiliyor gibidir. Öyküde yaşananlar günümüze adeta nazire yapıyor, bize çok alışık olduğumuz şeyleri bir daha hatırlatıyor.

Öykülerde görülen genel olumsuz havaya rağmen Selim’i Anarım adlı öyküde yazarın kendisi bile çalışkan Türk köylüsüne âşıktır. Elinde bulundurduğu tarla, bağ ve bahçelerini işleyerek, diğer bazı komşuların gerek kendi tembelliklerini bastırma dürtüsü gerekse kıskançlıkları nedeniyle sürekli saldırmaları ve dalga geçmelerine rağmen, etrafını cennete çevirmiştir köylü Selim. Engel olunmadığı, destek olunduğu hatta hiç değilse gölge edilmediği zaman insanımızın yapamayacağı şey yoktur.

Bu kitapta ele alınan konular ve sorunlar aslında yüz yıllardır Türk toplumunun yaşadığı sorunlardır. Yazar kişilerin çatışma ve didişmeleri yoluyla bizi bu sorunlara götürmekte, çözüme hiç de gerek olmadığını, problemin çözümü de içinde barındırdığını olayların inceleniş ve aktarılışı sırasında gayet açık bir şekilde vermektedir: Çözüm eğitimdir. Bu dava ve olaylar köyümüz ve köylümüz (bugün kentlimiz de buna dahil edilmeli) aydınlığa kavuşturulmadıkça sürüp gidecektir. Hatta bugün “kentli” demekte bir hayli zorlandığımız şehirlilerimizin bir çoğu da ironik bir şekilde aynı kadere mahkum olmuştur. Eskiden cehalet yüzünden sadece kırsal kesimde karşılaşılması muhtemel bazı olaylar kentlere kadar gelip dayanmıştır.

Hemen hemen iki çeyrek asır önce yazılmış ve eleştirilmiş olan konular ne gariptir ki hiç değişmeden bugün de karşımızda durmaktadır. Bu bakımdan Necati Cumalı’nın öyküleri güncelliğini, gerçekliğini ve sıcaklığını yitirmeyen öykülerdir. Tüm zamanlarda okunabilecek bir başucu kitabı olma özelliğini taşımaktadır. Su davası (Susuz Yaz), kız kaçırma (Öç), kabadayılık yoluyla para sızdırma (Dağlı ile Muharrem), boşanan kadının dramı (Gülsüm Kıza Ağıt) ve rüşvet, yolsuzluk, memleket kaynaklarını talan etme (Aksinin Biri) konuları hem köy hem kentlerimizde fazlasıyla yaşadığımız, alıştığımız ve iyice kanıksadığımız konulardır. İnsanımızı daha iyi tanımak için okunması gereken bir kitaptır Susuz Yaz.

Tutum Seçimler Shad Helmstetter

Gün boyunca içinizde duygular yaratan pek çok şey olmasına rağmen, bir şey hakkında ne ‘hissettiğinizi’ bir kez bile bilinçli olarak düşünmeksizin bütün bir günü geçirmek mümkündür.
Davranışınız yaptığınız eylemler hakkında bilinçli olarak bir kez bile düşünmeksizin bütün bir günü geçirmek de mümkündür. O anda yalnızca, çevrenizde ve kendi içinizde olanlara son derece normal, her günkü gibi tepki veriyorsunuz.
Bu oluşurken, beyniniz yavaşlayıp, şimdi ne yapacağını söylemenizi beklemez. O sadece son hızla ilerler ve ona ulaşan her sinirsel dürtüye ve duruma, sayısız dosyalarını araştırarak, uygun eylemi veya tepkiyi belirleyerek eyleme geçerek, duyguyu yaratıp, düşünceyi akla getirerek ve duruma kumanda ederek tepki verir. Beyniniz tüm bunları, siz farkında bile olmadan yapar.
Bu yüzden beynimize her an ne yapması gerektiğini söylemeye ihtiyacımız yok. O işini büyük ölçüde bizim bilinçli bir müdahalemiz olmaksızın gayet iyi yapar. Fakat bu aynı zamanda işlerin çoğu zaman istediğimiz gibi gitmemesinin de nedenidir.
Beyniniz – Otomatik Pilotunuz
Bu olay adeta uçağımızı otomatik pilota bağlayıp geriye yolcu bölümüne geçip güzel rahatlatıcı bir şekerleme için bir koltuğa kurulmaya benzer. Bunu yaptığınızda otomatik pilotu kullanan bilgisayarı kontrol eden programların doğru programlar olduğunu yalnızca umabilirsiniz. Ne yazık ki büyük sıklıkla otomatik programlar hiç de doğru programlar değildir.
Tutum Seçimleri
Tutum seçimleri bir şey hakkında nasıl hissettiğinizle ilgilidir. Kökeninde perspektif yani olaylara nasıl baktığınız yatar. Yaşamdaki olayları görüş tarzınız ve onlarla ilgili duygularınız bir seçim meselesidir.
Tutumlarınızın inançlarınız tarafından yaratıldığı doğrudur. Fakat bu programlarınızı şu andan itibaren kendinizin yapacağınız yeni tercihlerle değiştirebileceğiniz gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden herhangi bir şey hakkında ne hissettiğiniz daima sizin seçiminizdir.
İyi Bir Tutuma Sahip Olmak Gerçekten Ne Anlama Gelir
Tutum seçimleri tabii ki yalnızca kötü haber almak gibi bir şey hakkında nasıl hissettiğimizle ilgilenmez. Herhangi bir şey hakkında hissettiklerimiz bir tutum tercihidir.
Dış görünüşünüz hakkında ne hissediyorsunuz? Bu günkü hava hakkında duygularınız nelerdir? Kullandığınız araba? Yaşınız? Bankada olan ya da olmayan paranız? Gelecek hafta sonu yapacaklarınız? Telefonda son konuştuğunuz kişi?
Her şey hakkında iyi bir tutuma sahip olduğu görülen birisiyle karşılaştığınızda mesele yalnızca bu değildir. Bu kişi sadece tek tek bir çok konuda 0iyi bir tutuma sahip olma konusunda pek çok bağımsız seçim yapmıştır olaylara olumlu ve faydalı bir gözle bakma konusundaki bireysel seçimler bir araya toplanır ve bireyin olumlu bir tutumu olduğunu bize anlatan kişilik özelliğini yaratır.
Tutumumuz olarak adlandırdığımız bu kişilik nasıl hissettiğimiz konusunda yaptığımız veya yapamadığımız bütün seçimlerin toplamıdır.
Beynimize her zaman herhangi bir şey hakkında sizin nasıl hissetmeyi seçtiğinizi söylemek mantıklı gelir. Geçmişe ait programlarımız derin ve güçlü olsa bile içinizde bu eski tutum programlarını net bilinçli kararlı seçimlerle değiştirme yeteneği var.
Üzeri açılan kırmızı spor arabalardan kararlı bir şekilde hoşlanmayan arkadaşı hatırlıyorum bu hoşlanmama duygusu bu arabalardan birini kullanan hanımla çıkmaya başlayana dek sürdü hiç belli bir yiyeceği sevmeyen ama kendi.sine başka bir şey olarak sunulunca bilmeden ondan hoşlanan birini tanıdınız mı.yani bundan da anlıyoruz ki durumlar nötr dür; tutumunuz değildir